Çegar Tepesi Muharebesi ve Kelle Kule

Tarihte Neler Oldu | canakci | Ekim 2, 2012 at 3:49 pm

Daha İstanbul bile fethedilmeden önce (1402 yılında) Osmanlı kontroluna girmiş olan Sırbistan topraklarında ilk miliyetçilik hareketlerinin başladığı ondokuzuncu yüzyılın başlarına kadar organize ve büyük çaplı bir ayaklanma görülmüyor. Osmanlıya karşı bir “halk devrimi” niteliğindeki bu ilk ciddi başkaldırının 1804 yılında başladığı söylenebilir. 1804 – 1809 yılları arasında İvankovaç, Mişar ve Deligrad muharebeleri gerçekleşiyor. Çegar Tepesi Muharebesi bu muharebelerin devamı niteliğinde olup sonuçları itibariyle en hatırda kalanıdır.. .

Tablo Osmanlı ile Sırp bağımsızlıkçıları arasında geçen ve sırpların, ilk kurtuluş savaşlarından biri olan Mişar savaşını tasvir etmektedir.


Sırpların Saldırısı
15 nisan 1809 günü Sırp Devrim Ordusu 10,000 asker mevcuduyla Miloje Petrović komutasında Niş kalesinin yakınlarında bulunan Kamenica, Gornji ve Donji Matevac köylerine yaklaştılar. Burada sırp askerler altı ayrı yerde siper kazdılar.
Siperlerin ilk ve en büyük olanı Dük Stevan Sinđelić komutasındaki Cegar tepesinde bulunanıydı. Diğer siper Petar Dobrnjac komutasındaydı ve Gornji Matejevac köyünde idi. Üçüncü siper Dük Ilija Barjaktarević komutasında olup Kamenica’nın kuzey doğusunda bulunuyordu. , Dördüncüsü Kamenica’nın içinde ve Miloje Petrović komutasındaydı. Beşinci siper Kamenica’nın yukarısındaki dağın içinde olup Dük Pauljo Matejić komutasında, altıncısı ise Donji Matejevac köyünün içindeydi.

Bu pozisyonların hepsi Hurşit Paşa komutasındaki Niş kalesini kuşatmak içindi. Paşa’nın komutasındaki kale ve çevresinde 8,000 asker bulunuyordu. Sırplar kaleye birkaç hücum gerçekleştirdiler. Ancak ağır topları olmadığı için kaleyi alamadılar. O yüzden böyle durumlarda uygulanan strateji Hurşit Paşayı teslim olmaya zorlamak üzere uzun bir kuşatma gerçekleştirilmesi idi. Hurşit Paşa’nın taktiği ise takviye kuvvetlerinin gelmesini beklemek idi. Bu arada her saldırıdan sonra Sırplar tarafından görüşmeler önerilmekte ve yapılmakta idi.

Osmanlıların Karşı Saldırısı
20 Mayıs tarihinde Edirne, Selanik, Sofya ve Üsküp’den gelen 20bin kişilik takviye Osmanlı kuvveti kentin 30 km doğusunda mevzilendi ve sırp birliklerini çevirmek amacıyla karşı saldırıya geçti. Veljko Petrovic ve 2,000 askeri mevzilerini bırakarak arkadan gelen Osmanlıyı engellemeye çalıştı. Bu manevra ise ön cephedeki sırp devrimcilerin konumunu daha da zayıflattı. ..
30 Mayıs günü Osmanlı birlikleri Petar Dobrnjac’ın komuta ettiği siperlere saldırdı. Ertesi günü 31 Mayıs 1809’da ise Stevan Sinđelić komutasındaki Çegar tepesi ana mevzilerine saldırı gerçekleşti. Göğüs göğüse çarpışmalar tüm şiddetiyle gün boyu sürdü. .. Bu arada Stevan ve komutasındaki askerlerin diğer sırp birlikleri ile bağlantısı koptu. Sonunda yüzlerce Osmanlı askerinin siperlerin içine dolmasıyla askerlerinin Osmanlı hücumundan kurtulmasının imkansız hale geldiğini gören Stevan son kararını verdi. Her tarafından gelmekte olan Osmanlı askerlerinin kendisine ulaşmasıyla Stevan çakmaklı filintasını barut fıçılarına doğru ateşledi. Görgü şahidi Milovan Kukić olayı şöyle anlatıyor:
“Osmanlı askerleri beş defa hücum gerçekleştirdi. Sırplar tarafından her defasında yüksek kayıplar verdirilerek geri püskürtüldüler. Altıncı saldırıda hendekler cesetleriyle dolmuştu ve artık cesetlerin üstünden yürüyerek süngü hücumu yapabilmekteydiler. Diğer Sırp birliklerinden destek de gelmemekteydi. Artık birliklerinin düştüğünü gören Stevan mühimmat fıçılarının bulunduğu depoya koştu ve ateşledi. Öyle büyük bir patlama oldu ki her yer sarsıldı. Koyu bir duman ve bulut oluştu. Hendekte ve civarında bulunan herkes öldü.

Sonuç
Sinđelić’in birliklerinin bulunduğu siperin düşmesi üzerine Sırp devrimci ordusu Deligrad kentine geri çekilmek ve orada yeniden siperler kazarak mevzilenmek durumunda kaldı. Muharebede Sırplara göre çok daha fazla kayıp vermiş olan Hurşit Paşa ise artık fethedilmiş durumda olan olan Çegar tepesindeki mevzilerde bulunan Sırp cesetlerinin kafalarının toplanarak derilerinin soyulmasını ve bu kellelerden bir kule yapılmasını emretti. Bu kule Osmanlı İmparatorluğuna baş kaldırmaya cüret edecek herkes görsün diye ibret’i alem için İstanbul’a giden yol üzerinde inşa edilmiş, kafataslarından ayrılan kafaderileri de içleri samanla doldurularak (kanıt olsun diye) İstanbul’a Sultan II. Mahmut’a yollanmıştı. Ayaklanma tamamen bastırılınca da ülkenin Osmanlı işgal kuvvetleri yeni askerlerle ve halka karşı daha da artan bir baskıyla takviye edildi.

Sırpların Osmanlıya karşı ayaklanmalarının ikinci fazının başlayışını tasvir eden tablo


Yenilginin etkisi sadece 1813 yılına kadar sürdü. Sırp kurtuluş hareketi Çegar tepesinde çok sayıdaki Osmanlı askeriyle birlikte binlerce şehit vermişti ama bu 1815’de Miloş Obrenoviç komutasındaki ikinci Sırp kurtuluş savaşının başlamasına engel olmadı. Miloş 1815 Nisan ayında Osmanlı’ya savaş açtı. Ayni yılın aralık ayına kadar Osmanlı ordusunu ülke topraklarının neredeyse tamamından geri sürdü. 1816 yılında Osmanlı Sırbistan’a kısmi muhtariyet tanıyan bir anlaşmayı teklif etti. Sırplar kabul etmediler. Nihayet 1817 yılında Sırplar Osmanlı komutanı Maraşlı Ali Paşa ile savaşı bitiren bir anlaşma imzaladılar. Miloş Obrenoviç Sırbistan Prensi oldu. 1830 yılında Sırbistan’ın kısmi bağımsızlığı padişah fermanıyla onaylandı. 1835 ylında Sırp Prensliği Balkanlar’da kendi parlamentosu ve anayasası olan ilk ülke haline geldi. Buna kuzeyde Habsburg monarşisi, ve güneyde Osmanlı Sultanlığı çok kızdılar.

Niş yakınlarında bulunan ve Hurşit Paşa’nın bundan 203 yıl önce 952 Sırp isyancının kesilmiş başlarından (ibret olsun diye) inşa ettirdiği Kelle Kulesi bugün Osmanlı’nın vahşetini tüm dünyaya ilan eden bir anıt olarak ayni yerinde durmaktadır


Avrupada ulus milliyetçiliklerinin kabarmaya başladığı 1848 yılı baharında Sırbistan’ın Habsburg imparatorluğu içinde kalan bölgeleri de Sırbistan Prensliğine katılmaya karar verdiler. 1867 yılında ülkenin kimi bölgelerinde kalan son Osmanlı kuvvetleri de (İngiltere ve Fransa’nın Sultan’a baskı yapmasıyla) ülkeyi tamamen terk etmek zorunda kaldılar. Sırbistan de facto bağımsız bir ülke haline geldi. Son olarak 1878’de Sırbistan’ın uluslar arası hukuka göre de (de jure) bağımsızlığı büyük devletlerin Berlin anlaşmasıyla Belgrad’da deklare edildi.

Uzun yıllar boyunca açık havada ve korunaksız bir şekilde bırakılmış olan kulenin içerisinde bugün sadece 58 kafatası kalmıştır. 1892 yılında Sırbistan’ın her tarafından toplanan yardımlarla Belgrad’lı mimar Dimitrije T. Leko tarafından kulenin her tarafını kaplayacak ve örtecek şekilde bir kilise yapılmıştır.

Yorum gönder

Yorum göndermek için giriş yapmalısınız.