Türkiye’de internet’in ilk yılları

Münakalat – Muhaberat Mevzuatı | canakci | Kasım 1, 2010 at 6:10 pm

İnternet de aslında insanların bireyselleşme ihtiyacından çıkmıştır.


önceki yazı

önceki yazı

Türkiye’de ilk olarak BBS mesaj bordlarının (1993) kullanılmaya başlamasının ardından henüz birkaç yıl geçmişti ki gerçek internet anlamına gelen USENET (NewsGroup’lar), WEB ve E-mail hizmetleri ile (1995) tanıştık. Daha sonra Superonline (Aralık 1996) gibi büyük servis sağlayıcılar da ortaya çıktı. 5 bin dolardan başlayan fiyatlarla kurulumu TV’de reklâm edilen ilk Türkçe web sitelerini de o yıllarda görmeye başladık. Ancak dial-up (çevirmeli ağ) bağlantılarımızın 14K’nın pek üstüne çıkamadığı bu dönemlerde içinde sadece yazı olan web sitelerine bile bakmak için çok beklenirdi. Dünyada da böyle idi. Sayıları daha o zamandan tüm dünya çapında milyonlara varan kullanıcının hep birlilikte bilgisayar ekranı başında sayfanın açılmasını beklediklerini kasteden “WorldWideWait” (dünya çapında bekleme) lafı o günlerden kalmadır. Tabii bizim beklememiz telekom şirketinin de kazançlarını katlayarak arttırmakta, faturalarımız kabardıkça kabarmakta idi.

1997 yılında Telekom’un bölgemizde DSL(Asymmetric Digital Subscriber Line) abone servisini (pilot olarak) başlattığını duydum. Bostancı telefon başmüdürlüğünde sordum soruşturdum başmüdür dâhil hayatında ADSL diye bir kelime duymuş olan hiç kimse yok. Acıbadem’deki başmüdürlükte bilen var ve zaten tüm abonelikler de sadece oradan yapılıyor. Başvuru kolay, dört sayfa bir forma kendinizle ilgili ayrıntılı bilgiler dolduruyor ve kurulum ücreti ödüyorsunuz. Modemler yine (94 yılındaki ilk cep telefonlarını da üretmiş olan) Netaş’dan. Fiyatı 300 dolar. Ama 128k gibi o zamanlara kadar hiç görülmemiş bir hız sağlayabiliyor. Modeminizi kendiniz alıp takıyor ve servisin başlamasını bekliyorsunuz. Günler geçiyor ama servis başlamıyor. İrtibat telefonu yok. Bulduğunuz kişi ya “bekleyin”, ya da “başlayacaksa başlamıştır” gibi yanıtlar veriyor, ama gerçek ilgilisini bilgilisini bulmak imkânsız… Bizzat gittiğinizde de öyle.

Nihayet söz verilen tarihten 3-5 gün sonra servis başlıyor. Arada hiç beklenmedik şekilde (gün boyu) kesintiler oluyor. Sorabileceğiniz hiç kimse yok. Aybaşı fatura gelmiyor. Ertesi aybaşı 1,5 aylık olarak doksan milyon lira gibi bir fatura geliyor. Yine de şükrediyoruz. Çünkü ondan önce dial-up bağlantıya mahkûm iken faturalarımız çok daha yüksekti. Evde koaks kablolarla birbirine bağlı 3 bilgisayarda 7/24 online olabilmek gerçek bir lüks.
Telekom da bunun farkında ki (tekel olmanın avantajını kullanarak) ertesi ay dehşetli bir zam yapıyor. Üç ay sonra yine dehşetli bir zam daha. Hızı da yavaşlıyor, beklenmedik zamanlarda uzun süreli beklenmedik kesintiler artıyor. Başvurabileceğiniz bir call-center henüz yok.

7 Aralık 1997 günü Ankara'da bir grup görme özürlünün Ankara Belediyesi'ni protesto etmek için yaptığı küçük mitingin cop kullanan ve görme özürlüleri döven belediye görevlileri tarafından dağıtılması görüntülerini televizyonda izleyen, AEE isimli lise öğrencisi Türk Net’in "Forum Güncel" sayfasına "emniyet görevlilerini eleştiren” birkaç cümle yazıp gönderir. Mesajın altına elektronik posta adresi ile kendi adını ve soyadını da yazar. 24 Aralık'ta sabah saat 03:30'da, 9 kişiden oluşan otomatik silahlı bir anti-terör timi AEE’nin Taksim'de ailesiyle birlikte kaldığı evi basar. Gözaltına alınan AEE Terörle Mücadele Merkezinde sorgulanır. 3 tim mensubu tarafından ertesi gün Karaköy Polis Karakolu'na teslim edilir. Burada da bir gece kaldıktan sonra, Cumhuriyet Savcığına çıkarılır ve ifadesi alınır. Daha sonra serbest bırakılır. Savcı önüne çıkana kadar üç gün gözaltında kalmıştır. Beyoğlu C. Savcılığı tarafından düzenlenen iddianame ile "devletin emniyet muhafaza kuvvetlerini alenen tahkir ve tezyif" suçlamasından dolayı TCK’nin 159/1 maddesine aykırı davranmaktan hakkında dava açılır. Suç tarihinde henüz 18’ini doldurmamış olan lise son sınıf öğrencisi sanık 1 Haziran 1998 günü Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi'nin kararı ile TCK’nin 159.maddesine aykırılıktan 10 ay hapis cezasına mahkûm edilir. Türkiye'de internette yayınlanan bir mesaj nedeniyle suçu sabit görülüp mahkûmiyet kararı verilen ilk örnek budur.

İnternetteki ifade özgürlüklerinin kısıtlanabilmesi için ayrıca bir internet yasasına hiç gerek olmadığını gösteren bu dava sırasında küçük yaşta birinin fikir ve görüş ifadesinin “”devletin kuvvetlerini tahkir tezyif”” olup olmayacağı ve henüz az sayıda internet kullanıcısı bulunan ülkemizdeki az aboneli özel bir foruma yazılanların “aleniyet” unsurunu oluşturup oluşturmayacağı tartışıldıysa da kararda hiç etkili olmamış… Kendi adını adresini açık bir şekilde yazmış olan çocuğun evine gece sat 03:30’da 9 kişilik otomatik silahlı bir antiterör timi göndermenin demokratik bir ülkeye uygun orantılı bir güç kullanımı gösteren bir mukabele şekli olup olmadığı ise hiç tartışılmadı. Günümüzde (2009 itibariyle) 3000’i aşan sayıdaki çocuk suçlunun (sadece taş atmak gibi suçlardan terörist sayılarak) hapiste tutulduğu göz önünde bulundurulursa AEE’ye verilen bu cezanın hafif bile kaldığı söylenebilir.

Orwellyen 1984 (Büyük Birader) toplumunun benim için en korkutucu yanı büyük birader’in bir anda duvarı kırıp oturduğumuz odaya doluşabilen uçan panzerli ve tepeden tırnağa silahlı özel harekât timleri değil. Beni korkutan esas şey büyük biraderin “bilgi” akışı üzerinde tam kontrol kurmasını sağlayan bir teknoloji altyapısına sahip olması…

Büyük Birader aslında halkın %15’inin doğrudan veya dolaylı desteğine sahip

George Orwell’in 1949’da yayınlanan ve dünyada 1923’den bu yana yazılan en iyi 100 eserden biri (ve en etkileyici distopya) olarak kabul edilen bu eserinin günümüz dünyasındaki çağrışımlarıyla yeniden önem kazanması teknolojiyi bilgi akışı üzerinde tam kontrol sahibi olma amacıyla kullanmak isteyen totaliter devletçi bürokrat zihniyetinin eserde çok canlı bir şekilde tanımlanmış olmasından dolayıdır.

Distopya’daki esas ülke Oşinya’da Barış Bakanlığı sürekli sürdürülen savaşı, Sevgi Bakanlığı işkence işlerini, Bolluk Bakanlığı kıtlığı, Gerçek Bakanlığı propaganda ve tarihi yeniden yazma işlerini idare etmektedir. Eski dil “yenikonuş” diye yeni bir dille değiştirilmiş, yeni dile “ikilidüşün” diye bir kavram entegre edilmiştir. Buna göre savaş barıştır ve mutsuzluk da mutluluktur.

sonraki yazı

Sonraki yazı


Örneğin yenikonuş’daki siyahın beyaz olduğunu sürekli zihnimize kazıyan “siyahbeyaz” sözcüğü aynı şeyle ilgili duygularımızın (parti istediğinde nefret edilir veya sevgi duyulur şekilde) 180 derece değiştirilebilir olmasını sağlamak içindir. Hoş olmayan şeylerin hoş görülmesini sağlayacak şekilde tarih de her an ihtiyaca göre (gerçek bakanlığı tarafından) sürekli olarak değiştirilmekte ve yeniden yazılmaktadır.

Yorum gönder

Yorum göndermek için giriş yapmalısınız.