Bir teknolojinin yaşam süreci

Gelecek De Gelecek | Ray Kurzweil | Haziran 17, 2011 at 4:59 pm

Bir teknolojinin yaşam süreci 7 farklı safhayı içerir.

1. Hazırlık safhasında o teknolojinin ön koşulları mevcuttur. Vizyon sahibi bazı insanlar bu unsurların bir araya gelip o teknolojiyi ortaya çıkarmasını hayal ederler. Ancak bu hayal safhasını biz tüm ayrıntılarıyla kağıda dökülmüş olsa bile bir icat saymıyoruz. Leonardo da Vinci otomobil ve uçakların oldukça inandırıcı çizimlerini yapmıştı. Ama o bunlardan birinin mucidi sayılmıyor.

2. Sonraki safha kültürümüzde göklere çıkarttığımız icat safhasıdır. Birçok bakımdan uzun bir sancı sürecinden sonra gerçekleşen bir doğum gibidir. Burada mucit kendi merak, bilimsel hünerler, kararlılık, ve genellikle biraz şovmenlik gibi özelliklerini bir araya getirerek yeni teknolojiye hayat verir..

3. Bundan sonra icadın üzerine titreyen koruyucuları tarafından desteklenip ilerletildiği bir gelişme safhası gelir. Genellikle bu, icat safhasından daha fazla önem taşıyan, ilave yaratıcılıklar gerektiren hayati bir dönem olur. Daha önce birçok meraklının ayrıntıları ince ince düşünüp geliştirilmiş atsız arabalar yapmıştı, ama Henry Ford’un seri üretim inovasyonu olmadan köklü bir otomotiv endüstrisinin ortaya çıkıp serpilmesi mümkün olamadı.

4. Dördüncü safha olgunluk. Evrimi sürmekte olduğu halde artık teknoloji kendi hayatını kazanmış ve toplumun yerleşik bir parçası olmuştur. Günlük hayatın öyle vazgeçilmez bir parçası haline gelir ki çoğu kimse onun artık sonsuza kadar süreceğini düşünür. Bu durum sonraki safha geldiğinde bir “sahte emsal” dönemini ortaya çıkartır.

5. Burada yeni çıkan bir şeyin mevcut teknolojiyi gölgede bırakma tehdidi söz konusudur. Meraklıları vaktinden evvel bir zafer öngörürler. Oysa bazı belirgin avantajlar getirmesine karşın yeni teknolojinin bazı temel fonksiyon ya da kalite unsurları henüz eksik durumdadır. Hakikaten kurulu düzeni yerinden oynatmayı başaramadığında da teknoloji muhafazakarları bunu bir önceki yaklaşımın sonsuza kadar yaşayacağının kanıtı sayarlar.

6. Bu yaşlı(bir önceki) teknolojinin kısa ömürlü zaferidir. Hemen kısa bir süre sonra yeni teknoloji eskisini kullanılmaz olma noktasına getirecek başarıyı sağlar. Yaşam sürecinin bu kısmında eski teknoloji artık sürekli güç kaybederek yaşlılık dönemini geçirir. Onun ilk amaç ve işlevi artık daha çevik rakibi tarafından tamamen ele geçirilmiştir.

7. Bu safha teknolojinin yaşam sürecinin yüzde 5 ila 10 gibi bir kısmını teşkil ettikten sonra sonunda antikite arasına girer. (At ve araba, klavsen, taş plak, daktilo için hep böyle olmuştur)

19. yüzyılın ortalarında gramofonun öncülü birçok alet yapılmıştı. Örneğin Leon Scott de Martinville’in fonootografı ses titreşimlerini basıp kaydedebiliyordu. Ama tüm unsurları bir araya getirerek sesi hem kaydedip hem de dinletebilen ilk cihazı ortaya çıkartan 1877 yılında Thomas Edison oldu. Tabii ticari olarak yapılabilirliğini sağlamak üzere ilk örneğin epey rafine edilmesi de gerekmişti. Teknolojinin tam olgunluğa ulaşması 1949 yılında Columbia’nın dakikada 33 devirli ilk uzunçalar plağı (LP) ve RCA Victor’un 45 devirli plağı üretmesi ile oldu. Plağın sahte emsali 1960′larda ortaya çıkan ve 70′lerde popüler hale gelen kaset teyp olmuştur. İlk meraklıları teyp bantlarının kocaman ve çizilebilir olan plağa göre kaydedilebilirlik avantajı da dikkate alındığında plağı tamamen demode hale getireceğini öngördüler. Oysa görünür avantajlarına karşın kasetlerde rasgele erişim imkanının olmaması, ve kaydının türlü bozulma biçimlerinin bulunması “plak” teknolojisinin tam emsali olmasına engeldi. Plak teknolojisine vurucu darbe CD ile geldi. CD’de hem rasgele erişim imkanı hem de işitme sistemimizin sınırlarını zorlayan bir ses kalitesi mevcuttu. CD’nin ortaya çıkmasıyla Edison’un 130 yıl kadar önce doğurduğu fonograf plakları teknolojisi (hala üretilmesine karşın) çabucak antika haline geldi.

Piyanoyu düşünün. 18nci yüzyılın başlarında Bartolommeo Cristofori o sıralar popüler olan klavsen için tuş basıncına göre ses volümünü arttıran bir düzenek sistemi aramakta idi. Bunu gerçekleştiren “Gravicembalo col piano e forte” isimli icadı kendisine hemen bir başarı getirmedi. Daha sonraki geliştirmeciler Stein ve Zumpe’nin çalışmaları sonucu ortaya “piyano” çıktı. Ve piyano dünyanın en önemli klavyeli müzik enstrümanı haline geldi. İcadın olgunlaşması komple demir döküm çaprazla birlikte 1825 yılında Alpheus Babcock’un patentini aldığı model ile gerçekleşti. O günden bu güne piyano tasarımında küçük değişiklikler dışında önemli bir geliştirme olmamıştır.

Geliştirme imiş gibi ortaya çıkan (sahte emsal) ürün 1980′lerin başlarında ortaya çıkan elektrikli piyanodur. Bu piyano eskisine göre oldukça daha fazla fonksiyona sahipti. Akustik piyanonun sunduğu tekil piyano sesine göre elektrikli piyanoda düzinelerle diğer enstrüman sesi, sıralayıcılar ve kullanıcıya bir defada bütün orkestrayı çalma fırsatı veren otomatik rafakat sistemi bulunuyordu. Eksik olan tek şey iyi kaliteli piyanoda olan ses kalitesiydi.

Birinci nesil elektronik piyanolardaki bu temel eksiklik başarısızlığa ve insanların elektroniğin asla gerçek pianonun yerini tutamayacağı kanaatine varmasına yol açtı. Ama akustik piyanonun zaferi sonsuza kadar sürmeyecekti. Ortaya çıkan dijital piyanolar halen çok daha ileri özellikleri, ve maliyet etkinlik performansıyla evlerdeki akustik piyanoları hayli geçmiş bir durumdadır. Gözlemcilerin çoğu halen dijital piyanoların ses kalitesinin akustik piyanoya eşdeğer veya daha üstün olduğu görüşündeler. Konserlerde ve şov maksatlı gösterilerde kullanılan lüks grand-piyanolar dışında akustik piyano satışları artık sıfıra doğru düşmektedir.

Peki kitapların yaşam süreci ne durumda?. Kitabın önceki çağlardaki ataları arasında Mezopotamyalıların kullandığı çamurdan tabletler, ve Mısırlıların papirus ruloları bulunuyor. Milattan önceki ikinci yüzyılda Mısırlı Ptoleme İskenderiye kentinde bu rulolardan büyük bir kütüphane kurmuş ve bu konudaki rekabete engel olmak için o sıralar sadece Mısır’da üretilen papirus’un ihracını yasaklamıştı.

İlk kitaplar böylece Grek(antik yunan) Bergama kentindeki kral Eumenes II tarafından üretildi. Koyun ve keçi derilerinden üretilen parşömen sayfaların birbirine dikilerek tahta kapaklar içine yerleştirilmesi şeklinde olan bu teknik antik yunanlıların da İskenderiye’dekine eşdeğer bir kütüphane kurabilmesine imkan verdi. Hemen hemen ayni esnada Çinliler de bambu liflerinden yapılan bir başka ilkel kitap şeklini geliştirdiler.

Kitap teknolojisinin gelişmesi ve olgunlaşması esas olarak üç büyük ilerleme (kağıt, baskı makinesi ve bilgisayarlı dizgi) safhaları sayesinde olmuştur.
İlk olarak milattan sonraki sekizinci yüzyılda çinliler tarafından kabartma tahta bloklarla gerçekleştirilen baskı işlemi kitapların çok sayıda kopyelerinin üretilebilmesini ve bu sayede hükümet ve dini liderler dışındaki insanlara da ulaşılabilmesini sağlamıştır. Daha da önemlisi onbirinci yüzyıl dolaylarında Çinli ve Korelilerin geliştirdiği değiştirilebilir harflere sahip baskı makineleri oldu. Ancak, asyalıların harf karakterlerinin karmaşıklığı bu ilk girişimlerin tam başarıya ulaşmasını engelledi.

Onbeşinci yüzyılda Johannes Gutenberg romen harflerinin nispeten daha basit olmasından da yararlanarak değiştirilebilir harfli sistemiyle İncil’i çok sayıda basabilmeyi başardı (1455)

O günden bu yana baskı yöntemlerindeki muazzam mekanik ve elektromekanik gelişmelere karşın bilgisayarlı dizgi yöntemlerinin ortaya çıkmasına kadar kitap üretme teknolojisinde önemli bir kalitatif gelişmeden söz edilemez. Sadece çeyrek yüzyıl kadar önce olan bu gelişme sayesinde değiştirilebilir hurufat sistemi tamamen ortadan kalktı. Şimdi artık tipografi tamamen dijital görüntü işlemenin bir parçası haline geldi.

Ayni sıralarda artık tamamen olgunlaşmış bir teknolojiye sahip olan kitap baskı endüstrisine karşı bir teknolojik gelişme imiş gibi ortaya çıkan (sahte emsal) ürün ilk “elektronik kitaplar” oldu. Bunlar da basılı kitaba göre dramatik kalitatif ve kantitatif avantajlara sahipti. CD-ROM ya da Flaş bellek esaslı elektronik kitaplar güçlü bilgisayarlı arama bulma sistemleri sayesinde binlerce kitabın eşdeğeri bilgiyi kullanım kolaylıklarıyla önümüze sermekte idi. Web ya da CD-ROM ve DVD bazlı ansiklopediler otuzüç ciltlik basılı versiyonunda asla mümkün olmayan hızlı arayıp bulma imkanları ve hareketli görüntüler sunmaktadır. Sayfaların ardışık sıralı olmasına hiç gerek kalmadan istenen sıraya dizili hale getirilerek izlenebilme imkanları var.

Yukarıda verilen fonograf plakları ve piyano örneklerinde olduğu gibi mevcut kitap baskı teknolojisini gölgede bırakma tehdidi olan “sahte emsal” elektronik kitaplarda da basılı kitaplarda olan temel bir unsur eksik. Kağıt ve mürekkebin üstün görsel kalitesi. Kağıtta mürekkebin titreşmesi yoktur. Oysa tipik bilgisayar ekranlarında saniyede altmış veya daha fazla defa ekrandaki resim yenilenmektedir. Gözlerimizin görüntü alanındaki çok küçük bir bölgeyi yüksek çözünürlükle izleyebilmekteyiz. Retinadaki fovea bölgesi tarafından yüksek çözünürlükle odaklanılan görüntü sadece bir kelime boyutundadır. Fovea dışındaki alanlarda görme çözünürlüğümüz çok düşük olmasına karşın parlarklık değişmelerine karşı görme hassasiyetimiz çok yüksektir (bu sorun primatların görsel sistemindeki bir evrimsel adaptasyondan kaynaklanıyor) Belki vahşi hayvan saldırısı gibi ilksel bir yaşamsal tehdidi çabuk algılamakla ilgili olan bu evrimsel yeteneğimizin VGA ekrandaki sürekli titreşimi bir tehdit olarak algılayıp bizi rahatsız etmesi ve göz kaslarımızın sürekli çalışması gerektiği için yorulması o yüzden. VGA ekranda yazı okumak basılı bir kitabı okumaya göre çok yorucu olduğundan birinci nesil elektronik kitapların basılı kitapların yerini tutması mümkün olmadı. Ancak bu sorun titreşim söz konusu olmayan yeni nesil düz panel (LCD, LED) ekranlar sayesinde çözüldü.

Elektronik ekranların kağıttaki mürekkebe göre önemli bir dezavantajı da kontrast konusu idi. İyi bir kağıt baskısında 120:1 kontrast oluyor. Oysa VGA ekranlarda kontrast tipik olarak bunun ancak yarısı kadardır. Kağıtlardaki baskı çözünürlüğü de bir inçe 600-1000 nokta (dpi) iken bilgisayar ekranlarındaki çözünürlük bunun ancak onda biri kadardı. Kitap okumakta kullanılan bilgisayarların büyüklüğü, ağırlığı ve pilinin bitmesi dezavantajları vardı. Basılı yayınların elektronik ortama aktarılması da çok büyük bir sorundu. ABD’de her yıl 50 bin kadar yeni kitap basılmaktadır. Ama piyasadaki basılı kitap çeşidi milyonlarca. Yayınevleri kitabın (kolayca illegal kopyelenebilmesi nedeniyle) elektronik versiyonunu sürmekte çekingendirler. Müzikler için de ayni tehdit söz konusu. Ancak şimdi bütün bu dezavantajların teker teker giderildiğini ve elektronik baskının artık kağıda baskıya göre daha fizibil hale geldiğini görmekteyiz.

Yorum gönder

Yorum göndermek için giriş yapmalısınız.