Yeni İletişim Yasalarımız

Münakalat – Muhaberat Mevzuatı | canakci | Ocak 8, 2011 at 4:13 pm

Eskiden birilerinin cadı olduğunu belirleyip ateşte yakılmasına karar verebilen özel uzmanlıklara sahip rahiplerin idaresindeki engizisyon mahkemelerinin 1200 yıl kadar sürdüğü ve yaklaşık 75 milyon kişinin katlinden sorumlu olduğu hesaplanıyor

önceki yazı

önceki yazı

Size at binme izninden, posta ve telgraf nezaretine,
Daktiloların saltanat aleyhinde şeyler de yazılabileceği gerekçesiyle gümrükten geri döndürülmesinden, Telefon hatlarının döşenmesinin yasaklanmasına,
Yeraltının yılan çıyan için münasip, ancak insanlar için caiz olmadığından dolayı yapılmış metroya işletme izninin verilmemesine,
Radyo yayınlarının kamulaştırılmasından, PTT, TRT gibi ulaştırma hizmetlerinin tamamen birer kamu tekeli haline getirilmesine kadar adım adım gerçekleştirilen çeşitli mevzuatlardan bahsettim. ,

Genelkurmay izni dışında elektromanyetik dalgalar kullanılarak yapılan her türlü haberleşmenin ağır suç niteliği kazanmasından, CB telsiz (WalkieTalkie) kullandığı için hapsedilen 10 yaşındaki Timothy’den,
RTYK’ün kurulmasından, yayın durdurma cezalarına, Uydu alıcısı ruhsatlarından, faks lisansına, ve oradan faksı çekilen tüm belgelerin aslının PTT tarafından arşivlenme yükümlülüğüne, oradan bilgisayarlar ve internet ile ilgili mevzuatlara bildiğim ve duyduğum herşeyi size anlatım.

Sevgili okuyucu,
Ulaştırma Tarihimiz (Münakalattan Muhaberata Mevzuat) konulu bu yazı dizimizin sonuna yaklaşırken size nelerden bahsedip nelerden henüz söz etmediğimi bir defa daha hatırlamak istiyorum;

Daha önceki bölümlerde size internetle ilgili gelişmeleri ve yürürlüğe giren 5651 sayılı internet suçları yasasından oldukça ayrıntılı bir biçimde bahsetmiş, ama buna esas teşkil eden 12/10/2004 tarih, 5237 sayılı TCK’nın 226ncı maddesinden hiç bahsetmemiştim.

Bu maddenin yeniden tanımlanan şıkları müstehcen görüntü, yazı veya sözleri içeren ürünleri, fuhuş, ve “doğal olmayan” yoldan yapılan cinsel davranışlara ilişkin yazı, ses veya görüntüleri konu alıyor. TCK’nın en son şekli uyarınca bu suçların cezası 10 yıla kadar hapis ve 5000 işgünü karşılığı adli para cezası olabiliyor. Eviniz, mekanınız basılıp müstehcen görüntü, yazı veya sözler, fuhuş, ve doğal olmayan yoldan yapılan cinsel davranışlara ilişkin yazı, ses veya görüntüler yakalanarak el konulabilir.

Boylarımız farklı olsa da iletişim haklarımız ayni. Sonuçta hepimiz insanız

Bende hiç çıkmaz ki demeyin. Siz gerçekten hiç görmemiş bile olabilirsiniz. El koyulan bilgisayarınız ve sair cihazınız tarafından bu materyal bazı programlar marifetiyle ve sizin bilginiz dışında indirilmiş olabilir. Ya da internette sörf ederken dalgınlıkla veya gayri insiyaki bir tecessüsle tıklamış, sonradan farkına varınca kendiniz silmiş dahi olabilirsiniz. (TİB uzmanının söylediğine göre bu malzemenin silinmiş olanları bile yakalanabiliyor.) Uzmanlar içindeki müstehcenlikleri ve görüntülerin “”doğal olmayan yoldan”” (her ne demekse) yapılan cinsel davranışlarla ilgili olduğunu belirleyebiliyorlar.

Yakalanan malzemenin içindeki görüntüsünden bir kişinin yaşının tespit edilmesi tamamen ayrı bir ihtisas konusu.. Bunu ülkemizde adli bilişim yada adli tıp yapıyor. Görüntülerinden bakıp sizin kesinlikle 25′den fazladır diyebileceğiniz kişilerin meğer aslında 18′den küçük olduğunu belirleyebiliyorlar. Kaynak siteye erişimin engellenmiş olup olmaması ya da orada obje kişilerin yaşının 18 üstü olduğunun açıkça ifade edilmesi de sizin suçunuzu ortadan kaldırmamaktadır. Sonuçta sizi uzun bir yargı süreci bekliyor. Biraz uzun sürebilir (bu tür teknik araştırmalar bin gün felan sürebiliyor). Ama bilirkişi ve adli tıp sonunda resimdeki kişinin kemik yaşını henüz 18′den gün almamış üstelik ruhsal ve fiziksel olarak etkilenmiş olduğunu belirlerse o zaman siz korkunç bir suçun mahkumu olarak teşhir edileceksiniz. (Ne kadar masum görünüyordunuz, meğer aslında sapıkmışsınız.) “Bu çok saçma” ifadesi sadece bir kişisel yorumdan ibarettir. Hukuki bir değerlendirme değildir. Bu yasalar uygulanmaya başlandıktan sonra içine düştüğü duruma katlanamayıp intihar eden yurttaşlarımız da oldu..

Yargıtayda herbiri binlerce sayfalık 1,5 milyon dosya birikmiş. Her sene artarak ertesi yıla devrediliyor. Bu kadar çok yasa ve yasakla yargı nasıl işin altından kalkabilecek

İletişim mevzuatıyla ilgili son yasalarımızdan birisi de yeni Evrensel Hizmet Kanunu No: 5369
İsminde evren geçmesine karşılık burada kasdedilen hizmet Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde coğrafi konumlarından bağımsız olarak herkes tarafından erişilebilir, önceden belirlenmiş kalitede ve herkesin karşılayabileceği makul bir bedel karşılığında asgari standartlarda sunulacak olan, internet erişimi de dahil elektronik haberleşme hizmetleri ve bu kanun kapsamında belirlenecek olan “”diğer”” hizmetleri, kapsıyor.
Kanunla 38 kişilik kadro, 3 şube müdürlüğü ile yeni bir daire başkanlığı ihdas edilmektedir. Vatandaşlar olarak bize yeni herhangi bir hizmet getirilmesi söz konusu değil. Sadece bedeli mukabili zaten almakta olduğumuz hizmetlerin bedelini biraz daha yükseltecektir.

Elektronik haberleşme sektöründeki herkes, her firma yıllık satış hâsılatının % 1′ini, yetkilendirme ücretinin % 2′sini, hazineye ödeyecekleri payın % 10′luk kısmını, verdiği idari para cezalarının % 20′sini, ve giderlerinin karşılanmasından sonra kalan miktarın % 20′sini, bu yeni kuruma ödeyecek.

Size şimdiye kadar bahsetmediğim ve aslında belki diğerlerinin hepsinden önemli olan bir başka mevzuat 10 kasım 2008 tarih ve 5809 sayılı haberleşme yasamız

Elektronik haberleşmeyle ilgili tüm araç gereç, mal ve hizmetlerin üreticileri, servis sağlayıcıları ve tüketicileri olarak bu ülkede yaşayan hepimiz bu yasanın hükümlerine tabiyiz. Ekleriyle birlikte kocaman bir kitap boyutundaki bu yeni yasamızı baştan aşağı okumanızın çok güç olduğunu bildiğimden önemli kısımlarını aşağıda size sıkıcı gelmeyeceğini umduğum bir biçimde özetlemek istiyorum.

Yasada amaç etkin rekabetin tesisi, tüketici haklarının gözetilmesi, hizmetlerin yaygınlaştırılması, kaynakların etkin ve verimli kullanılması, teknolojik gelişim ve yeni yatırımların teşvik edilmesi gibi olumlu görünen ifadelerle tanımlanmıştır. Ancak toplam 67 madde ve ekleri ile ayrıntılı bir şekilde okunduğunda, bu yasanın belirtilen amaçla çelişir bir şekilde inzibati bir teşkilatlanmayı ve hiçbir açık bırakmadan sektördeki tüm kurum, kuruluş, hizmet araç gereç, yazılım gibi kavramları herşeyi ile ve en otoriter bir biçimde kamusal kayıt ve kontrol altına almayı, sektör yetkililerine ve tüketiciye hiçbir inisiyatif bırakmamayı amaçladığı izlenimi vermektedir.

Yasada bu amaç için bir “Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurulu” tanımlanarak 437 merkez, 203 taşra, ve ayrıca 85 kadar uzman kadrosu ihdas edilmiştir. Ayrıca Telsiz İşletme Müdürlüğü ve sektör kuruluşlarının içinde bilgi ve ihbar merkezleri oluşturulması söz konusudur.

Bildirimler yapılmadan, ruhsatlandırılmadan, güvenlik sertifikası alınmadan elektronik haberleşme tesislerinin kurulması ağır ceza konusu. Kurum resen veya ihbar üzerine, istediği zaman elektronik haberleşme sektöründe yer alan gerçek ve tüzel kişileri denetleyebiliyor, denetlettirebiliyor ve gerekli gördüğü hallerde, birilerine denetim yetkisi vermek suretiyle mahallinde de inceleme ve denetim yaptırtabiliyor. Uygun bulunmaması hallerinde, cihazların sahibine bu kanuna ekli ücret tarifesinde belirlenen ruhsatname ücretinin elli katı idarî para cezası her bir cihaz için ayrı ayrı uygulanabiliyor. Yasanın 60.- 63 maddelerinde ihlallere uygulanacak cezalar öngörülmüş. İhlalin niteliğine göre bin liradan on milyon liraya kadar idarî para cezası ile diğer idarî yaptırımların uygulanması sözkonusu…Denetlemelerde görülen aykırılık halinde kurum tarafından işletmecilere bir önceki takvim yılındaki net satışlarının yüzde üçüne kadar idarî para cezası uygulama, ayrıca (millî güvenlik, kamu düzeni veya kamu hizmetinin gereği gibi yürütülmesi ve kanunlarla getirilen hükümlerin uygulanması gibi amaçlarla, bla bla) gerekli tedbirleri alma, gerektiğinde tesisleri devralma yetkisi bile verilmiş. Kurum sektördeki herkesin Demokles’in kılıcı gibi tepesinde dikilip durmaktadır.

Sektörde çalışan her kuruluş abone kaydı sırasındaki bilgilerin gerçekliğinden, piyasaya arz edilen cihaz bilgilerinin (marka, model, seri numarası, cihaz türü, Uluslararası Mobil Cihaz Kimlik (IMEI) numarasının ve Tip Onay Kodu (TAC) numarasının doğruluğundan ve yasal olmayan(izni alınmamış) cihazların şebekeye bağlanmalarını engellemekten sorumlu tutuluyor.
Yasaya göre abone kimlik ve iletişim bilgilerini taşıyan özel bilgiler ile cihazların elektronik kimlik bilgilerini taşıyan her türlü yazılım, kart, araç veya gereç yetkisiz ve izinsiz olarak kopyalanamaz, muhafaza edilemez, dağıtılamaz,
Piyasa gözetimi ve denetimi, ölçüm ve denetim hizmeti yetki belgesine sahip onaylanmış kuruluşlar tarafından yapılacak.,

Yasanın (bana göre) en ilginç bir yönü de kodlu ve kriptolu haberleşmeyi konu alan 39. maddesi. Buna göre Telsiz haberleşme sistemleri üzerinden kriptolu haberleşme yapmaya sadece TSK, Jandarma, Sahil Güvenlik, MIT, EGM, ve Dışişleri yetkilidir. Bunun dışındaki herkes BTK tarafından belirlenip 23 Ekim 2010 Tarihli Resmi Gazete Sayı: 27738 ile yayınlanan KAMU KURUM VE KURULUŞLARI İLE GERÇEK VE TÜZEL KİŞİLERİN ELEKTRONİK HABERLEŞME HİZMETİ İÇİNDE KODLU VEYA KRİPTOLU HABERLEŞME YAPMA USUL VE ESASLARI HAKKINDA YÖNETMELİK hükümlerine tabi.

Kodlu veya kriptolu haberleşme cihaz/sistem ithal veya imal eden üretici yönetmeliğin 5.Maddesinde ayrıntılı şekilde belirlenen esaslar dahilinde başvuracak. Başvuracak yetkili kişi cumhuriyetin temel ilkelerine ve devletin güvenliğine karşı, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine, milli savunmaya vb, vb karşı suçlar, işlememiş kişi olacak…,,

Kullanılan kripto tekniği/cihazı ile ilgili belgeler ve kullanılacak elektronik haberleşme sisteminin teknik özellikleri, Kripto algoritması ve anahtarı, anahtar üretme, dağıtma ve yükleme modülü/cihazı, bu amaçla kullanılan tüm yazılım/donanım, gerektiğinde şifrenin çözülmesine imkân tanıyan yazılım ve/veya donanım, İki adet cihaz numunesi, var ise opsiyonel yazılımlar/donanımlar, aksesuarlar, ihtiyaç duyulması halinde bu cihazların testinde kullanılacak özel aparatlar,

Hepsi kuruma teslim edilecek…

İşte bu gerçekten çok komik.. Başvuracak yetkili kişinin hayatında bla, bla, bla suçlardan hiç işlememiş olması kolay da….Kripto tekniğinin algoritmasını felan “herrr bişeyini” getirip size teslim etmesi hiç mümkün değil. Bu tamamen olanaksız. Ondan canını vermesini isteyin daha iyi. Çünkü kripto sisteminin canı bu. Onu size verirse kendi elinde satacağı hiçbişey kalmaz ki?..

Bu konunun ateşlenmesi Suudi Arabistan devletinin BlackBerry telefonlarının üreticisi RIM’den kullandığı SMS kriptosunun anahtarlarını resmen istediği ve RIM’in de buna mecburen boyun eğdiği tevatürü üstüne başlamıştı. Ulaştırma bakanlığımızdan birilerinin “”Bize de versin”” şeklinde cahilce önerileri oldu..Sanıldı ki bu yönde bir yasa olursa RIM mecbur olacak, buradaki pazarı kaybetmemek için mecbur verecek. Oysa bu bence imkansız.

Eğer RIM (yukarıda özetlediğim yasa maddesinde öngörüldüğü şekilde) kendisinden istenen tüm bilgileri TİB’e verirse ortada BlackBerry kalmaz. Sadece türkiye pazarını değil tüm dünya pazarını kaybedebilir.

Bilgisayarların ülkemizde henüz yeni kullanılmaya başladığı zamanlarda bazı muhasebe yazılımlarının da satılmaya ve bazı işletmelerin bu yazılımları kullanmaya başlaması üzerine maliye bakanlığımız bir genelge yayınlamıştı.

Bilgisayarda muhasebe tutan tüm işletmeler (sürekli form kağıdındaki defter dökümü mizan çıktısıyla birlikte) kullandığı yazılımın bir kopyesini de diskette maliyeye teslim edecek… Tabii cahilce alınan bu kararın yürütülmesi mümkün değildi ve yürümedi.

Ama şunu biliyoruz. Devletimizin bizim bilmemizi istemediği birçok sırları, bizden gizlice gerçekleştirdiği sayısız uygulamaları var. Bunları asla bilmemizi istemiyor. Bu sırlarını bizden saklamak için yapmayacağı şey yok.. Kıyıdan köşeden bazıları bölük pörçük ortaya döküldüğünde, hiç saklanamaz hale geldiğinde kamu görevlisi devletliler telaşlanmaktalar. Öte yandan devletimiz bizim kendisinden herhangi bir şeyi saklamak istememize fena halde kızıyor.

Anayasamızın halen de geçerli 22nci maddesine göre ;

Herkes haberleşme hürriyetine sahiptir. Haberleşmenin gizliliği esastır. Kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça, haberleşme engellenemez ve gizliliğine dokunulamaz

Aslında bu hak bize bu anayasayı hazırlatan 12 Eylül cunta idaresi tarafından fazladan bağışlanmış bişey de değil. İnsan hakları evrensel bildirgesi Md.12′den kaynaklanmaktadır ve “kanunla yetkili kılmak”” konusu hariç neredeyse tüm dünyada evrenseldir.

Vatan hizmeti yapmaya askere gittiğimizde sevgilimize yazdığımız mektubu bir kamu görevlisinin okuması ve üzerini “Asker mektubu, Görülmüştür” şeklinde mühürlemesi gerekiyor. Tutuklu, hükümlü olduğumuzda da öyle. İllaki bir kamu görevlisi okuyup “Görülmüştür” yazacak. Tutuklu ziyaretine giden anası eğer anadili faklı ise tutuklu ile kendi dilinde konuşamaz. Dipçiği yer.

Bunlar da bence hiç normal değil, ama zaten “hürriyet tahdidinin sözkonusu olduğu” yani “özgürlüklerin sınırlandığı” özel durumlar olduğu için hoşgörebiliriz.. Peki biz özgürlüğü sınırlanmamış sivil vatandaşlar olarak anayasamızın 22. maddesinin bize tanıdığı haklara sahip miyiz?.

Eğer sahip isek devlet bürokrasisinin bizi dinleyemeyeceği şekilde “kriptolu” haberleşme yapabilme hakkına da sahip olmalıyız. O zaman bu yasa neyin nesi ki?… Devletimizin bize kriptolu haberleşme hakkı tanımaması, her özel konuşmamızı illaki kulağını dayayıp dinleyebilmek üzere özel yasal düzenleme yapması asla iyi niyetle açıklanabilecek bir şey değil.

Benzer bir durum ABD’de (1994) denenmiş. Teknik altyapısı tamam, arkasında hükümet, FBI ve başkanın imzası olduğu halde uygulanamıyor. Tabii orada da bunu “vatandaşın haberleşme gizliliğinin korunması” amacının kamuflajı altında deniyorlar.

Öneri şöyle: Herkesin bağlandığında kolayca dinleyebildiği “analog” telefon sistemlerinin kablolu ve mobil dijital sistemlere dönüşümü sırasında haberleşme otomatikman “kriptolu” hale gelecek. “Clipper” denilen çipin ürettiği escrow şifrenin bir anahtarı da ancak yargı kararıyla (FBI’nın ve yargının iki ayrı yetkilisinin birden izniyle) devlet tarafından kullanılabiliyor. Yani tam olarak bizim anayasada öngörüldüğü şekilde kanunla yetikli kılınma dışında yetkisiz “hiçkimse” tarafından dinleyemiyor. Bu şekilde anayasa gereği vatandaşın “haberleşme gizliliği” resmen sağlanmış oluyor.

İyi mi?. İyi diyenler var.. Ama aklı başında kimseler buna karşı çıkıyor. Devletin tüm bürokrasisi, iktidarı ve muhalefetiyle Clipper’a yandaş olması, teknik altyapısının da hazır olması ve üstelik ilave bütçe gerektirmemesine karşın bu proje uygulanamıyor. Uygulanması halk tarafından engelleniyor.

Şahsen ben de “”kanunla yetkili kılınan mercilerin”” istediği zaman dinleyebilmesine dayalı bir haberleşme gizliliği yerine herkesin istediğini gönlünce dinleyebildiği/dinletebildiği bir haberleşme gizsizliğini her zaman tercih ederim. Amerikan halkının bu konudaki etkili sağduyusunu kutluyorum. Bizde de ayni sağduyunun gelişmesini umuyor ve diliyorum..

BASTA.. Güzel günler de bir gün gelecek.. Bir gün tanımadığımız etmediğimiz birileri bizim (ve çocuklarımızın / torunlarımızın) namı hesabına, hepimiz uymakla yükümlü olacağımız “acayip” bazı yasa ve yasakları “””Önerilerinize sunuyorum..... Kabul edenler,..... Etmeyenler.... Kabul Edilmiştir !!!! “” diyerek şıp diye yürürlüğe sokamayacak

20. yüzyılın ortalarına gelindiğinde fosil enerjisine dayalı otomotiv ve savaş endüstrileri öne çıkmış, birbirinden özde çok da farklı olmayan (komünist ve kapitalist) iki kutuplu bir düzen üzerinden hükmeden ‘devletçi’ rejimler tüm dünyaya hakim olmuştu.

İlanihaye sürmesi imkansız olan bu düzenlemeyle ilgili ilk ciddi sorunlar daha otoriter bir düzeni olan komünist demirperde dünyasında ortaya çıktı. Önce son imparatorluk, SSCB’nin kurduğu demirperde çöktü (1989). Daha sonra Çin ekonomide kapitalist kuralları benimseyen bir modele geçti. Bu şekilde dünyanın artık tek kutuplu (kapitalist) bir düzene kavuşmuş olduğu yazıldı, çizildi. Oysa bunun da istikrarlı bir model olması imkansızdı. Emeği veya kapitali kollayıp kayırma üzerinden enerji, otomotiv ve savaş endüstrilerinin öne çıktığı milliyetçi, militer devletçi düzenleri sürdürmek artık kesinlikle mümkün değil.

Nitekim, aslında işaretleri çok daha önceden belirginleşen ve Lehman Biraderler’in çöküşüyle (2008) artık herkesin farkına vardığı son büyük buhran, aslında bugün artık sürdürülmesi imkansız hale gelen paradigmanın iflasına da işaret etmektedir.

Yüz yıla yakın bir süreden beri ‘dünyanın en büyük şirketi’ ünvanını koruyan GM bugün parçalanıp yıkılma durumunda. İmaja dayalı hayali paralar üretebilen büyük sermaye şirketlerinin de itibarları iki paralık oldu ve artık bir bir çökmekteler. Büyük savaş makinelerinin artık hiçbir gücü kalmamıştır. Sorun devletlerden ve bizzat bürokrasinin yönetme hırs ve iktidarından kaynaklanıyor. İşte o yüzden sorunun üstüne daha fazla ‘devlet’ iksiri dökülerek çözülmesi artık imkansız.

En büyük para dolar içten içe çürümesini sürdürmekte. Peşindeki bir sürü ülke parasıyla birlikte tamamen yıkılıp gitmesi zaman alacak kuşkusuz. Ama doların çöküşü, para bunalımıyla birlikte ulus devletlerin çöküşünü de getirecektir.

Tüm dünyada bütün insanların esas meselesi iş, aş, eş derdi. Öyle değil mi? Aslında en fazla korktuğumuz şey de yetersiz bilgi ve teknolojimizle sağlayabileceğimiz yaratıcılığın ve emeğimizin dünya pazarında beş para etmemesi. Üretimsiz ve işsiz kalmak. Dünya pazarlarındaki, iş piyasasına ulaşamamak girememek. Networking’i zayıf olmak. Dünyanın mezrasında kalmak! Dünyayı anlayamamak ve dünya tarafından anlaşılamamak…. İzole edilmek… Sahip olduğu çağdışı değer sistemleri yüzünden dünya tarafından aşağılanmak, horlanmak, ezilmek… Bugünkü bir dünya insanı için, hepimiz için, aslında tek hakiki tehlike bu…

Peki devletler, dinler ve bürokrasi bizim bu en büyük sorunumuza ne fayda getirebilirler ki? Devletler dinleri ve bürokrasiyi kullanarak bize kandırma, korkutma ve kışkırtma uyguluyor, üretimimizden yüklü paylar alıyorlar, ama fiilen ihtiyacımız olan hiçbir şeyi üretemiyor, üretilmesine herhangi bir olumlu katkı da sağlıyamıyorlar. Para basma, adımıza borçlanma, hayali para üretme hak ve yetkileri var. Ve onlar bu güçlerini ne kadar haşince kullanırlarsa, biz o kadar zayıflıyor ve güçsüz kalıyoruz.

Devletlerin ve temsili hükmi iradelerin sonunu getirecek dönüşüm (yeni Spartaküslerin ortaya çıkması ve halkı ayaklandırıp devrim yapması gibi girişimleriyle değil) ancak usul usul ve yeni teknolojilerin kullanıma girmesi sayesinde uzunca bir zaman içinde gerçekleşebilecektir.

Yeni teknolojiler üretim faktörleri arasında hem emeğin, hem de sermayenin payını küçültmektedir. İşimiz ve aşımız fosil enerjisi ve onun otomotiv endüstrisine olsun, harp sanayiine olsun, artık bağımlı olamayacak. Kandırma, korkutma ve kışkırtma ile insanları ve üretim kaynaklarını gaspederek herkese hükmetme döneminin sonuna gelinmiştir. Devletlerin gelir ve fayda kaynaklarının hepsini tek tek bulup hepsine birer hortum bağlama imkanları giderek azalmaktadır. Bürokrasinin, kendi gücünü kaybetmesi anlamına gelecek bu duruma karşı direnmesi ve kendi halklarıyla savaşmaya kalkışması beklenebilir bir durum ve beni çok korkutuyor. Çünkü bu direniş geçiş dönemini gerçekten çok uzun ve sancılı bir hale getirebilir.

Yeni dönemde insanların sürekli kendisini işyerine, yiyeceklerini de evine taşıması gerekliliği çok büyük ölçüde azalacak. Devletin kontrolunda olmayan paralar ortaya çıkıp bankacılığın sonunu getirecek. İnsanlar yiyeceğini evde kendisi üretebilecek, elektriğini, ve suyunu kendi çatısından sağlayabilecekler. İletişimini çok ve çeşitli şekillerde (ve illaki devletten ve başkalarından gizli (kriptolu) olarak), üretimini de bulunduğu yerden, bedenini bir başka yere taşıma gereksinimi olmadan gerçekleştirebileceğinden artık devlete kul köle olma devri belki sonunda tamamen bitecektir.

İnsan kusurlarına ve sürücü hatalarına dayalı trafik kazalarının da sonunun geleceğini söyleyebiliriz. Çünkü tüm ulaşım araçları otonom (yolu ve güzergahı belirleyip kendi başına hareket eden) kaza engelleme (collision avoidance) sistemine sahip araçlar haline gelecek. (Yayalar yola daldığında tüm trafik otomatik duracak. Nissan'ın çarpışmayan robot arabası BR23C (Eporo) bunun öncül bir örneği olarak görülebilir. Tasarımında sürü halinde dolaşan balıklar model alınmış. Öndeki geniş lazer tarayıcısı sayesinde görüşü geliştirilmiş ve herhangi bir şeye çarpmaktan sakınmak üzere hareket eden diğerleriyle (sürü halinde giden balıklar prensibiyle) koordinasyon kuruyor. Gelecekte birgün bunlar sürü halinde hareket ederek yolcu taşıdıklarında yanaşık düzende birlikte hareket edip hızlanarak trafik sıkışıklığına karşı çözüm de oluşturabilirler.)

Ülkemizdeki Münakalat ve Muhaberat Mevzuatına ilişkin burada anlatılanlar aslında işin çok küçük bir kısmı. Ulaştırma tarihimize ve mevzuatlarına ilişkin gerçek bir belgesel yazılsa belki yüz cilde sığmaz. Ama ben size burada bizzat kendi yaşadıklarımdan, gördüklerimden okuduklarımdan derlediğim genel vizyon sağlayacak bir özet vermeğe çalıştım. Sanırım işlerin nasıl yürütüldüğüne ilişkin genel bir fikir vermekte bu kadarı dahi yeterli olabilir. Ayrıca bunları derli toplu şekilde bulabileceğiniz bir başka kaynak da zaten yok. (aradım da söylüyorum).

Son olarak da şunu söylemek isterim. Ulaştırma, devletlerin kendi varlık nedeni olarak açıkladıkları eğitim, adalet, güvenlik gibi en temel 4-5 konudan birisi. Buradaki mevzuatla ilgili sorun olarak karşılaşabileceğiniz her şeyin diğer (adalet, eğitim, savunma) konularda paralel uzantıları bulunduğunun sanırım farkındasınızdır.

Çözümlerin de öyle. Kısa vadede sorunlar hep artar gibi görünüyor, istikamet tamamen ters yönde gibi görünse de, uzun vadede her şeyin doğrusunu bulacağını ve iyiye doğru gideceğini düşünebiliriz. Öyle düşünmemiz gerekiyor değil mi?

****Bitti****

Yorum gönder

Yorum göndermek için giriş yapmalısınız.