Kollektivizm

Sözlük | canakci | Mart 5, 2012 at 4:27 pm

Hiçbir koyun kendi varlığını bilinçli olarak bir sürünün varlığına armağan etmez, edemez.

Kollektivizm, insanların birbirine bağımlı olduğuna vurgu yapan herhangi felsefi, politik, dini, ekonomik, ya da sosyal görüş olarak nitelenebilir. Örneğin ümmetçi, devletçi, milliyetçi, toplumcu, sosyalist, vatanperver, ulusalcı v.b. olarak isimlendirdiğimiz kavram ve yaklaşımların tümü aslında kolektivist görüşe dahildir. Türkçe karşılık olarak ortaklaşacılık, paylaşımcılık, toplulukçuluk, toplumculuk, ittihatçılık önerilmiştir. Aslında ittihatçılık bizim için Osmanlının son döneminde iktidar olmuş olan İttihat ve Terakki Cemiyeti’nden gelen daha özel bir anlama da sahiptir. Bir olma hep birlik olma vurgusuyla sözcük anlamı kollektivizme yakın olmakla birlikte duruma göre ittihatçılığın daha özel ideolojik anlamını “faşizm” olarak ifade etmek hatalı olmaz.

Tüm toplumlarda en küçük yaştan itibaren bireylere yapılan en temel sistematik koşullandırma kolektivizm üzerinedir. Bu görüş insanlara insani hedeflerin en iyi “işbirliği” veya “kollektif çaba” yoluyla elde edilebileceği inancını telkin etmeye çalışır ve bunun bireysel çabalardan hem daha kıymetli hem de daha ahlaklı olduğunu vurgular.

Kolektivizmin iki tipi olduğundan söz edilir. Eşitlik, paylaşma ve dayanışmayı vurgulayan “Yatay” kolektivizm ile yetkililerin otoriter iradesine fedakarca teslim olunmasına vurgu yapan “dikey” kolektivizm. İkisi arasındaki temel fark eşitlik konusundadır. Yatay kolektivizmde tüm insanlar özde eşit kabul edilir. Bu eşitlik imkanlar ve fırsatlar yönündendir. Aslında aynilik değil farklılıklara ve özgürlüklere vurgu yapılır, ancak eşitlik sadece herkesin eşit fırsatlara sahip olması yönündendir. Öte yandan dikey kapitalizmde hiyerarşi vardır ve insanların özde eşitsiz oldukları vurgulanır. Heriki durumda da ortak mülkiyetler ve kolektif iradenin gerektirdiği plan ve prensiplerin idaresi söz konusudur. Ekonomi alanında kolektivizm bazı şeylerin bireylere veya zümrelere değil mutlaka toplumun tümüne ait olması ve herkesin ortak yararına kullanılması gerektiğini gerektiğini savunur.

Kollektivizm insanları 'ağlanacaaak...ağla' şeklinde emir ve komutlarla duygusal gösterilere yöneltebilir.

“Birimiz hepimiz için, hepimiz birimiz için”, “bir elin nesi var, iki elin sesi var” şekillerinde yapılan temel şartlandırmada kolektivist olmamak “”egoist, bencil, toplum dışı olmak”” olarak gösterilir. Hayattaki tüm çabaların gönüllü dayanışma ve işbirliğiyle olabileceği gibi, kamu otoritesinin (devletin) bireylerin zorunlu işbirliğini sağlaması yoluyla da sağlanabileceğini iddia eder..

Oysa bu doğru değildir, ve aslında gerçek çok farklıdır. Kolektivizm bireyciliğin tersidir. Egoizmin veya bencilliğin değil. Bireyin doğal halini yani “kendisini” yoketme ve onu bir sürünün malı haline getirme gayretidir kolektivizm. İnsanın doğal varoluş biçimi bireyci olduğundan, onun üzerinde kolektivist bir yaklaşımın uygulanabilmesi için çok fazla kandırma, koşullandırma ve zorlama gerektirir. Bireyin diğer bireylerle özgür iradesine bağlı olarak gönüllü dayanışma ve işbirliği içinde olması zaten son derece doğaldır. Diğer insanlarla işbirliği ve dayanışma zaten tamamen bireysel karar ve davranışlardır. Bu kolektivizm olarak tanımlanamaz. Ancak, bireyin “”sürü üyesi aidiyetli biçimdeki”” davranışının zorlama ve koşullandırma yoluyla elde edilmesi kolektivizm ile mümkün olur. Kolektivizmin temel prensiplerinin sonuna kadar uygulanması ise toplumda çözülmeye ve silahlı çatışmanın sürekliliğine götürür. Hep böyle olmuştur.

Doğal hali özgür bir yaratık olan insanı kolayca güdülebilen bir sürü hayvanı haline getirmek için aslında çok sistemli, ince, ayrıntılı teknikler uygulanır. Her türlü kolektivist insan yetiştirmek için aşağıdaki adımlar sanki evrensel bir kılavuz niteliğindedir;

Güç elde etmek için adamın kendisini küçük hissetmesini sağla. Umutlarını ve kişiliğindeki dürüstlüğü öldür. Benliğini sil. Bireyi itibarsızlaştır. Özsaygıyı öldürdün mü insanın içindeki kahramanlığı da öldürürsün.

Büyük insanlar yönetilemez. Büyük nadir olan zor elde edilen şeydir. Standartlarını düşür, sıradanlaştır. Herkes ulaşabilsin. Vasatı sıradanı, değersizi öv. .

İnsanların mutlu olmasına izin verme. Yaşama sevincini öldür. Mutlu insan kendi kendine yeterlidir. Yönetilemez.

İnsanın ruhunu boşalttın mı yerini sen doldurabilirsin. Bütün sistemler kişisel zevki feda etmeyi üğretiyor. Sürekli ve sistematik beyin yıkama ile “Vazgeç” ve “razı ol” kavramlarını yerleştir. “Fedakarlık” kavramını yücelt. Hangi ahlak sistemi fedakarlığı öğütliyorsa sonunda bir süper güç haline gelmiştir. Cennet, Nirvana, Irksal üstünlük, proleterya diktatörlüğü hep fedakarlığı, benliği silmeyi öğretir. Ortada fedakarlık oldu mu parsayı birileri toplayacaktır. Hizmet varsa bir hizmet edilen de vardır. Sana hizmetten söz eden adam mutlaka köleler ve efendilerden de söz ediyor demektir.

İnsanların kendilerini korumak için çok önemli bir silahları var : Mantık. Mantığı kötüleyemezsin. Ama “mantık sınırlıdır, onun da üstünde daha başka şeyler vardır” dersin.. İnanç, duygu, vahiy, ilahi sezgi, diyalektik materyalizm gibi. “Düşünmeye çalışma, hisse, inan”.. dersin. (Düşünen adam istemiyoruz !.)

Sonunda birlik ve itaat dünyasına varılır. Yaşamımızı başkalarının kafalarındaki ölçütlere göre kurarız. Bir ideal için savaşmayız. Saygınlık, başarmak için çalışmayız. Bireyselliğe asla izin verilmemeli. Motoru çıkarılmış bir dünya. Tek yürek, elle pompalanıyor.

İtaatten başka birşey öğrenmemiş insanlarda itaat görmenin zevkini tadacağız. Onlara hizmet madalyaları dağıtacağız.

Kollektivizm yüzyılımızın tanrısı.. Birleş, fikir birliği sağla. İtaat et. Hizmet et. Böl ve zaptet ama sonra birleştir ve yönet.

Komünizmde bireycilik kötülük. Toplum ise tanrı. Milliyetçilikte yine birey kötü ırk tanrı. Kollektivizmin bir çeşidinden ötekine. Ruhunu bir lidere verirsin ya da ötekine. Bireyi öldür, insan ruhunu öldür. Güç senindir artık.

Kollektivizm insan doğasındaki bireyciliğin tam tersini temsil eden bir kültürel unsurdur. Sürekli grup amaçlarının bireysel amaçların üzerine olduğuna, sosyal gruplar içindeki kaynaşma, dayanışma ruhu, aidiyet v.b. kavramlara vurgu yapar.

Tüccar ve savaşcı tarih boyunca birbirine taban tabana zıt kimliklerdir. Savaş alanlarında ticaret gelişmez, fabrikalar üretim yapmaz. Yıkıntılar altında kar artmaz. Kapitalizm bir tüccarlar toplumudur ve bu nedenle kapitalizm, ticareti “bencil”, feth etmeyi ise “soylu” gören her silahlı haydut tarafından eleştirilir. Kimileri de kollektivizmi sosyalizm, komünizm türü rejimlere mahsus bir özellik sayar, kapitalist sistemlerde kolektivizmin olmadığını savunur….Oysa bir devlet veya dinin, hatta ailenin bulunduğu en küçük toplumsal düzenlerde kolektivist yaklaşımın temel örneklerine şahit oluruz.

Aslında kolektif beyin diye bir şey yoktur. Kolektif düşünce (akıl) diye bir şey de yoktur. Bir grup insanın vardığı anlaşma, ya bir uzlaşma, ödün verme sürecidir, ya da birçok bireysel düşüncelerin bir ortalamasıdır. İkincil önem taşıyan bir şeydir. Birincil eylem.. yani mantık yürütme süreci… bir tek kişinin tek başına yapması gereken bir şeydir. Yemekleri bir sürü insana paylaştırabiliriz. Ama kolektif bir midede sindiremeyiz. Hiç kimse kendi ciğerlerini, başkasının yerine solumak için kullanamaz. Hiç kimse kendi beynini, başka birinin yerine düşünmek için de kullanamaz. Vücudun ve ruhun bütün işlevleri bireysel ve özeldir. Paylaşılamazlar ve devredilemezler.

Buna rağmen kollektivizm temel biçimiyle dünyanın her tarafında yoğun veya seyreltilmiş biçimiyle sosyal hayata mal olmuş durumda olduğunu görmekteyiz. Liberal Demokrasinin hüküm sürdüğü batı tarzı kapitalist ekonomilerde de çoğu üretim aracının mülkiyeti kolektiftir. Ekonomi yönetimleri çok büyük ölçüde kolektivisttir. Ancak, kuşkusuz sosyalist, komünalist, ümmetçi, totaliter, ve otoriter düzenlerde kapitalist düzenlere göre daha yoğun bir kolektivizm sözkonusudur.

Mesela korporatist olarak adlandırılan düzen kolektivist düzenin daha da koyultulmuş bir şeklidir. Korporatist düzende toplum bireylerin toplamından da çok daha önemlidir. O yüzden grubun hakları ve ahengi için bireylerin sadece hakları değil kendileri de rahatlıkla feda edilebilir. Bireyin hakları diye birşey yoktur. Komünist düzende ise bireyin mülkiyet hakkı olmamakla beraber birey kısmen de olsa bazı haklara sahiptir. Öte yandan devletçi, veya dinci olmadığı, herhangi hiyerarşik kurumsal yapının otoritesini de savunmadığı halde kollektivist olan bir felsefe de vardır. Anarşizm.

Mesela anarko-komünizmde sadece üretim araçları değil, bireysel emeklerin ürünleri de toplumun malıdır.
Yani devletsiz kolektivizmde de birey kendisinin değil herşeysiyle ve tamamen toplumun malı haline getirilmektedir. Ama bu teorik bir durumdur. Gerçek anlamda istikrarla uygulanması imkansızdır. Pratikte eğer bir toplum varsa mutlaka onun toplayıcıları ve adına hükümet denmese de ilan edilen değerlerinin belirleyicileri vardır. Kendilerini öyle ilan etmeseler de onlar sürünün çobanı olmuş iktidar mensuplarıdır. Onun da özde diğer toplumcu sistemlerden hiçbir farkı yoktur.

Her gün 'Ben bir Juşistim, dinim cinsim uludur, varlığım ülkem varlığına armağan olsun'
şeklindeki yeminleri tekrarlamak zorunda olan Kuzey Koreli çocuklar.

4 Yorum

  1. Fares diyor ki:

    …Almanlar susuyor…Sarrazin”e destek veren ve Türklere günlük hayatta, üstü kapali veya acik acik hakaret eden Almanlar susuyor…Tecavüzcü olup olmadigi belli olmayan ve Antalya”da mahkemesi devam ederken Almanya”da bu olay üzerinden Türkleri suclayanlar, susuyorlar…On seneyi askin bu katliyam, televizyonlarda tartisiliyor… Almanlarin verdikleri tepkiler daha farkli olmaliydi…Sarrazin olayida televizyonlarda tartisildi ve Almanlar günlük hayatta, ekranda olumsuzluklarini kustular…Ama Nazi düsünce yapisina karsi sokaktaki Alman susuyor…Ama Sarrazin söz konusu olunca bülbül kesiliyor…Sarrazin ve Marko örnekleri cogaltilabilir…Yalniz su bir gercek ki ; Alman medyasi uslup olarak, düsünce olarak Türklere adaletli davranmiyor …Kardeslerimizin katledilmesi cok üzücü…Hepsine ALLAH”tan rahmet, yakinlarina sabir diliyorum…Bu insanligi katletme eylemine yeterince tepki veremememiz ise hepimizin hatasi…Berlin ayaga kalkmaliydi…Köln uyumamaliydi…Hamburg bagirmaliydi…Düsseldorf haykirmaliydi…Sirf Almanya mi…?…Avrupa”nin hangi sehrinde Türk varsa o sehir ayaga kalkmaliydi…Her yerde tekrar tekrar toplanmaliydik…Bir kez daha,bir kez daha hep birlikte tüm gücümüzle insanliga karsi yapilmis bu sucu protesto etmeliydik…Sadece icimizde degil, sessiz kalarak degil, tüm benligimizle meydanlarda hep birlikte protesto etmeliydik…Maalesef bu konuda birlik beraberligimizi gösteremedik…Peki minare yasaginda gösterebildik mi…?…Peki baska bir cok konuda daha tepkimizi gösterebildik mi…?…Derneklerimizi, sivil toplum örgütlerimizi tekrardan örgütlememiz gerektigini…Ne yazik ki bu on seneyi askin üzücü olayin ortaya cikmasi sonucu anladik…Anladik mi…?…O zaman bir seyler yapalim…Daha iyi örgütlenebilmemiz icin,birlik ve beraberligimizin daha da güclenebilmesi icin ne gerekiyorsa yapalim…Kardeslerimizi katleden canilerin bir an önce yakalanmasi ve olaylarin üstü örtülmeden tümüyle aydinlatilmasi ümidiyle, daha güclü bir yumruk olalim…

  2. kimge diyor ki:

    Paylaşımların altına “facebookta paylaş” butonu eklerseniz çok iyi olur. :)

  3. social-sosyal diyor ki:

    Ben bir ”ben” olarak yazının büyük kısmına katılıyorum.
    Ama son satırda, bunu anarkokomünistler(kropotkin) yerine anarkokolektivistlere(Bakunin) yapsaydınız eleştiriyi.
    Ve, ilk insanlar komünal üretmiştir ve tamamen kendi bireysel insiyatifleriyle paylaşım yapmıştır, yardımlaşmıştır, işbirliği yapmışlardır.
    Sert doğa koşulları yüzünden göçler olmuştur, fakat komünal üretim bitmemiştir, barbarlar evresi denir buna, ama işte bunda köy komününün bireye baskısı vardır, örneğin kimi barbarlar, diğer barbar komününden kelle getirip, kendi köyünü şereflendirmezse evlenemiyor.
    Ama bireylerin yeteneklerine, kendine ve kendi emek ürünlerine yabancılaşmadığı en iyi örnek ortaçağ loncalarıdır, ne yazık ki devletler ve kiliseler bunları devirmiştir, daha sonra uluslararası ”kolektif” savaşlarla bu devam etmiştir.

    Ve kapitalizmde üretim araçları patronun elindedir.
    Sözde ülke,vatan adına üretir işçiler oysa ürettiklerini patron emer.
    Yani işçilerin kolektif emekleri patronun egosuna hizmet eder.

    Son olarak, devletsiz-pazarsız örgütlenmeler sonucu gönüllü olarak komünal üretip, bireyin kendine yabancılaşmadığı topluluklar var olmuştur yukarıda dediğim gibi.

Yorum gönder

Yorum göndermek için giriş yapmalısınız.