Vicdani Red

Sözlük | canakci | Aralık 3, 2011 at 12:35 pm

Vicdani Red – Bir insanın düşünce özgürlüğü, vicdan ve/veya din nedeniyle askerlik hizmeti yapmayı red etmesidir.

Eskiden hemen her ülkede bir zorunlu askerlik hizmeti var iken, geçtiğimiz yarım yüzyıl içinde çoğu ülkede vatan hizmeti kavramı “tamamen” kaldırılmış durumdadır. OECD ülkeleri içinde halen sadece birkaç ülkede kalmıştır. Onlarda da -sadece Türkiye hariç- hepsinde vicdani red hakkı bulunmaktadır. Günümüzde zorunlu askerlik hizmetinin hala var olduğu ülkelerin çoğunda vicdani red kendini pasifist, askercil müdahale karşıtı, itaatkar antimilitarist olarak tanımlayan kişilerin ordu yerine alternatif bir sivil hizmette görevlendirilmeleri yasal bir hak haline gelmiştir.

8 Mart 1995 tarihli 1995/83 no’lu BM İnsan Hakları Komisyonu kararına göre vatan hizmeti yapmak zorunda bırakılan kişiler vicdani red hakkından mahrum edilemezler. 1998/77 sayılı karara göre de silah altına alınmış kişilerin askerlik hizmetini yapmakta iken de “vicdani red” başvurusu yapmaya hakları vardır.

Türkiye’de ise konuyla ilgili ilk TV programı sırasında genelkurmay tarafından programın yayıncısı ile birlikte tutuklatılması ve silah altına alındığı 1 Eylül 1995 tarihinde evraklarını herkesin önünde yakması ile dikkatleri çeken ilk Türk vicdani retçi Osman Murat Ülke’dir. O dönemde İzmir Savaş Karşıtları Derneği Başkanı olan Ülke, bir yıl sonra da TCK 155. maddedeki “halkı askerlikten soğutma suçunu” işlediği gerekçesiyle tutuklanmıştır. Bu yüzden 1997 “insan hakları” ödülünün sahibi olan Osman Murat Ülke, çok uzun bir “gözaltı – mahkeme – hapis – birliğe sevk – vicdanî reddi yineleme” döngüsünden sonra, 9 Mart 1999′da serbest bırakılmıştır.

Savunma bakanı İsmet Yılmaz Türkiye'nin gündeminde vicdani red konusunun olmadığını, zorunlu askerliğin Türkiye'de hep var olacağını, yapılacak düzenlemenin, vicdani red'de verilen müteaddit hapis cezalarının, makul tek cezaya düşürülmesinden ibaret olduğunu söyledi.


Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bu davanın yürütülüş şekliyle sözleşmenin 3. maddesinin ihlal edildiğine karar vererek Türkiye’nin H. M. Ülke’ye 11bin Euro tazminat ödenmesine karar vermiştir. Türkiye’ye mevcut uluslararası sözleşmeye uymayan yasal durumunu düzeltmesi için verilen sürenin dolmasına kısa süre kala hükümet konuyu yeniden ele almış olmakla birlikte çözümsüzlüğün halen sürdüğü görünmektedir.

Türkiye Cumhuriyetinin 61nci hükümetine göre aralık 2011 itibariyle Vicdani Red hala daha uluslararası konvansiyonlara göre vatandaşa mecburen tanınması gereken bir insan hakkı değil de, devletçe cezalandırılması gereken bir suçtur.

Hükümet bu konuyla ilgili mevcut Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararının da sadece bu suça verilmesi gereken cezanın miktarıyla ilgili olduğunu düşünmektedir.

Muhammed Ali 'VietKong'la benim bir alıp veremediğim yok ki' demesi üzerine tutuklandı, asker kaçaklığından suçlu bulundu, dünya şampiyonluğu ünvanı ve boksör lisansı elinden alındı.

Dünyada da Vicdani Red kavramının benimsenerek zorunlu askerlik hizmeti yerine alternatif bir sivil hizmet görülmesinin bir hak olarak tanınması çok sancılı bir süreç sonucunda gerçekleşebilmiştir. Devletliler vatandaş üzerindeki bu dilediğince çalıştırma hakkını bir kere aldıktan sonra kendiliklerinde onlara geri vermeyi hiçbir zaman düşünmemişlerdir. Süreç ancak uzun süren bir mücadele sonunda halk tarafından kendilerine dayatılması sonucu gerçekleşebilmiştir.

Cassius Clay isimli ABD’li zenci 1964 yılında dünya ağır sıklet boks şampiyonu olduktan kısa bir süre sonra sünni islama geçmiş ve adını da Muhammed Ali yapmıştı. Üç yıl sonra, henüz Vietnam savaşına karşı direnişlerin henüz tam başlamadığı bir dönemde askere katılmayı dini nedenlerle reddetti. “VietKong’la benim hiçbir alıp veremediğim yok ki” dedi.. Bu açıklaması çok büyük sansasyon yarattı, Martin Luther King Jr.’e bile savaş karşıtlığı için bir ilham kaynağı oldu. Bu da resmi yetkililerin kendisine düşman olmasına yetti. Ali tutuklandı, asker kaçaklığından suçlu bulundu, dünya şampiyonluğu ünvanı ve boksör lisansı elinden alındı. Temyiz başvurusu dört yıla yakın sürdü. Sonunda yüce divan tarafından affedildi.

Birinci Dünya harbi sırasında Mennonit John T. Neufeld vicdani red yaptığı için diğer üç kişiyle birlikte Leavenworth'deki askeri hapisanede 15 yıl süreyle ağır işçiliğe mahkum edilmişti.

ABD’de vicdani red konusu ilk olarak bağımsızlık mücadelesi sırasında “”yani amerika henüz ABD olmadan önce”" başlamış. Muafiyet konusu eyaletten eyalete değişik. Mesela Pensilvanya eyaletindeki vicdani redciler gönüllü birliklere katılmak istemezlerse harcayacakları süreye denk gelen bir bedel ödeyeceklerdi (bedelli askerlik). Bunu ödemeyi reddeden Quaker’ların malları haczedildi.

İlk zorunlu askerlik görevi (vatan hizmeti) iç harp ile başladı. Vicdani Red diye bir mevzuat olmamasına karşın isteyen kişiler ya kendileri yerine bir başkasını bulup askere gönderiyorlar, yahut da 300 dolar ödeyerek bir profesyonel asker tutuyorlardı. (Bu bedelin bugünkü 30bin TL’nin çok altında bir meblağ olduğunu hatırlatalım). Daha sona 1864 yılındaki askere alma yasasında bu meblağ (hasta ve yaralı askerlerin tedavi ihtiyaçları babında) yasalaştı. Konfederasyon eyaletlerindeki vicdani redcilerin pek fazla seçeneği yoktu. Kaçıp dağlarda saklanmak, ordudan silahsız görev istemek, yahut da hapis. 1862 sonları ile 1864 arasında devlet hazinesine $500 dolar ödemek vicdani redcileri konfederasyondaki askerlik görevinden resmen muaf hale getirdi.

Birinci dünya savaşı sırasında ABD’li vicdani redcilerin savaşçı olmayan görevlerde çalışmalarına izin verildi. 2000 kadar -orduya hiçbir şekilde hizmet etmek istemeyen- total red’ci ise Fort Lewis (Washington), Alcatraz Adası (California) ve Fort Leavenworth (Kansas) daki askeri hapishanelerde katıksız, hücre hapsi, fiziksel işkence gibi çok ağırlaştırılmış koşullarda hapsedildiler. İşkencelerden ölenleri oldu. Aslında savaş dışı kamu hizmetlerinde açık ihtiyaç da bulunduğu için bir kısmı çiftliklerde ve Fransa’daki bazı sivil destek hizmetlerinde çalıştırıldılar. Az bir kısmı itfaiyecilik türü kamu hizmetlerine alındılar.

İkinci dünya savaşında ise vicdani red ile askerlikten muafiyet isteyenlerin durumlarını belirtir bir form doldurmaları ve 10 kadar acayip soruyu yanıtlamaları istendi. Bu şekilde 1941 – 1947 yılları arasında yaklaşık 12bin kişinin ABD ve Porto Rico topraklarında sivil görevle çalıştırıldıkları biliniyor.

Zorunlu askerlik ABD’nin kuruluşundan 1973 yılına kadar savaş zamanlarında ve hatta soğuk savaş döneminde çoğu kişi için söz konusu olmuştur. 1973 yılında zorunlu askerlik kaldırılmış, sadece gönüllü (ücretli) askerlik dönemine geçilmiştir. Sivil vatandaş askerlikten tamamen muaftır ve bu muafiyet için ayrıca bir bedel ödemesi de gerekmez. Tüm asker ve subaylar orduya başvurup kendi özgür iradesiyle ve cazip imkanlar karşılığında sözleşme imzalayan kadın ve erkeklerden oluşur. Ancak yine de (hini hacette eğer ihtiyaç olursa diye) SSS diye bir sistem var. Buna göre 18 – 25 yaş arasındaki tüm erkekler ihtiyaç olursa diye kaydediliyor. Uzmanların görüşüne göre gelecekte de böyle bir ihtiyacın hasıl olması imkansız. Söz gelişi ortaya çıkabilecek katastrofik bir nükleer savaş durumunda sivillerin zorla askere alınması şeklinde yürütülecek bir sistemin etkili olabilmesi imkansız.

ABD’nin uyguladığı bu sistem 1973′den bu yana hemen tüm gelişmiş ülkeler tarafından birer birer benimsendi. Zorunlu askerlik halen tüm dünyada sadece az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin bir kısmında kaldı.

1 Yorum

  1. Kimge diyor ki:

    Zorunlu askerlik gibi uygulamalar yalnızca devlet adamları tarafından savunulmaz. Özellikle ülkemizde bu gerçeği bilmeyen yoktur. Topluma etkili yöntemler kullanılarak edindirilmiş bir yükümlülüktür. Uymayan kişinin önüne akla gelen tüm hakaretler sıralanır. Kişinin cinsiyetine, onuruna vs. her yönüne saldırılır. Böylece ruhsal bir baskı kurulur. Bireyin doğumundan başlayarak sürekli tekrarlanan söylemlerle birlikte sorgulanmaz bir kurala dönüştürülür.

Yorum gönder

Yorum göndermek için giriş yapmalısınız.