Sarıkamış Harekatı Faciası

Tarihte Neler Oldu | canakci | Şubat 7, 2011 at 4:26 pm

Bu ironik yazılı fotograf enverpasadergisi.com'dan alınmıştır.

2011 yılının ilk günlerinde Türkiye Cumhuriyetinin dışişleri bakanı diyor ki,

“”Sarıkamış’ta ‘Gerekirse doksan bin şehit için daha ant içtik’”

peehhh… Bunu hükümetin yetkili bir şahsiyetinin ağzından böyle bir şekilde duyunca acaba biz bu şehitleri orada nasıl vermiştik? sorusu çok büyük önem kazanıyor. Yani 1914 yılının aralık ayında Sarıkamış’da neler olduğunu doğru hatırlamamız aslında bundan 97 yıl önce orada yazlık giysiler içinde eksi 39 derecede donmaya terkedilmiş olan askerlere karşı hepimizin bir vicdan borcudur. Aklıbaşında bir ülke yönetimi için çok büyük bir utanç vesilesi olması gereken, normalde düşmanımızın bile başına gelmesini istemeyeceğimiz böyle ibretlik bir olay eğer cahillikten değilse başka nasıl böyle iftiharla bu şekilde dile getirilebilir?.

Yemen’den yazlık kıyafetleriyle (yaya olarak) yola koyularak 4 ayda Erzurum’a varıp (kasım 1914) Eleşkirt’de Rus Kafkas ordusunu durdurmayı başaran 3. ordunun genelkurmay belgelerine göre harekattan hemen önceki toplam mevcudu 190bin insan ve 60bin hayvan olup karşılarındaki Rus Kafkas ordusunun da mevcudu 100bin dolayındandır. Ancak osmanlının iaşe durumu korkunçtur. 6 aylık iaşe için gerektiği hesaplanan 88 milyon kilo hububat yerine ambarlarındaki mevcut sadece 1,25 milyon kilodur.

Giysisiz, iaşesiz durumdaki askeri -39 derecede düşmanın üstüne sürmeyi göze almayan Hasan İzzet Paşa Rusların peşine düşmez. (Orduyu Eleşkirt’de tutar) Başkomutan Enver Paşa Alman kurmay ve generalleriyle Erzurum’a gelerek hocası olan Hasan İzzet Paşa’ya çıkışır.

– Hatalı Davrandınız.. Başarılı olamadınız.. Şimdi hemen harekete geçip Rus Ordusu’nu yok edeceksiniz.
– Olmaz.. Havaları görüyorsunuz. Bu şartlar altında bir harekat faciaya dönüşebilir.
– Eğer hocam olmasaydınız sizi idam ettirirdim. !!!..

Olmaz.. Havaları görüyorsunuz. Bu şartlar altında bir harekat faciaya dönüşebilir.

Böylece hemen Hasan İzzet paşayı görevden azleden ve komutanlığı ondan devralan Enver Paşa askere bir konuşma yapar..

Ayağınızda çarık, sırtınızda paltonuz olmadığını gördüm.. Lakin karşınızdaki düşman sizden korkmaktadır. Yakın zamanda Kafkasya’ya gireceğiz. Orada her türlü nimete (ganimete) kavuşacaksınız. İslam aleminin bütün ümidi sizsiniz !!!

Zemheri denilen kışın en soğuk günleridir. Kar kalınlığı yer yer bir metreyi geçiyor, sıfırın altında 39 derece soğuk düşmandan daha tehlikeli… Gündüz başlayan yürüyüşte yumuşayan çarıklar gece donmaya, ayakları mengene gibi sıkmaya başlamaktadır. Adım atmak neredeyse imkansız.. Askerler donmamak için oldukları yerde atlıyor, zıplıyor, kendini yerden yere vuruyorlar ama nafile.. Ayak parmaklarından başlayan donma yavaş yavaş tüm vücutlarına yayılıyor. Kimi yere çömelmiş, kimi oturmuş, kimi yuvarlanmış, kimi bir ağaç gövdesine dayanmış. Ortalık kardan heykellerle dolmuş..

Beyköy ve Başköy’e ulaşmayı başaran sadece 3.200 kişi(24 aralık 1914). Koca ordu bu kadar kalmış. “”Onları teslim alamadım.. Çünkü bizden çok evvel allahlarına teslim olmuşlardı”” diye yazmış raporuna rus kurmay başkanı Pietroviç.

Bu sırada Enver paşa acımasız emrini vermektedir;.

Saldırı sırasında geri adım atanı üstü vuracaktır !!!

Emrin ardından ibret için(örnek olsun diye) 40-50 kişiyi de kurşuna dizdirir. Daha sonraki infazlar zaten az olan kurşunların ziyan olmaması için iple yapılacaktı. Ağaçlarda donmuş insan cesetleri sallanıyordu.

1 Ocak 1915′de Albay Hafız Hakkı paşa acı gerçeğin farkına varır ve durumu başkomutan vekili Enver’e şöyle açıklar;.

– Bitti paşam.. Ordumuzun kısm-ı küllisi (tamamı) mahvoldu…

Herşeyin bittiğini ancak o zaman anlayan Enver Paşa Albay Hafız Hakkı Bey’i paşa yaparak 3. ordunun başına geçirdikten sonra Erzurum’a doğru yola çıkar. 5 ocak 1915 günü Hafız Hakkı Paşa geri çekilme emri verir ve böylece (rusları gafil avlamak sevdasıyla başlanan) Sarıkamış Harekatı kendiliğinden sona ermiş olur. Daha sonra bir alman generali sarıkamış harekatını “çabukluğu ve kesinliği ile Dünya Harp Tarihinde benzeri bulunmayan bir askeri felaket” olarak nitelendirecektir.

1933′de yapılan Genelkurmay açıklamasına göre zayiat (kayıplar) 109.274 kişi. Yine ayni genelkurmayın 2007′de internet sitesine koyduğu bilgi notuna göre ise tek kurşun atmadan 60bin asker şehit olmuş. Kimi zaman 60 kimi zaman 90bin olarak da telaffuz edilen (ve en az karşısındaki rus ordusunun tamamının büyüklüğü kadar olan) bu kayıplar yönetimin basiretsizliği sonucu bir defada verilen muhtemelen en büyük kayıp olarak tarihe geçmiş olmalıdır.

Erzurum’dan otomobille Refahiye-Suşehri üzerinden İstanbul’a ulaşan Enver Paşa cici karısı Naciye Sltan’a sarılır. Ardından Cercle d’Orient kulübünde verilen ziyafete katılır. İstanbul gazeteleri Genel Karargah’ın zafer bildirisini yayınlar.

Ordumuz Sarıkamış’a kadar ilerleyerek kesin bir zafer kazanmıştır.

Ancak, bunun ardından Enver Paşa basına öyle sıkı bir sansür uygulamış ki yıllar yılı Sarıkamış faciası hakkında gazetelerde tek satır bile yazı veya resim çıkmamış. Paşa, 3. ordu mıntıkasında zayi edilen asker sayısının aslında 600bin civarında olmuş olması gerektiğini hesaplayan Harbiye Nezaretinin Ordu İkmal Dairesi müdür vekili Miralay Behiç (Ekin) Bey’e de şöyle demiş;

Bunlar nasıl olsa birgün ölecek değiller miydi?..
Kaynak: Wikipedia / Ayşe Hür (Gitme Ey Yolcu, Beraber Ağlaşalım !!)

Ayak parmaklarından başlayan donma yavaş yavaş tüm vücutlarına yayılıyor. Kimi yere çömelmiş, kimi oturmuş, kimi yuvarlanmış, kimi bir ağaç gövdesine dayanmış. Ortalık kardan heykellerle dolmuş..

!!!! Gerekirse doksan bin şehit için daha ant içtik !!!!

Peehhh... Aksırıncaya tıksırıncaya kadar içiniz beyefendiler. Onlar size sayıyla mı verildi?..
Belki de bütün analar onları hep siz şehit ettiresiniz diye doğurmaktalar. Kimbilir?

……………………………………..

2 Yorum

  1. emre diyor ki:

    nasıl bir kişiliktir bu enver pasa, okadar admı feci sekilde öldürmek ve ardından zaten birgün öleceklerdi diye bilmek, al san turan al sana turanın fatihi gördünmü tersten …. ( hayallerini)

  2. tarık sezai karatepe diyor ki:

    Sarıkamış’ta Ergenekon izleri!
    Frankfurt gar görevlisi, alay ile karışık Germen gururuyla: “Bu tren Enverland’a gider!” sadasını alabildiğine yükseltmiş, Cihan Ülkesi’ni ‘Bir Haris Adamın Yurdu’na benzetmişti.

    Üçüncü mevkide üç günlük yer tutanlar, kıyasıya bir tartışmanın içinde buldular kendilerini. Erivan şiveli Mutafyan, sanki Sarı Gelin’i besteler gibi:

    “Allah var, asırlardır ülkenin her yanında ticaret, sanat, endüstri… hep bizde. Başımızı yastığa kor komaz yarını düşünmeden deliksiz uyuyabildik. Karışanımız, görüşenimiz olmadı.
    Ne vakit ki, iki Alman gemisine hilalli yıldızlı bayrak çekildi, o vakit rahatımız kaçtı.”

    “Kim çekmiş?”

    “Duymadın mı, Enverland diyordu görevli. Artık, Osmanlı’yı ağızlarına bile almıyorlar.
    ‘Enver’in Adası’ onlar için. Padişahtan habersiz göndere çekmiş bayrağı. İngiliz / Fransız boş durur mu? ‘Osmanlı harbe girdi!’ diye basmışlar yaygarayı.
    Alman hem Galiçya mevzisine taze güç gönderir, hem Viyana’nın hesabı görülür, hem Altaylar’da misyonu artar… diyerekten bir taşla üç kuş vurmuş böylece.”

    “Diplomasi dehası Saray ne demiş bu işe?”

    “Diyecek adam mı kaldı Saray’da! Otuz Bir Mart Cuntası çepeçevre sardı her yanı. Mithat’ın öcünü almakta, adeta sürek avına çıkmaktalar. Kızıl Sultan(!) sürgünde, sonunu seyretmekte Istanbul’un.

    Emperyal Frenk’e gün doğdu bir kere. Rum’u, Bulgar’ı, Ermeni’yi… Slav pençesine takmış, Pay-i Taht’a karşı kışkırtmakta. Kurunun yanında yaş da yanmakta. Bizde de savaş ağaları var. Taşnak’ı, Pontus’u hortlatanlar az mı?
    Zorları, Ermenistan kurdurtmayan Kürtlerdi.

    Anaların bağrından gencecik yiğitlerimiz alındı. ‘Düşman!’ diye, 4 asırdır kader birliği yaptığımız Türk’e, Kürt’e, Arap’a saldırttılar. Paşalığı kendinden menkul densizler de yangına körükle gittiler. Millet-i Sadıka idik, olduk Millet-i Fasıka!”
    …………………

    “Yazıyor, yazıyor! Sarıkamış’ı yazıyor! Kurtların parçaladığı cesetleri yazıyor!”

    Uzatılan beş fenik’i kapan, kasketini yana düşürmüş çocuk, gazeteyi rulo yapıp savurduğu gibi yarım açılan pencereden içeri düşürdü.

    Sekiz sütuna manşetteki haberle, Sarıkamış’ın soğuğu daracık kompartımanda buz kesti. Yemen çöllerinden, Sarıkamış’a uzanan şehadetin öyküsüdür bu! Yakan güneşten, kavuran soğuğa…!

    Hakikat, ayrıntılarda saklıdır:

    ‘Yemen Müdafaası’ndan postalsız, paltosuz, yazlık gömleklerle, ayaklarında lastik çarık… Sarıkamış’a sevkedilen yüz bin asker dün sağ idi, bugün toprak altında!’
    Karlar altında geceyi anlatan tek delil, Iğdırlı Ali Çavuş’un günlüğü:
    ‘Çadırın perdesi buz kesilmiş oğlak kulağı gibi….’
    “Yeter, okuma artık!”
    “Ne oldu gardaş, bir derdin mi var?”
    “Var ya, güya Hürriyet(!) Ayaklanması’nda ben de vardım. Zil zurna sarhoş çete başları Istanbul’un her yanında nara atarken, Padişah’a galiz tarafından küfürler savuranların arasında idim.

    Sultanahmet’ten Vezneciler’e uzanan binlerce sehpada nice vatan evlatları Firdevs’e uçtular. Sorgusuz, mahkemesiz can verdiler.
    Yafta hazırdı: ‘İşbirlikçi!’
    Her şey, bir şey içinmiş meğer!
    Akşam olup da eve geldiğimde eşim, çocuklarım kapıdan içeri sokmadılar beni:

    ‘Git, hangi soysuzun peşine takıldıysan orda kal! Beş yüz yıllık Fetih Beldesi’ne ihanet ettin. Dışardaki zalimler, içerdeki hainler… Mahvettiniz Mazlumların Yurdu’nu.’

    Siyah iplik beyaz iplikten ayrılana dek şuursuzca yürüdüm, yürüdüm. Sızmışım yorgunluktan. Gün ağarıp da kendime geldiğimde Yenikapı’da sabahladığımı fark ettim.

    Fatih’in, gemilerini Beşiktaş’tan, Akıncıların omuzlarında Haliç’e indirdiği tepelere baktım. Utandım kendimden. Geri dönülmez geçmişimden…
    Eski tüfek İttihatçılar’dan birinin kapısında buldum kendimi.

    “Bu şehirde yaşayamam. Yollayın beni gideyim. Artık ne ailem var, ne inancım…!”

    Sirkeci’den trene bindirdiler beni. Köln Garı’nda işitmediğim hakaret kalmadı. ‘Halkına ihanet eden soysuz!’ dum buralarda. Sığınmacı kaldım sersefil.
    Acı haberlerini aldım. Çocuklarım taundan, yoksulluktan… eşim kahrından göçüp gitmiş bu dünyadan.

    Ben de, hiç olmazsa son demlerimi onların mezar başında geçireyim. Mevla’m affederse gönülden bir tevbe edeyim, çaresizim, hem de çok…!

    Okuyalım gazeteyi de, yüzleşelim gerçeklerle:

    Frankfurt Postası keyiften dört köşe, sıralıyor manşetleri:

    “Alman bakan, Osmanlı ordusu için: ‘Germen ordusuna eklenen bir süngü!’, Rus general Petroviç de: ‘Cepheyi gezdim. Nişan almışlar, tetiğe bile basamamışlar!’ demiş, hayretle.

    Asıl ifşaat Enver Paşa’dan gelmiş, etrafında sağ kalan(!) yaverlerine:
    “Bunlar nasıl olsa bir gün ölmeyecekler mi?”

    Yardımcıları Bahaeddin Şakir ile Hafız Hakkı, Hasan İzzet’e çevirdikleri dolapla mağrur, umarsız…
    İttihatçı üçlü, Gazze’yi Siyon’a, Kafkasya’yı Kremlin’e, Şam’ı Erivan’a teslim ederken…

    Ötelerden bir ses yankılanıyor: “Üç beyinsiz kafanın uğruna üç milyon halk / Bak, nasıl doğranıyor? Kalk baba, kabrinden kalk!”

    Sarıyayla, Aktütün, Dağlıca… anlaşılamaz, Sarıkamış dosyası açılmadan!…

    Tarık Sezai Karatepe
    Yazar

Yorum gönder

Yorum göndermek için giriş yapmalısınız.