5651 sayılı yasanın getirdikleri

Münakalat – Muhaberat Mevzuatı | canakci | Kasım 6, 2010 at 4:30 pm

Bir suç mekanı !!??


önceki yazı

önceki yazı


5651 sayılı “interneti fişleme ve sansür” yasasının sansür öngördüğü unsurlar (8 unsurun 8’i de) aslında TCK ve diğer bazı yasalarda zaten daha önceden “suç” haline getirilmiş durumda bulunan ifade özgürlükleri ile ilgili.

Mesela “1951 tarih ve 5816 sayılı Atatürk’ü koruma kanunu” son (2009) AB ilerleme raporu’nda ülkemizdeki ifade özgürlüğünün önündeki engeller arasında sayıldı. Atatürk’ümüze hakaret edilmesi ile ifade özgürlüğü’nün ne ilgisi var? diyebilirsiniz. Bu demagoji olur. Devlet eğer bir kısım insanları, kavramları, tasvirleri ikonlaştırıp otoriter bir rejimin payandası olarak kullanmak üzere put haline getirmişse bundan mutlaka kurtulmak gerekir. Mustafa Kemal gibi Abraham Lincoln gibi tarihe geçmiş gerçek insanların ayrıca yasayla korunmaya ihtiyacı yoktur. Ama devlet bir totem yaratır ve vatandaşları onun önünden geçerken saygı göstermeye mecbur ederse bu gerçekten korkulacak bir şeydir.

Demokratik hukuk devleti olarak sayılan ülkelerin hiçbirinde böyle bir koruma kanunu yok. Ama mesela şeriat hukukuna göre yönetildiği ifade edilen ülkelerde var. Suudi Arabistan’da eğer Allah’a küfrederseniz başınızın kılıçla gövdenizden ayrılması cezası var. Orada Allah, devlet büyükleri ve daha birçok şey özel yasalarla korunmakta ve kral’a hakaretin de ölüme varan cezası var. Tıpkı 1984’ün Oşinya devletindeki Sevgi Bakanlığı’nın Büyük Birader’i sevmeyenlere işkence yapmakla görevli olması gibi.

Eğer Laik bir Demokratik Hukuk devleti iseniz yasalarınızda devlet büyüklerine, Türklüğe, milli ve manevi değerlere saygısızlık, halkı askerlikten soğutmak, müstehcenlik, genel ahlaka mugayir davranış gibi suç tanımları olmaz. Olamaz da. Eğer varsa değilsiniz. Çünkü bunlar düşünce ve ifade özgürlüğü tanımının içinde olan şeyler. İnsan hakkı. Böyle suçlar ihdas ettiğinizde ülkede insan hakları diye bir şey de kalmamış olur.

İnternet sansürü yasasının siteler için kapatma öngördüğü 8 unsurun 8’i de devlet yetkililerine vatandaşların ifade özgürlüklerini kısıtlama ve “insan haklarını kullanmasını engelleme” yetkisi vermektedir.

Örneğin Fuhuş (TCK md.227). Çağdaş demokratik hukuk devletlerinde böyle bir kavram yok. Genç bir A.B.D.’liye İngilizcede “adulterer” ne demek diye sorsanız bilmez. Duymamıştır. Kafasında böyle bir mefhum yoktur. Oysa vakti zamanında varmış. Amerika’nın eski zamanlarında zina işledi diye bir kadın soyulur, direğe bağlanır, saçları kesilir ve sırtına kocaman bir “A” harfi yazılarak öyle dolaşmaya zorlanırmış. Ama bunlar tarihte kalmış şeyler. Bugünkü hayat ondan çok farklıdır.

Çağdaş ülkelerde yetişkin insanların karşılıklı rızaya bağlı olarak cinsi münasebette bulunması insan hakkıdır. Devleti ve yasalarını ilgilendiren bir durum değildir. Tam aksine buna karışılması insanlık suçu oluşturur. Müstehcenlik(TCK madde.226) konusuna gelince, o da fiziksel olarak yapılanların (ses ve görüntü gibi) hayali kısmıyla ilgili olduğu için ifade özgürlüğü kapsamı içindedir. Fiziksel olarak yapmakta özgür olduğumuz şeylerin karşılıklı rızaya dayalı olarak odyovizüel ve basılı ortamlarda teşhiri, toplanması satılması ve dağıtılması niye suç olsun? Örneğin pornografi özgür dünyada gelişkin bir endüstri olmuştur. Üretimi ve tüketimi oldukça yaygındır. Devlet vergisini alır, gerisine karışmaz.

Müstehcenlik ve fuhuş yasakları aslında dinlerle ilgilidir. Şeriat hukukunun geçerli olduğu teokratik ülkelerde uygulanabilir. O ülkelerde insanlara fuhuş suçu isnat edilerek insanların belden aşağısı toprağa gömülüp (recm) taşlanarak öldürülmesi bile mümkün. Bu tür aşırı uygulamaların İslam’a uygunluğu da hep tartışılmıştır gerçi. Ancak, İslam hukukunun insan haklarıyla açık çelişkiye düştüğü bu gibi durumlarda hangisinin seçileceği konusunda açık bir tavır benimsemiş olmak gerekir. İnsan haklarını benimsemiş, laik demokratik hukuk devleti iddiasını taşıyan bir devlet halkına bu tür kısıtlamaları yasal olarak uygulayamaz. Uygulanmak istenmesi ile açık bir insan hakları ihlali olur. Müstehcenlik ve fuhuş yasakları uygulayan bir ülke demokratik değildir, laik değildir, hukuk devleti de değildir. Bunlardan hiçbiri sayılması mümkün değil.

Çocukların cinsel yönden istismarı (TCK md.103/1) ise tamamen başka bir şey. . Tüm dünyada ağır bir suç olarak kabul edilmesi ağır bir insan hakları ihlali oluşu, çocuğun hayatını istikbalini olumsuz etkilediği kabul edilmesi nedeniyledir. Dini bir tarafı yoktur. Tuhaf olan şey hukukun dinileştiği ülkelerde bu istismarın çoğu zaman dinen caiz(helal) kabul edilen şekillerinin bulunmasıdır. Burada çocuklara zarar verilmesini engellemek, telafi etmek, caydırmak gibi hedefler olmalı. Bunlara hiç kimse itiraz edemez. O yüzden pornografinin serbest olduğu ülkelerde “çocuk pornografisi” diye bir pornografi türü yok. Yasaktır ve pratikte de o tür malların özgür dünyadaki üretimi ve tüketimi yok denecek kadar azdır. Bu suçun yaygınlığı bakımından özgür ülkelerle özgür olmayan ülkeler arasında bir karşılaştırılma yapıldığında ortaya çıkan fark o kadar belirgindir ki “dinin ve özgürlük kısıtlamalarının bu suçu doğrudan teşvik ettiği” yönünde bir teori üretilebilir.

Sonuç olarak buradaki suç unsurunun çocuğun bizzat istismarı olacağı, bununla ilgili odyovizüel malzemenin çoğaltım, kullanım ve dağıtımının bizatihi bir “istismar” suçunu oluşturmayacağı da açıktır. İstismar suçuyla doğrudan bir ilgisi olmayan bu tür malzemenin çoğaltılması, saklanması, teşhiri ve dağıtımının suçun kendisi imiş gibi gösterilmesi gerçek bir demagojidir. Odyovizüel malzemenin insanları suça teşvik ettiği de tamamen aksi kanıtlanmış bir iddiadır. Gerçekte istatistikler pornografinin yaygınlaştığı ülkelerde cinsellikle ilgili suçların belirgin olarak azaldığını göstermektedir.

İntihara yönlendirme (md.84), uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırma (md.190), kumar oynanması için yer ve imkân sağlama (md.228), ve sağlık için tehlikeli madde temini (md.194) suçlarına gelelim. İnternet üzerinden bir maddeyi fiziksel olarak aktarma (ışınlama) teknolojisi henüz yok. Önümüzdeki yüzlerce yıl da bu konu bir fantezi olarak kalmaya mahkûm. İnternet üzerinden sadece bir kısım bilgiler, veriler, ses ve görüntüler aktarılabiliyor. Koku aktarılması işinin de eli kulağında, ama uyuşturucu maddeyi internet üzerinden aktarmak mümkün değil, kesinlikle. O halde internet üzerinden yapılabilecek şey sadece bunlarla ilgili “zararlı” kabul edilen fikirlerin aktarılması, yönlendirme ve teşviklerin yapılmasıdır. Oysa bunlar internetsiz olarak yüz yüze gelindiğinde bir kafede veya herhangi mekânda da yapılabilecek şeyler. Bunların olma ihtimali var diye kafe sahibinin içerdeki her konuşmayı dinlemesi, suç olduğunu kabul ettiği konuşmaları ihbar edip özel harekât timleri ile baskın verilmesini sağlaması, eğer bunu yapmazsa kafesinin devlet tarafından başına yıkılması caiz midir, uygun mudur? Bir polis devleti uygulamasından başka nedir?

Artık internette başıboş dolaşma ve destursuz aklımıza geleni yazma laçkalığımıza son veren yeni bir fişleme ve sansür yasamız var

Kumar konusunun da kamu tarafından muğlâk bir şekilde ele alındığı açık. Bir zamanlar ülkede birçok kumarhane resmen çalışmakta, yurt dışından insanlar ülkemize kumar oynamaya gelmekte idiler. Halen Kuzey Kıbrıs böyle bir yer. Şans oyunları, müşterek bahis, piyango, at yarışı gibi şeyler halen kamu tarafından rantı alınmak üzere zaten işletilmektedir. Suç haline gelmesi o alandaki kamu rantı imkânlarının kesilmesi kısılmasıyla ile ilgili olabilir. Sağlık için tehlikeli madde konusu da öyle. Ne giyeceğimiz gibi ne yiyip içeceğimiz de bürokrasi tarafından halen çok bir sıkı şekilde belirlenmektedir. Sağlık için alternatif imkânlar denememiz yasaklanmış. Riske girerek aynı ilaçları alternatif kaynaklardan daha uygun bedel ve şekillerle temin etme imkânlarımız yok edilmiş, bu konularda faaliyet gösterenler ağır suç işler konuma getirilmiş durumda.
sonraki yazı

Sonraki yazı


Bu yasakların hiçbiri daha sağlıklı, risksiz ve daha iyi bir hayat yaşamamıza katkı sağlamak üzere getirilmiş şeyler değil. Sadece hükümet etme rantlarını, bürokrasinin hayatımızdaki vesayet ve tahakkümünü arttırmakla ilgili, özgürlüklerimizi kısıtlayıcı engeller konumunda.

Yorum gönder

Yorum göndermek için giriş yapmalısınız.