Üniversite Seçimi

Zeitgeist / Denemeler | canakci | Temmuz 25, 2012 at 12:44 pm

Eğer şu anda LYS’de 180 barajını geçip, üniversite seçimi yapma konumunda bir genç iseniz size söyleyeceklerim var.

Biliyorum şu ana kadar kafanızı karıştıran karıştırana.
Hedef piramitlerin olsun, en önemli konuları en tepeye koy. Hayatının tercihini yapacaksın. Önce “ben ne istiyorum”, “beni nasıl bir gelecek bekliyor” diye kendine sor. Bundan sonraki tüm hayatın şimdi yapacağın tercihe bağlı. Bla bla bla..

Hepsi saçma bunların. Size hiçbir faydası yok ve hiçbiri bir karar vermenizi kolaylaştırmıyor.

Üniversitelerin sayısı son 10 yılda 76’dan 165’e çıktı. Ebeveynler çocuğum bir iş bir meslek sahibi olsun. Üniversite okursa hayatı kurtulur, meslek altın bileziktir diye düşünüyor. Popülist siyasiler de talep orada, işte arz da burada deyip hiçbir altyapısı olmadan dağa taşa yeni üniversite doldurdular.

Şunu bilesiniz ki üniversitelerimiz henüz 76 adet iken de içlerinde dünyanın ilk 500 üniversitesi arasına girebileni hiç yoktu. Henüz Türkiye’de “engine” kelimesinin bir karşılığı yok ama fakültelerimiz tüm avrupaya yetebilecek olandan fazla sayıda engineer (mühendis) yetiştirmekte idi. Şimdi hepsi iki kattan fazla arttı. Şahtı şahbaz oldu.

Ekim 1919'da Fransız işgalindeki Kahramanmaraş'da hamamdan çıkan 3 Türk kadından peçelerini çıkarmalarını isteyen Fransız askerlerine Sütçü İmam Ali isimli şahıs yanındaki silahıyla ateş açmış, bir Fransız askerini öldürüp diğerini yaralayarak kaçmıştır. Türk bilim ve sanatına başkaca bir katkısı bilinmeyen bu şahsiyetin adına 1992 yılında büyük bir üniversite kurulacağını kim bilebilirdi ki?


Türkiye’de İşgücüne katılma oanı %49.6 . Herhangi bir işte istihdam edilebilenlerin toplam sayısı 24milyon 630bin. Yani ülke nüfusunun üçte biri. Üstelik bu çalışanların ezici miktarı da asgari ücretle ve hiçbir eğitim gerektirmeyen mesleksiz mesleklerde çalışıyorlar. Şöför, çaycı, polis, itfiyeci gibi bir işte çalışmak için onca zahmete girip üniversite okumanızın size ne faydası var?.

Çalışma çağındaki kurumsal olmayan (yani hiçbir işte çalışmayan) nüfus sayısı 54 milyon 520bin.

Eğer siz prestijli ve yüksek gelirli bir işte çalışmak istiyorsanız iyi bir üniversitede okumanıza gerek yok. Meclise girip şöför veya sekreter olursanız ayda elinize 3.800 lira geçer. Bu da piyasadaki iyi okul mezunu doktor, mühendis felan maaşlarından fazladır. Tabii bu ancak eğer sizi oraya sokabilecek bir arkanız varsa mümkün. Üstelik oradan çok daha yüksek gelirli ve prestijli işlere atlama imkanınız başka yerlere göre oldukça daha yüksektir.

Bürokrasi ve siyasette çok yüksek gelirli ve prestijli konumlar var. Özellikle yüksek yargı ve askeri bürokrasinin sizi getirebileceği makamlar size hem çok yüksek saygınlık, hem de en üst düzeyde bir gelir ve hayat standardı sağlar. Tabii söylememe gerek yok. Bu makamlara gelebilmek önemli bir eğitim gerekmiyor. Biraz şans, biraz da komitacılık yeteneklerinizle ilgili.

Eğer kendiniz bu makamlardan birine gelemezseniz de gelmiş olanlardan kendinize dayılar edinmenizde çok büyük yarar var. Eğer böyle mühim şahsiyetlerden kurulu bir networke sahipseniz işadamlığı ve girişimcilikte yükselebileceğiniz noktanın üst sınırı yoktur. Bunun için de yüksek eğitim ve özel yeteneklere hiç ihtiyacınız olmayacağını ayrıca belirtmeme gerek yok sanıyorum. Şurası çok önemli ki eğer sizi destekleyecek bir siyasi ve bürokrat takımına sahip değilseniz girişimciliği sakın denemeyin. Elinizde avcunuzdakini hemen kaybedersiniz.

Yüksek öğrenim size ne sağlar onu da söyleyeyim.
Yukarıda anlattığım çok tatlı makamlar ve fırsatlardan bazıları için Sütçü İmam Üniversitesinden de olsa bir lisans diplomasının size faydası olacaktır. Adı duyulmadık bir yabancı üniversiteden doktora derecesi felan da yararlı olabilir. (Kamuda sizi sıfırdan bir genel müdürlük makamına taşımaya yeter.)

Ama eğer LYS puanlarınız çok yüksek, üstelik gerçekten zeki ve yetenekli bir insan iseniz size şimdi söyleyeceklerim üzücü gelebilir.

Bilime, sanata, teknolojiye üst düzeyde katkılar verebilmenize yarayacak bir eğitimi bu 165 üniversiteden hiçbirisi size veremez. Mezun olduğunuzda çalışarak yaratıcılığınızla katma değer üretebileceğiniz kurumlar da ülkemizde maalesef mevcut değildir. (Tübitak’ın imam başbakanımıza bağlı olduğunu ve Darwin’i çürütmeye çalışan yayınlar yaptığını unutmayın).

Ancak eğer LYS’de ilk 1000’e girer ve “İngilizce” tedrisat veren bölümlerden birine kapağı atmayı başarabilirseniz bir sonraki adımda yurt dışındaki bir kuruma atlayarak orada bilim adamlığına geçiş yapma fırsatınız olabilir. (Olur diyemiyorum, çünkü bu biraz da şans meselesidir.) Burada kaldığınızda yeteneklerinizin harcanacağını ve umduğunuz hiçbirşeyin gerçekleşemeyeceğini söylemeliyim. Türkiyedeki üniversitelerin açtıkları nanoteknoloji, moleküler biyoteknoloji, genetik, mekatronik vb bölümler sakın ola ki gözünüzü boyamasın. Kabuğu var kendisi yoktur. Mezun olduğunuzda kesinlikle mesleksiz kalırsınız.

Keyif verici şeyler yazamadığım için üzgünüm. Ama şimdi yapacağınız üniversite tercihinin çok da önemli olmadığını söylemek zorundayım. Hayata vereceğiniz ekmek kavgasında şimdiki seçiminiz çok da önemli olmayacaktır.

Seçiminiz her ne olursa olsun kendi yetenek ve kaynaklarınız sizinledir. Sizden önceki nesillerden farklı olarak, yatkın olduğunuz herhangi konudaki bilgi ve becerilerinizi geliştirmeniz için gereken kaynakların elinizin altında bol ve bedava olduğunu bilmelisiniz. Her gün daha global hale gelen bu piyasada kuşkusuz ki size gereken kaynaklara ulaşabilmeniz için öncelikle iletişim becerilerine (Bilgisayar + İngilizce) ihtiyacınız var. Üniversite eğitiminizin gerçekte hiç de önemli olmadığını zamanla daha iyi anlayacaksınız. (bkz. Eğitim Şart Değil

Günümüz dünyasında artık Oxfordlar Urfa'ya bile geldi sayılabilir.

1 Yorum

  1. social-sosyal diyor ki:

    Bireyi kendi yeteneklerine yabancılaştıran, koşullayarak okul okutturan, zengine-devlete söz hakkı verildiğinde konuşmayan, zamanında işine giden, makineleştiren zorunlu eğitimi eleştirmeniz daha doğru olur.

Yorum gönder

Yorum göndermek için giriş yapmalısınız.