Üniversite İsimleri

Zeitgeist / Denemeler | canakci | Haziran 24, 2013 at 12:42 pm

Mayıs 2013 itibariyle ülkemizde 108 devlet, 66 tane de vakıf üniversitesi olmak üzere adları “üniversite” olan tam 174 kuruluş bulunuyor. Bunlara başvuracak gençlerin hangi esasa göre tercih yapacağında hala sanki tek kriter giriş puanları imiş gibi görünüyor.

Maraş ilinde 31 ekim 1919 günü Fransız işgal kuvvetleri mensubu bir lejyon askerine ateş edip kaçan ve sadece bu hareketiyle bir cesaret timsali olarak tarihe geçen Sütçü İmam lakaplı şahsın daha sonra ismi “Kahramanmaraş” olarak değiştirilen ilde 1992 yılında açılan bir devlet yüksek okuluna adı verildi. (KahramanMaraş Sütçü İmam Üniversitesi) İslami referansı dolayısıyla bu ismin verilmesine ön ayak olan İslamcı parti başkanı Necmettin Erbakan’ın kendi adı da daha sonra Konya’da kurulan yeni bir üniversiteye verildi.

Oysa bu listeler tamamen arz, talep doğrultusunda oluşan yapay değerlere göre oluşturulmuş. Gerçek hayatta bir hükmü yok. Başvuracak öğrencinin iyi ve geçerli bir meslek sahibi olma, hayatta başarılı olma gibi esas kendi amaçları doğrultusunda bu üniversitelerin performansını değerlendiren güvenilir listelerimiz yok. Geçtiğimiz yıllardan birinde Çinlilerin dünya üniversitelerini performans niteliklerine göre sıraladıkları bir liste çıktı. Baktık ki bu akreditasyon listesinde ilk 500′e hatta ilk 5000 içine dahi girebilen bir tek üniversitemiz yok.

Son yirmi senedir globalleşme sonucu (bürokrasi hariç) tüm meslekler dünya rekabetine açık hale geldi. Yani Üniversiteler de adı üstünde artık Üniversal (evrensel) olmak zorundalar. Yoksa dünya ölçütlerine göre performansı beş para etmeyen bir üniversitede dirsek çürütmenin öğrenciye ne faydası var?. Hepimiz devlete bürokrat olacak değiliz. Çoğumuz bilim, sanat teknoloji alanlarında üretim yapmak, yüksek katma değer üretmek istiyoruz. Rekabetçi evrensel bilgi ve becerilere ulaşabilmemiz lazım. Bunları bize verme kabiliyeti olmayan kurumlarda niye vaktimizi ve kaynaklarımızı tüketelim ki?.

Bir Üniversitenin ne olup olamayacağında “ismin ne önemi var” diyeceksiniz biliyorum. Ama dünyanın en iyi üniversiteleri listelerine lütfen bir göz atınız. İlk 100 hatta ilk 500′ün içinde “şahıs isimli” üniversite sayısının sadece birkaç taneyi geçmediğini göreceksiniz. Bunlar da bilimde sanatta, teknolojide önemli birşeyler başararak ismini duyurmuş kişiler. Han, hakan, sultan veya general isimleri değil. Siyasi lider isimleri de değil. Askeri harekatlar, savaşlar, fütuhatlarla, zafer tarihleriyle ilgili üniversite isimleri başarılı üniversiteler listesinde hiç yok.

Devletimizin bürokratları daha en baştan itibaren evrensel sivil ölçütlerden bağımsız, popülist amaçlarla ve mili manevi değerlere dayalı, kurumlar inşa etti ve bunlara “üniversite” ismini verdi. Mesela, İstanbul Üniversitesinin bu yıl kuruluşunun 560’ncı yılını ilan etmesi gerçekten ironik bir durum. Çünkü Osmanlı’da kuruluşundan yıkılışına kadar sivil evrensel bir yüksek eğitim kurumu hiç olmamış. 1453 yılında kurulan o şeyin ancak din derslerinin verilebildiği bir dersane (medrese) olduğu ve bunun da günümüzdeki Üniversite kavramına özde en uzak bir şey olduğu çok açıktır. 1846’dan itibaren din dışı bazı bilgileri eğitimi de eklenilerek Osmanlı bürokrasisine eleman yetiştirilen (ve adı DarülFünun olan) bu okulun dahi o haliyle Üniversiteye yakın bir şey olduğu söylenebilemez.

Nitekim 1863, 1871, 1874, 1881, 1900 yıllarında, ve nihayet cumhuriyet sonrasında 1924 yılında askeri ve siyasi bürokrasi, burada ne öğretilip öğretilemeyeceğini sürekli değiştirmiş durmuş. 1925’de İslam teolojisi ekleniyor. 1933’de kaldırılarak tekrar reorganize ediliyor. Bugünkü şeklinin (YÖK konusu hariç) o zamandan kaldığı söylenir.


Aslında kolluk kuvvetleri ve askeri bürokrasi için (bugünküne benzer anlamda) eleman yetiştiren müesseseler çok eskiden beri var. Deniz subayı yetiştirmek üzere 1773’de kurulan Kasımpaşa’daki Mühendishane-i Bahr-i Hümayun (Bugünkü Deniz Harp Okulu) ve 1844’de kurulup kara subayı yetiştiren Kara Harp Okulu, keza Osmanlı ordusuna sıhhiye elemanı yetiştirmek üzere 1898’de kurulan Gülhane Seririyat Hastanesi ve 1937’de kurulan polis okulunun aslında birer “üniversite” oldukları nasıl söylenebilir?.

Dünyada askerlik var, tıp var, akademi de var. Ama askeri tıp akademisi diye bişey yokk. Böyle bir şeyin olabilmesi için bu üç kavramın üçünü de çok çarpık ve tamamen dünyanın geri kalanının tersine bir biçimde algılamış olmak gerekir. Mesela bir ülkenin devleti olur, ordusu da olur, ama bir ordunun ülkesi, akedemyası ve devleti olur mu?. Bu çok saçma ama inanın böyle bir şey bir bakıma gerçekten de var. Askeri Tıp Akademisi diye bişey dünyada sadece 3 yerde bulunuyor. Ankara, Belgrad ve Sofya’da.

Üniversite ve Akademi kavramları özde sivilliği, evrenselliği, bilim, sanat ve teknoloji alanlarında özgün araştırma ve çalışmalar yapmayı çağrıştırır. Bürokrasi ise sivilliğin tam tersi olan bir şeydir. Yereldir. Bürokrasiye eleman yetiştirmek resmi ve yerel bir iş kuşkusuz. Sivil değil. Evrensel bir tarafı da yoktur. Bilime, sanata, teknolojiye gelişmeye bir faydası yoktur. Üniversite askerî, siyasî ve dinî bürokrasinin vesayet ve kontrolu altına girdiğinde, bir daha iflah olmaz. Sivil ve evrensel olamaz. ArGe ve innovasyon projelerinde yer bulması, üretken olması neredeyse imkansız hale gelir. İletişimi, networking’i zayıf olur.

Örneğin ABD'de de kurucu başkanlar George Washington, Thomas Jefferson, Theodore Roosevelt ve Abraham Lincoln'un isimlerine kurulu devlet üniversiteleri var. Hatta bu ünlü isimler adına Malezya, Yeni Zelanda gibi yabancı ülkelerde de üniversiteler kurulmuş. Ancak bunlardan hiçbiri ne yazık ki akreditasyon listelerinde yukarılara çıkmayı, tercih edilen kurumlar olmayı başaramamış. Ayrıca bu müstesna birkaç isim dışındaki herhangi siyasi veya askeri liderlerden üniversite ismi verme adeti gelişmiş hiçbir ülkede yok.


Cumhuriyetin 1926’da kurduğu ilk üniversite Ankara’dadır ve ismi (Gazadan sağ salim ve zaferle kurtulan anlamında) “Gazi” olmuştur. Bu isim ayni zamanda Ulu Önder Atatürk’ün de lakabı olup daha uzun yıllar sonra yine devlet tarafından kurulacak olan Atatürk (1957 Erzurum) ve Mustafa Kemal (1992 Hatay) üniversitelerinin de atası olmuştur. Sadece bu isimler bile kurucularının sivil, evrensel üniversite kavramından ne kadar uzak olduklarına dair ipuçları vermektedir.

Cumhuriyet’in Ankara’da kurduğu Gazi‘den yarım yüzyıl kadar sonra Cumhuriyet ve kurucuları özel bir şekilde yeniden önem kazandı. Cumhuriyet Üniversitesi (1974) ve İkinci Adam, Milli Şef İsmet İnönü Üniversitesi (1975 Malatya) kuruldu.

ÜNİVERSİTELER OTORİTER REJİMİN PAYANDASI YAPILIYOR

Hukukla tek ilişkisi, en temel insan haklarını vahşice çiğnemek olan askeri darbe lideri, diktatör AHMET KENAN EVREN'e İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Fakülte Kurulu 2 Aralık 1982 tarihinde ‘Fahrî Hukuk Profesörü’ payesi verilmesi” kararını ittifakla almış.


12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından anayasa, yasalar ve tüm bürokratik yapılanma faşizmi sürekli kılacak şekilde değitirildi. 6 Kasım 1982′de Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK) üniversiter otoriterliğin uygulayıcısı olarak kuruldu ve tüm üniversiteler ona bağlandı. Hukukla tek ilişkisi, en temel insan haklarını vahşice çiğnemek olan askeri darbe lideri, diktatör AHMET KENAN EVREN’e İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Fakülte Kurulu 2 Aralık 1982 tarihinde ‘Fahrî Hukuk Doktoru’ payesi verilmesi” kararını ittifakla almış ve aynı gün, her fakültenin dekanı, birer öğretim üyesi, yüksekokul müdürleri ve rektör yardımcılarının katıldığı İstanbul Üniversitesi Senatosu, Cumhurbaşkanı Kenan Evren’e, ‘Fahrî Hukuk Profesörlüğü ve Hukuk Doktorluğu (Honoris Causa)’ verilmesini oybirliğiyle (tek çekimser oy olmaksızın) kararlaştırmıştı. Kararın gerekçesi şöyleydi:
‘Haiz olduğu ahlakî faziletler ve meziyetler yanında vatana hizmet ve yurtta ilmin yayılmasında büyük hizmetler ifasıyla temayüz etmiş olan Cumhurbaşkanı Sayın KENAN EVREN’e ilmî kıymet ve meziyetlerinin tebcili için ‘fahrî profesörlük’ payesinin tevcihine karar verilmiştir.’

ÜNİVERSİTELERE SİYASETÇİ İSİMLERİ

1992′den sonra ise bu defa her yere birkaç derslikli yeni yeni üniversiteler açarak başbakanlık ve cumhurbaşkanlığı yapan tüm siyasi liderlerin isimlerinin üniversitelere verilmesi furyası başladı. Adnan Menderes Üniversitesi (1992, Aydın), Celal Bayar Üniversitesi (1992, Manisa), Süleyman Demirel Üniversitesi (1992 Isparta), Bülent Ecevit Üniversitesi (1992, Zonguldak), Ankara Turgut Özal Üniversitesi (2009), Konya Necmettin Erbakan Üniversitesi (2010), Kayseri Abdullah Gül Üniversitesi (2010) ve nihayet geçen yıl(2012), daha önce 2006’da kurulmuş olan Rize Üniversitesinin isminin Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi olarak değiştirilişini gördük. Özellikle bu son iki ismin kendi iktidarları döneminde bunu yapmaları halkın önemli bir kısmında tepki yaratmıştır.

Kurulacak bir üniversiteye hitap ettiği coğrafi bölgenin (Ege (1955), Karadeniz Teknik(1955), Akdeniz (1982), Anadolu Üniversitesi (1958)), yahut da kentin (Gaziantep (1987), Ankara(1946), veya bir yörenin adının verilmesi en sık rastlanan ve en doğal olan durum. Bu anlamda Sakarya (1970), Trakya (1982), Boğaziçi (1971), Çukurova (1973), Dicle (1974), Fırat (1975), Uludağ (1975), Kocaeli (1976), Erciyes (1978) isimlerine hiçkimsenin bir itirazı olamaz. En baştan itibaren “Uluslararası nitelikte” kurulmak istendiği için DP tarafından Orta Doğu Teknik (1956) adı verilen üniversitemizin adı da doğrudur. Ancak zamanla tüm uluslararası nitelikleri kırpılarak tamamen yerel bir kurum haline getirilmesi hiç de iyi olmamıştır.


Hacettepe (1967) isim olarak “Üzerinde yapılan her duanın kabul olunacagına inanılan tepe” anlamıyla bunun biraz dışında kalmaktadır ama yine de sivil bir isimdir. En eski vakıf üniversitesi statüsünü kazanan Bilkent’i (1984) de bir tarafa koyalım. Yıldız (1982) padişahın Yıldız sarayının yakınında kurulması nedeniyle uygun bir isim olabilir ama kökeninin 1911 yılında Kondüktör Mekteb-i Alisi (Ecol de Conducteur) adıyla fransızlar tarafından demiryollarıyla ilgili ve Nafıa Nazırlığı’na bağlı olarak kurulan şimendiferci mektebine bağlanmasını nasıl anlamlandırabiliriz?.

Marmara(1982) Üniversitesi de böyledir. İsmi güzeldir, ancak kökenini 1883 tarihli Hamidiye Ticaret Mektebine bağlamak hiç de isabetli olmamıştır. Ayni şekilde Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nin de keza isim olarak sanat alanında önemli bir tarihi şahsiyete verilmesi doğru olsa da kökeninin Mekteb-i Sanayi-i Nefise-i Şâhâne (1882) ile irtibatlandırılması bence saçmadır.

SAVAŞÇI, FÜTUHATÇI ÜNİVERSİTE İSİMLERİ

Bir üniversiteye savaşçı hamaset çağrıştıran vatan millet Sakarya (1970), Dumlupınar (1992), düşmanı denize döktüğümüz tarih Dokuz Eylül (1982), Atatürk’ün Samsun’a çıktığı tarih Ondokuz Mayıs (1975), Kilis’in düşman işgalinden kurtulduğu 7 Aralık doğumunun “Yüzüncü Yılı” Üniversitesi (1982) vb böyle isimler vermek sizin üzerinizde ne etki yaratıyor. Nasıl bir üniversite vizyonu çağrıştırıyor.?

1981’de çıkarılan 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu tam bir ucubedir. Bu kanunla Türkiye’deki akademiler üniversitelere, eğitim enstitüleri eğitim fakültelerine dönüştürülmüş, konservatuvarlar ile meslek yüksekokulları da üniversitelere bağlanarak tüm yükseköğretim kurumları hepsi birden Yükseköğretim Kurulu (YÖK) çatısı altında toplanmıştır.

Gülhane Askeri Tıp Akademisi, Kara Harp Okulu, Deniz Harp Okulu, Polis Akademisi hepsi birer üniversite statüsündedir.

15nci yüzyılda İstanbulu fetheden Osmanlı Sultanı II. Mehmet’in Fatih Üniversitesi (1996) ve Fatih Sultan Mehmet Üniversitesi (2010) olmak üzere İstanbul’da iki tane üniversitesi ve bir köprüsü var. Sonra “Yıldırım Beyazıt” Üniversitesi (2010), Selahattin Eyyubi Üniversitesi (2012), Süleyman Şah Üniversitesi (2010), Eskişehir OsmanGazi Üniversitesi, Alanya Hamdullah Emin Paşa Üniversitesi, Muş Alparslan Üniversitesi, Karaman Karamanoğlu MehmetBey Üniversitesi, Kayseri Melikşah Üniversitesi (2008), Murat Hüdavendigar Üniversitesi (İstanbul), Mardin Artuklu Üniversitesi, Hitit Üniversitesi, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (1970). Anadolu beylikleri hiç unutulmamış, Selçuk (1975, Konya) Aleaddin Keykubat Yerleşkesi. Tarihte ne kadar fütuhatçı şah padişah, bey paşa varsa hepsi adını bir üniversiteye vermiş.

Ulema ve Şuara kesiminden sadece birkaç isim (Konya Mevlana Üniversitesi, Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi, Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi) de dahil edilmemiş olsa üniversitelerin sadece savaşçılık mesleğiyle ilgili kurumlar olduğu kesin ve değişmez bir kanaat halini alacak.

UMUT VE ÖZLEM ÜNİVERSİTELERİ DÖNEMİ

Bilkent (1984) ile başlayan ikinci nesil özel (vakıf) üniversiteleri dönemi ülkenin en büyük girişimci aileleri Koç (1992) ile Sabancı (1994) nın birer üniversite kurmalarıyla hız kazandı. 1997′den sonra girişimciler gelişmiş ülkelerde hiç rastlanmayan çiğlikte isimlerle üniversiteler kurmakta birbirleri ile yarıştılar.

Partiler nasıl halka aslında kendilerinde hiç olmayan bir şeyi sattıklarını (refah, fazilet, adalet, kalkınma, ittihat, terakki, vb) verdikleri isimlerle açık ederlerse bazı özel üniversiteler de isim verirken aynen onu yaptılar.

İstanbul Bilgi (Knowledge) Üniversitesi (1994)
İstanbul Kültür(Culture) Üniversitesi (1997)
Ufuk (nurlu Horizon) Üniversitesi (1999 Ankara)
İstanbul Aydın(Entelektüel) Üniversitesi (2003)
İstanbul Bilim (Science) Üniversitesi (2006)
İstanbul Gelişim(Improvement) Üniversitesi (2008)
İstanbul Medeniyet (tek dişi kalmış Civilization) Üniversitesi(2010)

Yorum gönder

Yorum göndermek için giriş yapmalısınız.