Sayısal Santrallar ve Mobil İletişim Dönemi

Münakalat – Muhaberat Mevzuatı | canakci | Ağustos 12, 2010 at 11:28 am

Dijital Santral Batisi


önceki yazı

önceki yazı

70’li yılların ortalarına kadar tüm Avrupa’da telefon işlerinin sahibi PTT isimli kamu kuruluşları iken özelleştirilme konuları o tarihlerde her tarafta birden tartışılmaya başlandı ve “PTT stratejiktir. Millidir. Özelleşmesi tartışılamaz…. Yabancıların eline geçerse maazallah, ülke aleyhinde kullanılabilir” gibi mütalaaların arasında tüm avrupada en sonunda satılmalıdır’cılar kazandı ve ülkeler PTT’lerini bir bir elden çıkarmaya başladılar. O dönem aynı zamanda hem AB’nin son şeklini almaya başladığı, hem de dijital teknolojinin yerleşmeye başladığı bir dönemdi.

80’li yılların ortalarına gelindiğinde Avrupa’daki devlet telekomlarının -demirperde ülkeleri dışında- tamamına yakını özelleştirilmiş durumda idi.

Özal böyle bir dönemde iktidara gelmişti. Türkiye’nin ekonomik tarihini inceleyenler şüphesiz geri dönüp dönüp hep o dönemde alınan kararlara bakacak ve düyunu umumi öncesindeki ilk kez borç alınan 1854 yılı ile 1984 yılını karşılaştıracaklardır. Tıkanmış ve hareketsiz kalmış atalet içindeki ekonomi o dönemde istikrazların (kamu borçlanmasının) yeniden keşfedilmesiyle ani bir dinamizm kazandı.

Türkiye’nin temel ihtiyaçları bürokrasinin azaltılması ve dünyada denenerek yararları kanıtlanmış özelleştirmelerin gerçekleştirilmesiydi. Ama bu kısmen yapılamadı, kısmen de yaptırılmadı. İktidarın gerçek bir iradeyle götürüp üzerine “satılık” levhasını asmak istediği her kuruluş, dişlerini gösterip “sensin satılık” karşılığıyla ona karşı saldırıya geçti. Bürokrasiyi azaltma macerasından da sadece ikametgâh ilmühaberinin kaldırılması işi başarılabilmişti. O da Özal iktidarlarının bitmesinden hemen sonra iki kat güçlenmiş olarak geri geldi. Sonuç olarak dışa açılmamızda liberal yöntemlerin hiç izlenemediği ve bürokrasinin Özal macerasından eskisinden bir kat daha da güçlenmiş olarak çıktığı bir gerçektir.

Türkiye’de evlerimize 1925’den itibaren girmeye başlayan ilk elektronik cihaz olan telefonların “PulseDial” tabir edilen bir sistemi vardı. Abone sıfırdan dokuza kadar rakamlardan belirli sayıda çevirince karşı tarafa bağlanıyordu. İlk başlarda bağlandığı sadece bir telefon memuresi olup esas bağlantı onun ve karşı taraf memuresinin fişler takarak aboneleri bağladığı bir sistemden oluşmakla birlikte zamanla elimizdeki apereyin çevirdiğimiz sayısı kadar defa iki ucu kısa devre yaptırtarak karşı santraldeki ucu elektromıknatısla dönen bir komütatör yardımıyla talep ettiği abonenin ucuna bağlandığı “otomatik santral” denilen sistemler geldi. Santralde sürekli dönen bu elektromıknatısların oluşturduğu dayanılmaz gürültünün yanı sıra çok sık arızalar yaşanır ve neredeyse gün boyu bakım gerekirdi.

Zamanla darbe kodu kiplemeli (PCM) zaman bölüşmeli çoklamalı (TDM) tabir edilen ve tek hat üzerinden belirli sayıda aboneyi ayni anda görüştürebilen sistemlere sahip “otomatik” santrallere dönüşse de 80’li yılların ortalarına kadar olan 60 yıl boyunca bu sistemin önemli bir gelişme sağladığını söylemek imkânsız. İmtiyazlı olmayan bir abonenin telefon başvurusuna ancak 15-20 yılda cevap verilebiliyordu ve hala kentlerde şehir merkezlerindeki evlerin büyük çoğunluğunda hala hiç telefon bulunmamaktaydı.

83’deki birinci Özal iktidarı döneminde yapılan yatırımların belki de ilk ve en önemlisi dijital santrallerdir. PTT’nin T’si TT olarak ayrıldıktan sonra hükümet kanada firması NorTel ile anlaşıp Türkiye’de ortak kurulan Netaş firması üzerinden dijital santral üretim ve enstalasyonunu başlattı. Daha sonra PTT’nin araştırma laboratuarını da ayrıca BTM (BellTelefon) lisansıyla santral üreticisi yapıp Teletaş adıyla(daha sonra Alcatel olup Fransızların eline geçecek olan) kamu ağırlıklı özel bir şirket haline getirdi. Tam gün sürekli sadece TT için üretim yapan bu şirketler kısa sürede Türkiye’nin telefon santralı açığını kapatıp her isteyene neredeyse bir günde telefon bağlayabilir hale geldiler.

Bu santraller önemli bir teknoloji devrimini de birlikte getirmekteydi. Yeni dönemde gereken internet, data, ses, görüntü, v.b. açılımları için eski “pulse-dial” sistemli analog cihazların tasfiye edilerek “tone-dial” sistemine geçilmesi zorunluluğunu biz bu dijital santraller sayesinde aşarak Avrupa’nın bizden ileri birçok ülkesinden daha önce analog santralleri tasfiye edebilme ve dijital çağa ulaşabilme fırsatına eriştik. Fırsat eğer iyi kullanılabilse idi daha sonra gelecek “internet” hizmetlerinde avantajlı konuma geçmemizi de sağlayabilirdi. Ancak öyle olmadı.

Ülkemizde ilk elektronik mektup hizmeti 28 Haziran 1984′de Ankara, İstanbul, İzmir, Adana, arasında başlatılmış. Hemen ardından bir sistem üzerinden birçok köyü otomatik telefon şebekesine bağlayacak olan multi-access (çok erişimli) özel bir radyolink kurulmuş. 

sonraki yazı

Sonraki yazı

Ama bunlar pratikte hiçbir derde deva olmayan münferit yatırımlar.  Gerçek ihtiyaç internet altyapısını oluşturmak üzere bu santralların hızla fiberoptik veri otoyollarına bağlanması ve abonelere hızla dağıtılması iken bu yapılmadı.  Kamu tekelimiz bu konularda adım atmakta ve internet altyapısını kurmakta çok gecikti.

Yorum gönder

Yorum göndermek için giriş yapmalısınız.