Hayatın anlamı, (ya da anlamsızlığı) üzerine

Sürekli Söyleşi | canakci | Mart 12, 2012 at 6:07 pm

Sorgulanmamış hayat, yaşamaya değmez !.

20 yıl kadar önce, ülkemizde ilk mesaj gruplarının (BBS’lerin) ortaya çıkmaya başladığı bir zamanda böyle bir grubun içinde ortalığa sürekli olarak “”hayatın anlamı nedir?””, “”ne için dünyaya geldik?, ne için yaşıyoruz?”” Sorularını atan bir gençle tanıştım.

Tanıştım derken,. İsmini cinsiyetini felan bilmiyorum. Bidiğim sadece Goethe’nin Werther’i gibi genç bir öğrenci olduğu ve sorusuna başvurduğu hiçbir yerden tatminkar bir yanıt alamadığıdır. Şunu da bilmekteyim ki, eğer bir insan bu soruyu nedensellik kaygısının temeline yerleştirirse çok büyük bir çaresizlik içine düşer ve bundan kurtulması çok güç olur. O yüzden elimden geldiğince bu soruyu “onun için” (ve kendim için) yanıtlamayı bir iş edindim. Kanımca başarılı da oldum ki, yanıtımın tatminkar bulunduğunu sanıyorum.. (Kimbilir kendisi belki bir gün bir tesadüf eseri bu yazıyı okuyan 40′ını aşmış çoluk çocuğa karışmış olgun bir kişi olarak o günleri daha iyi anımsayacaktır)
Yanıtımın ne şekilde olduğunu sizle de paylaşmak isterim.

Farklılıklarımızla gurur duymalıyız.


“Ne için yaşıyoruz” sorusunu; “”Allahım için””, “”vatanım için””, “”namusum için””, veya “”kuşum için”” v.b. şekillerinde yanıtlayanlar olabilir. Bunların bence kuşkusuz ki hepsi birer bataklıktır ve insanı kısa veya uzun vadede derin bir anlamsızlığa gömülmekten asla koruyamayacaktır.

Benim bir aile büyüğüm vardı,.. ki bu hanım 20nci yüzyılın tamamında (yaklaşık yüz yıl) yaşamıştır. Ailemizin en saygın kişisi idi. Kendisini şimdi yaşamayan veya yaşayan kişiler içinde büyük bir saygı ve sevgiyle anmayacak bir tek kişi bile olmadığını sanıyorum. Son nefesine kadar sadece en doğru, dürüst, makbul ve meşru olanı yapmıştır. Mazbut bir yaşam sürmüş ve doğruların hepsini yapmış, yanlışlarınsa hiçbirini yapmamakta (bence) biraz aşırıya gitmiştir.

Aşırı derken bir örnek vermek gerekirse, örneğin içinde alkol olan hiçbirşeyi (sadece tadını öğrenmek için dahi olsa) ağzına değdirmemiştir. İbadetlerini, namaz ve orucunu hiç ihmal etmemiş, zorunlu durumlarda oluşan eksikleri daha sonra aşırı faizli olarak kazasıyla telafi etmiştir.

Hayatının son dönemlerinde bir gün bu büyüğümün “meğer hayat booş imiş” dediğini ve bunu daha sonra arada bir tekrarlar olduğunu gördüm. Bu herhangi bir duruma veya olaya karşı bir tepki değildi. Bu tüm hayatıyla ilgili vardığı bir felsefi sentezdi.

Şimdi bu durum kuşkusuz iç karartıcıdır ve sanırım hiçkimse herkesin “en doğru” saydığı bir şekilde uzun bir ömür yaşayıp da sonunda da “”meğer hepsinin booş olduğu”” gibi bir sonuca varmak istemez. Eğer yaşandıktan sonra “”hepsinin booş olduğu”” sonucuna varılacaksa o hayatta mühim bir yanlış olduğu kesindir.

Hedeflediğimiz yer boyumuzdan yüksek olmalı.


“Ne için dünyaya geldik?” sorusuyla başlayalım.
Eğer bizi bir yaratan varsa (veya bir “akıllı tasarım” ürünü isek) onun maksadı(amacı) acaba ne olabilir?. Kuşkusuz bunu diğer (ayni şekilde) tasarlanmış diğer tüm yaratıklarla ilgili amaçlar bütünü içinde düşünmemiz gerek.

Taş ne için yaratıldı?.
Kuşkusuz taş olarak var olsun(bu dünyayı taşlık yapsın) diye. Basit ama asıl doğru meydandadır. Herşey sadece “olduğu gibi var olmak” için yaratılmış olmalıdır.

İnsanın yaradılış amacı “yaşamak”dır. Bu dünyaya “yaşamak” için geldik. Var oluşumuzun asıl nedeni de sadece bundan ibarettir.
Buna (kendimizi tanrının yerine koyup da) başka başka amaçlar aramamız yersiz ve abes olur.
Bir bilgisayar mucidinin(adı Bill Gates olsun) bir bilgisayar yarattığını ve bu bilgisayarın her gün beş vakit (üzerindeki diğer tüm diğer işlemleri durdurup) “Latince uzun bir konuşma yaptığını ve defalarca sen çok büyüksün Bill Gates“” dediğini düşünün.

Birinin hem bilgisayar mucidi olup hem de yaptığı bilgisayara “”sürekli kendisini övdürmek”" gibi böyle “komik” bir fonksiyon yüklemesi bence hiç anlaşılmaz birşeydir. Akla yakın da değildir.

Daha da komik olanı şu,
Her gün beş defa bunu yapması gerektiği cihazın kendi işletim sistemi(OS) yazılımında yüklü değil. Kendisi ile ayni seriden üretilmiş başka bilgisayarlara verilmiş. Onlar bunu “”off-line”” olarak diğer bilgisayarlara aktarıyorlar.
Diyorlar ki;
Seni yapan yaratıcının adı Bill Gates’dir. O uludur, o çok yücedir. O herşeyi yapandır. Ondan kork. Sen her gün beş defa bütün işlemlerini durdurup Sen çok büyüksün “Bill Gates” diyeceksin. O sana bunu yapmanı emrediyor. Ama kendisi bunu senin programına yüklemeyi unutmuş. Sana bunu aktarma görevi bize bildirildi. Eğer yapmazsan o yücelik seni çok kötü cezalandıracak…

Haydaaa…..!!! Bİrşeyin hem büyük yücelik olması ve hemde benden bunları istemesi olacak şey midir??

Siz o bilgisayarın yerinde olsanız buna ikna olur musunuz yoksa “virüs” görmüşçesine hemen onlarla iletişiminizi kesmeye mi çalışırsınız. Kuşkusuz ki bu şey ancak bir virus olabilir ve o virüs eğer sizi etkiler(teslim alır) ve işletim sisteminizi ele geçirebilirse artık sizi her türlü kötü emellerine alet edebilecektir.

Oysa şu dünyadaki en muazzam olan şey hayatı “kendimiz” olarak yaşayabilmek değil midir??.

Eğer kendimiz olabilirsek onu sonsuz şekillerde yaşayabiliriz. Nasıl yaşamamız, neyi nasıl yapmamız gerektiği kendi işletim sistemimizde(aklımızda) zaten yazılıdır.

Bizi yaratan (eğer varsa bir akıllı tasarımcı) nasıl yaşamamız gerektiğini de işletim sistemimize(bizi yaparken) mutlaka koymuş olmalıdır. Hayattaki amacımız “canımızın istediği şeyleri yapmak” olarak özgün tasarımımıza yerleştirimiş durumda olmalı zaten. Görevimiz bize işletim sistemimiz olan kendi aklımız ve isteklerimizle zaten verilmiş bir durumdadır. Bize dışarıdan(off-line) olarak yüklenmeye çalışılan misyonlar sadece “bazı zararlı virüs programları” olabilir. Sistemimizin ruhunu bozan böyle korsan yazılımlardan fellik fellik kaçmalıyız.

Bir de akıllı tasarımcımız olmadığını (yaratılmadığımızı) düşünelim. Milyonlarca milyarlarca yıllık bir evrim sonucu bir süreç (doğa) bizi sınama-yanılma ile ortaya çıkardı. Kuşkusuz bu sistemin kendine özgü kuralları var. Bu kuralları da işleyişini de adım adım çözebiliyoruz. Çözdükçe yeni sorular ortaya çıkıyor kuşkusuz. “Peki o neden” sorularına her cevap verdiğimizde karşımıza yenisi çıktığından bu nedenselliklerin ve mekanizmanın tamamını çözmemiz ve sonuna varmamız imkansız görünüyor. O halde bir aşamada cevap “İşte öyle”, “öyle de ondan” olarak tıkanıp kalıyor. Şimdilik bu kadarıyla yetinmeliyiz.
Bize düşen kendimiz olup yaşamak(yani özgürlük)tür.

Hayattaki esas amacımız bundan ibarettir. Bu amacımızla ilgili olmayan sorular sormak patalojiktir. Bizi bir yere de vardırmaz. Öyle değil mi??

Mantığın bir ahlakı vardır, insana uygun bir ahlak vardır, ve İnsanın Hayatı, kendi değerler standardıdır.

“Rasyonel bir varlığın hayatına uygun herşey iyidir; onu yok edecek herşey kötüdür.

İnsan tabiatının gerektirdiği hayat, akılsız bir hayvanın hayatı olmadığı gibi, yağmacı bir serserinin, mırıldanıp duran bir mistiğin hayatı da değildir. Düşünen bir valığın hayatıdır. Güç kullanmakla ya da sahtekarlıkla yaşanan hayat değil, başarılarla yaşanan hayattır; ‘ne bahasına olursa olsun hayat’ değildir, çünkü insanın sağ kalmasının bedelini ödeyebilmesi için tek şey vardır, o da mantıktır.

İnsanın hayatı, ahlakın standardıdır, ama kendi hayatınız bunun amacıdır. Eğer hedefiniz dünyada var olmaksa, eylemlerinizi ve değerlerinizi, insana uygun standartlara göre seçmeniz gerekir, hayatınız olan o tek varlığı sürdürme, doyuma erdirme, zevkini çıkarma değerlerine uygun olarak bir seçim yapmanız gerekir.

Hayat belli bir eylem rotasını gerektirdiğine göre, onun dışındaki tüm rotalar hayatı yok edecektir. Kendi hayatını eylemlerinin amacı ve hedefi olarak kabul etmeyen bir varlık, ölüm amacına ve hedefine yönelik eylemleri seçmiş demektir. Böyle bir varlık, metafizik bir canavardır, kendi varoluşuna başkaldırmak, onu inkar etmek, onunla çelişkiye düşmek peşindedir. Yok olma yolunda körü körüne koşturmaktadır, acıdan başka bir nasibi olamaz.

Mutluluk başarılı bir hayat durumudur, acı ise ölümün unsurudur. Mutluluk, insanın değerlerine ulaşmasından kaynaklanan bilinç durumudur. Eğer bir ahlak öğretisi size, mutluluğunuzu reddederek mutluluğa varmanızı ve değerlerinizin başarısızlığına değer vermenizi söylüyorsa, o öğreti ahlakın küstahça inkar edilmesinden başka birşey değildir. Bir doktrin size ideal olarak, kurbanlık hayvan olmayı, başkalarının sunağında kesilerek can vermeyi öneriyorsa, size standart olarak ölümü sunuyor demektir. Gerçekliğin ve hayatın yapısı gereği, her insan kendi başına bir amaçtır, kendi hatırı için vardır, en yüksek ahlaki amacı da kendi mutluluğudur. .

Bir sürüde birbirinden çok farklı bireyler hiç dikkat çekmeden yaşayabilir.

Ama hayat da, mutluluk da mantıksız kaprislerle elde edilemez. İnsan her rastgele durumda sağ kalmaya çalışmakta özgürdür ama, tabiatının gerektirdiği biçimde yaşamadığı zaman, ölmek zorundadır. Yani mutluluğunu her türlü akılsız sahtekarlıkta arama özgürlüğü vardır, ama o yolda bulabileceği yalnızca işkence ve hınç olur; bunun tek çaresi mutluluğunu insana uygun yollarda aramaktır. Ahlakın amacı size, acı çekip ölmeyi değil, zevk almayı ve yaşamayı öğretmektir.

Yorum gönder

Yorum göndermek için giriş yapmalısınız.