Gelecek yüzyılı tahmin etmek

Gelecek De Gelecek | Michio Kaku | Aralık 23, 2011 at 12:35 pm

Aslında gelecek yüzyılı değil önümüzdeki birkaç yılı tahmin etmek bile zor bir iş

1863 yılında romancı Jules Verne “Yirminci Yüzyılda Paris” isimli gelecekle ilgili kehanetlerle dolu bir proje üstlendi. Tüm hayalgücünü ve yaratıcılığını kullandı. Talihsizliğe bakın ki eserin elyazısı aslı zaman içinde kayboldu gitti. Ta ki bir torunu 130 yıl kadar sonra onu sıkıca kilitlendiği kasada bulana kadar. Bulduğu hazinenin farkına varan torun 1994 yılında onun basılmasını sağladı, eser çok satıldı.

Jules Verne’in eseri yazdığı 1863 yılında eski imparatorluklar hala krallar ve imparatorlar tarafından yönetilmekteydi. ABD’de ülkeyi parçalanmanın eşiğine getiren kanlı bir iç savaş vardı. Dünyada ise buharlı makinelerin devrimi daha yeni başlamıştı.

Verne kitabında 1960′da Paris’te cam gökdelenler, klimalar, yüksek hızlı trenler, benzinli otomobiller, fax makineleri, hatta internet gibi birşeyin olabileceğini hayal etmişti. Hepsi gerçekleşti.

Atıp da tutturma değil. Çünkü onu yazdığından birkaç yıl sonra (1865′de) Aya Seyahat’i yazdı. Bu eserinde yüz yıldan fazla bir süre sonra (1969′da) gerçekleşecek olan seyahatini ve astronotlarımızın oraya gönderilişi ile ilgili ayrıntıları oldukça doğru bir şekilde tahmin etmişti. Uzay kapsülünün büyüklüğüyle ilgili tahmini yüzde birkaç hata ile doğru idi. Sadece o değil, Florida’daki fırlatılacağı uzay merkezi Cape Caneveral’a çok yakındı. Göreve katılacak astronotların sayısı, seyahatin ne kadar süreceği, astronotların yaşayacağı ağırlıksızlık duygusu, ve sonunda okyanusa düşüş. Hepsi şaşılacak kadar doğruydu. Tahminindeki tek hata katı yakıt (barut kullanılması) kısmı. Çünkü roketlerin fırlatılmasında katı yakıt kullanılması ilk ay seyahatinden ancak yetmiş yıl kadar sonra gerçekleşti.

Jules Verne 100 yıl sonrasını bu kadar nefes kesici bir hatasızlıkla nasıl tahmin edebilmişti?. Onun biyografisini yazanlar kendisi bir bilim adamı olmasa da sürekli bilim adamları ile görüştüğünü ve onları gelecekle ilgili sürekli soru yağmuruna tuttuğunu belirtiyorlar. Kendisi zamanının bilimsel icatlarıyla ilgili çok geniş bir arşive sahipti. Medeniyetin temellerini sarsan ve, dünyayı harikalar ve mucizelerle dolu yeni bir yüzyıla taşıyacak olan motorun bilim olduğunu herkesten önce o farketmişti.

Teknolojinin bir diğer peygamberi, ressam, düşünür, ve vizyoner Leonardo Da Vinci’dir. 1400′lerin sonlarında günün birinde gökleri dolduracak olan makinelerin güzel ve kusursuz resimlerini yapmıştı. Paraşütler, helikopterler, asılmalı planörler, hatta uçaklar. Hepsi onun hayalleri idi, ve çoğu da daha sonra aynen uçuruldu. Tek eksik en az bir beygir gücünde bir motordu. Gerekli motorun icat edilmesine daha henüz 400 yıl kadar daha vardı.

Leonardo sadece ilk uçağı değil, ilk paraşüt, helikopter, tank, sallanan köprü, çarklı vapur ve otomobili de o düşünüp çizmiştir

Ayni derecede şaşırtıcı olan bir başka şey de Leonardo’nun çizdiği çağının 150 yıl kadar öncesindeki mekanik bir toplama makinesi idi. 1967 yılında yanlış yerde duran bir el yazması bulunduğunda bunun on üç dijital çarklı bir toplama makinesi olduğu anlaşıldı. Çark çevrildiğinde içerideki dişliler aritmetik toplamaları yapacak şekilde dönmekte idi. (1968 yılında bu makine onun tarifine uygun şekilde yapıldı ve çalıştı.)

1950′lerde Leonardo’nun bir başka el yazması keşfedildi. Bunda da bir otomatik savaşçı tasarlanmıştı. Alman italyan zırhı giyen robot oturup kalkmakta, kollarını, boynunu ve çenesini hareket ettirebilmekte idi. Bunun da çizimlerine uygun şekilde inşa edildiğinde çalıştığı görüldü.

Jules Verne gibi Leonardo da zamanının yenilikçilik alanında ön saflarında bulunan birkaç ileri görüşlü insana danışarak gelecekle ilgili oldukça derinlikli bir içgörüye ulaşabilmekte idi. Leonardo tüm vaktini deney yaparak, inşa ederek, modeller çizerek geçirirdi. Düşünceyi gerçeğe dönüştürme arzusunda olan herkesin ortak yönü budur.

Şimdi Verne ve Leonardo’nun muhteşem kehanetlerini gözönünde bulunarak şu soruyu soralım: 2100 yılını tahmin edebilir miyiz? Aşağıdaki bölümlerde (Verne ve Leonardo’nun geleneğini takip ederek) geleceğimizi değiştirecek teknolojilerin prototiplerini üretmekte olan, önde gelen bilim adamlarının çalışmalarını inceleyeceğiz. Siberuzay kavramını ortaya atmış olan (Neuromancer’in yazarı) William Gibson’un deyişiyle;
Gelecek şimdiden burada, yalnızca düzensiz dağıtılmış bir halde.

2100 yılını tahmin etmenin esas güçlüğü şu anda bilimsel gelişme devriminin ortasında olmamız ve gelişme hızının ivmelenerek artması. Son birkaç on yılda ortaya çıkan bilimsel gelişme bundan önceki tüm insanlık tarihindekinin toplamından fazla.

1900 yılının bir amerikan gazetesini düşünelim.
Henüz radyo bilinmiyor (icat edilmesine daha yirmi yıl var), sinema da yok. Şöför de bilinmiyor. Otomobil yeni icat edilmiş, ama ona henüz “atsız araba” denilmekte. Uçmakla ilgili hiçbirşey bilinmiyor, adı yok. . Çiftçiler traktör diye bir şey duymamış, bankacılar Amerikan Merkez Bankası diye bir şey bilmiyor. Tüccarlar mağaza zincirlerini, ya da “self-servis” gibi kavramları henüz hiç duymamışlar. Denizciler motorlu gemi duymamış hiç. Köy yollarında öküz çiftleri kullanan kağnılar var. Nakliye işi henüz at ve katırlara emanet.

Eğer 1900 yılında oturup bu günü hayal etse idik acaba 2000 yılında tüm bunların olacağını düşünebilir miydik?
1893 yılında Chicago’da 74 ünlü aydına önümüzdeki 100 yıl içinde hayatın nasıl olacağını soruyorlar. Hepsinin ortak yanlışları bilimin gelişme hızını eksik tahmin etmeleri. Çoğu günün birinde atlantik aşırı ticari hava gemilerinin yaygınlaşacağını tahmin ediyor. Ancak, bunun uçak değel de balon olacağını öngörüyorlar. Çoğunluğu otomobillerin yaygınlaşacağını hiç öngöremiyor. Posta idaresi genel müdürü postanın 100 yıl sonra bile hala at arabaları ve atlılarla nakledileceğini öngörüyor. 1899 yılında ABD patent bürosu başkanı Charler H. Duell “icat edilebilecek herşeyin zaten icat edilmiş durumda” olduğunu söylüyor.

Çoğu zaman uzman kişiler kendi alanlarında burnunun dibinde olmakta olan şeyleri doğru tahmin edemiyorlar;.
Warner Bros’un kurucu ortaklarından H. M. Warner sessiz filmlerin hakim olduğu 1927 yılında “Oyuncuların konuştuğunu duymayı kim neden istesin ki?” diyor.
IBM başkanı Thomas Watson 1943 yılında diyor ki “Dünyada belki en fazla 5 bilgisayar için bir pazar mevcut”.
Meşhur New York Times 1903 yılında “uçan makinelerin büyük bir vakit ziyanlığı” olduğunu yazıyor. Üstelik tam da Wright kardeşler’in ilk motorlu uçaklarını başarıyla uçurmalarından bir hafta önce.

Times gazetesi ayrıca, roket bilimcisi Robert Goddard’ın çalışmalarının beyhude olduğunu, çünkü roketlerin havasız ortamda çalışmayacağının zaten bilindiğini yazıyor. (Ondan tam 49 yıl sonra Apollo 11 astronotları aya indiklerinde gazete bir özür yazısı yayınlıyor. Hatamız için özür dileriz, roketler boşlukta da gidebiliyorlarmış !.)

Bundan çıkarılacak ders “geleceğe bahis koşmanın tehlikeli olduğudur.
İnsanların gelecekle ilgili tahminlerinde (istisnaları dışında) daima görülen ortak hata gelişme hızının eksik tahmin edilmesi oluyor. Defalarca gördüğümüz bir gerçek de şudur ki “tarihi kötümserler değil iyimserler yazar”.

Tevekkeli değil, Dwight Eisenhower

“Kötümserliğin kazandığı hiçbir savaş yoktur”

demiş.

Yorum gönder

Yorum göndermek için giriş yapmalısınız.