İnsanın Üremesi

Gelecek De Gelecek | David D. Friedman | Mayıs 22, 2015 at 7:18 pm

Geçtiğimiz yıllardan birinde (şubat 2012) Erzurum Emniyet Müdürlüğü tarafından düzenlenen HUZUR toplantısında söz alan bir İlköğretim Okulu Müdürü, Emniyet 'te suçluların kanını alıp gen haritası çıkarsınlar. Çocuk doğduktan sonra analizi yapılsın. Vatana, millete, bu ülkeye zararlıysa yürümeden yok edilsin demişti. Bu sözlere salondaki bazı kişiler alkış tutmuş, bazıları ise gülümsemişler. Olayın medyada yer almasının ardından ise açıklamayı dehşet verici bulduğunu, ve müdürün derhal açığa alınması gerektiğini söyleyenler çoğunluktaydı. Öyle de oldu. Fikrini cesaretle ifade ettiği için Milli Eğitim Bakanlığı tarafından açığa alındı ve hakkında dava açıldı. Açılan davada beraat eden ilköğretim okulu müdürü, yargıtay onayının ardından (13 ay sonra) görevine geri döndü.

Geçtiğimiz yüzyıl boyunca insanların üremesi konusunda geliştirilen teknolojiler çok büyük ölçüde “ürememe için daha iyi yollar bulma” üzerine olmuştur. Doğum kontrolü konusundaki hızlı ilerleme insanların çiftleşme düzenlerinde de çarpıcı değişikliklere yol açmış: geleneksel evliliklerde hızlı bir düşüş, evlilik dışı ilişkilerde ayni ölçüde hızlı bir artışa ve sonunda belki şaşırtıcı olarak da evlilik dışı doğan çocuk sayısında beklenmedik bir artışa yol açmıştır. Güvenilir gebelik önleme yöntemlerinin bulunmasının uzun vadede getireceği etkileri henüz bilmiyoruz ama burada anlatmak istediğimiz o değil de, insan üreme teknolojisine ilişkin yeni gelişmeler.

DAHA İYİ BEBEKLERİN YAPILIŞI

Öjenik, yani sağlıksız ceninleri ayırıp, sağlıklı ceninler yetiştirmenin yollarını armaya ilişkin fikir on dokuzuncu yüzyılın sonları ve yirminci yüzyılın başlarında olukça rağbet görmekteydi. Günümüzde ise münakaşa retoriğindeki yeri Nazizm’in az yukarısındadır. Halen gelecek nesillerin yararına olma kapasitesi taşıyan herhangi üreme teknolojisine muhaliflerince “öjenik” olarak nitelendirilip saldırılmaktadır.

Tartışmada ayni amaca yönelik iki farklı yöntem bazen kasıtlı olarak, birbiriyle karıştırılmaktadır. Bunlardan birisi insanları gösteri köpekleri veya yarış atları yerine koyup birilerini, büyük ihtimalle devleti nesillerin iyileştirilmesi için kimin üreyeceğine karar verici konuma getirmektir. Böyle bir siyaset doğal olarak çocuk isteyen bazı insanların bunu yapmasını zorla engellemeye, istemeyen bazı insanların da belki zorla yapmak zorunda bırakılmasına dayanır. Buna ek olarak, öjenik planlayıcı kendi arzularını diğer tüm insanlara dayatmış olur. Sonuçta elde edilecek şeyin geri kalan hepimizin görüş açısından da arzu edilecek bir gelişme olacağını kabul etmemiz için hiçbir neden yoktur. Sözgelimi, açıkgöz bir hükümet yetiştirilecek nesillerin itaatkâr, alçak gönüllü ve teslimiyetçi olmalarını bir tercih unsuru olarak görebilir.

Liberteryen Öjenik

Buna karşı olan alternatifin liberteryen öjenik olacağını düşünüyorum. Buna ilişkin bildiğim en eski açıklama yirminci yüzyılın muhtemelen en yetenekli ve yenilikçi bilim kurgu yazarlarından biri olan Robert Heinlein’in “Bu Ufkun Ötesinde” isimli bilim kurgu romanında bulunuyor.

Heinlein’in hikâyesinde genetik teknoloji çiftlerin üretebilecekleri çocuklardan hangilerini üreteceklerini seçmeleri için kullanılmaktadır. Uzman tavsiyesi alarak çiftler kadının ürettiği yumurtalar ile erkeğin ürettiği spermler içinden en çok istedikleri mesela babadaki kalp ve annedeki dolaşım arızasının hiç bulunmadığı buna mukabil, babanın koordinasyon, annenin ise müziksel yeteneklerinin iletildiği bir çocuğa sahip olmalarını sağlayabilecek olan özel birleşimi seçmektedirler.

Sonuçta her çift kendi çocuğuna sahip olmakta, ama çocuklarında olmasını istemedikleri karakteristik özellikler gen havuzundan elenmektedir. Kararlar birileri tarafından herkes adına verilmeyip, kendi çocukları için öz anne babalar tarafından verildiğinden genetik çeşitlilik yüksek bir düzeyde korunmuş olur. Çünkü farklı anne babalar farklı şeyler isteyecektir. Devlet planlamacılarından farklı olarak ebeveynlere çocuklarının iyi olmasına çok fazla önem verme konusunda genellikle güvenilebilir. O nedenle teknolojinin gelecek nesillere yararlı olmasına, onları istismar etmemesine güvenebiliriz.

Heinlein’in eserinde bahsettiği teknolojiye değil ama sonuçları itibariyle onun kaba bir biçimine sahibiz. Halen, kadının amniyotik sıvısı çekilerek bu sıvıdan cenine ait hücrelerin alınması (amniyosentez), bu hücrelerin genetik bir kusur bakımından (özellikle de Down sendromuna neden olan fazladan kromozom 21 kopyası bakımından) kontrol edildikten sonra eğer varsa özürlü fetüsün alınması şeklinde ilkel bir metot mevcut.

Bu uygulamanın kürtajın duygusal maliyetini ortadan kaldıran bir versiyonu da kullanıma girdi. Anne adayından yumurta, baba adayından sperm alınarak ana rahminin dışında (in vitro) döllenme gerçekleştirilir. Döllenmiş yumurtanın sekiz hücre düzeyine kadar gelişmesi beklendikten sonra diğerlerine zarar vermeden bir hücresi alınarak genleri analiz edilir. Döllenmiş yumurtalardan hangisinde kaçınılmak istenen ciddi genetik arızadan mevcut değil ise o yumurta rahme yeniden yerleştirilir.

Halen bu işlemle ilgili iki sınırlayıcı durum bulunuyor. Birincisi rahim dışında döllenmenin (IVF) halen zor ve pahalı bir işlem olması. İkincisi ise genetik testler halen yeni bir teknoloji olduğundan hücre içinde sadece çok az sayıdaki genetik özelliğin tanımlanabiliyor olması. Bazı genetik hastalıklar evet; ama müzik yeteneği veya zekâ tanılanamıyor. Yine de IVF kullanımı artmaktadır. Danimarka’da 1978 yılında doğuran kadınlar arasında %6’sı IVF gibi yapay üreme teknolojilerinden yararlanmıştı. Şimdiki gelişme hızına bakılırsa ikinci sınırlama da önümüzdeki bir iki on yıl içinde hızla azalacaktır. O zaman en azından bazı insanların doğurabileceklerinin “en iyi ve en parlaklarını” bilhassa seçebilir ve ona göre üreyebilir hale geldikleri bir dünyada yaşayacağız. Bu yetenek yumurta ve spermin genetik yapısını döllenme öncesinden tanıyabilir hale geldiğimizde çok daha büyük bir aşama kaydedecek, ebeveynler bebeklerini çok daha geniş bir havuz içinden seçebilir hale gelecek.

Şu ana kadar oldukça ilkel bir aşamada da bulunsa halen mevcut üreme teknolojisini: yani bir anne babanın döllenmiş yumurtalar içinden seçim yapmasını değerlendirdik. Şimdi ise daha yeni bazı teknolojilerin eşiğindeyiz. Bunlardan en fazla dikkati çekeni klonlama, yani bir bireyin genetik kopyası olan bir yeni bir bireyi üretmek. Klonlamanın doğal ve en yaygın olan biçimi genetik olarak birbirinin tam ayni olan ikizler. Ayni sonuç şimdi hayvan yetiştiriciliğinde yapay olarak da elde edilebiliyor: Döllenmiş bir yumurtayı al, ondan döllenmiş yumurtalar üret, sonra tekrar rahime yerleştirerek genetik olarak birbirinin kopyası yavrular doğmasını sağla. Tarımda özellikle tercih edilen üzüm veya elma ağaçlarından – aşılama – teknikleriyle 2.000 yıldan fazla bir süreden beridir zaten klonlama yapılmaktadır.

Günümüzde tartışma konusu edilen klonlama yöntemi ise yetişkin bir hayvandan alınan bir hücreden hareketle o yetişkinin tıpkı ikizi olan bir bebeğin üretilmesi şeklindedir. Bu teknolojiye karşı en başta duyulan öfkenin nedeni klonlamanın yetişkinin bir kopyası olacağına dair tuhaf inanışta yatmaktadır. Sanki ben klonlanırsam bir kopyam bu yazıyı yazmayı bitirirken öbür kopyam çocukları yatırma işini görecektir. Oysa yok böyle bir şey, klonlama böyle çalışmıyor. Kopyalamanın karbon yerine silikona yapıldığı (inorganik-elektronik) seçenekte ise durum tamamen farklıdır.
Daha ileri bir gelecekte söz konusu olacak olan bir diğer teknoloji genetik mühendisliğidir. Eğer genlerin nasıl çalıştığı ve nasıl manipüle edilebileceği konusunda yeterince bilgili olsaydık iki ya da daha fazla kişiye ait spermlerden, yumurtalardan ya da yetişkin hücrelerden toplayacağımız genetik materyalden hareketle seçilmiş genleri kullanarak özel tasarım bireyler üretebilirdik.

Cinsel üreme zaten ebeveynlerimizden gelen genleri birleştirerek işleyip bizleri ortaya çıkartmakta. Genetik mühendisliği ise bize gelişigüzel bir seçimi kabullenmek yerine hangi genin hangisinden geleceğini seçme imkânı verecek, ilaveten birçok nesli beklemek yerine tek nesilde ikiden fazla bireyin genlerini birleştirme olanağına ve başka canlı türlerinde olan bazı yararlı genleri alma fırsatına da sahip olacağız. Bu teknolojinin ilkel biçimleriyle şimdiden bir bitki veya hayvan türüne ait genlerin bir diğerine başarılı bir şekilde aktarılması sağlanmış durumdadır.

Bir diğer olasılık da yapay genler, hatta belki de bütün bir ilave kromozom yaratılmasıdır. Bu tür genler hücrelerimizde– söz gelimi yaşlanmayı engelleme, AIDS’le savaşma gibi – yapılması istenen ama var olan genlerimizden hiçbirinin yapamadığı bazı işleri yapabilecek biçimde tasarlanmış olacaktır. Bunların inşası biyoteknoloji ve nanoteknoloji’nin kesişme noktasındaki bir proje olur.

Günümüz ve yakın gelecekte nasıl çocuklarımız olacağını belirlemekte kullanılacak teknolojiler ilk başta kısır kadınların doğurabilmesi için geliştirilmiş olan rahim dışında döllenme (IVF) esasına göre yürütülecek. Bu teknoloji döllenmiş yumurtanın bölünüp ikiye ayrılması suretiyle yapay klonlamaya da imkân vermektedir. Döllenmiş yumurtanın çekirdeğini yetişkin hücre çekirdeği ile değiştirerek de yetişkin hücrenin klonlaması yapılabilmektedir. Daha gelecekte yapay genler ve genetik tasarım mühendisliğine de imkân verebilir. Şimdiden başka bir kadının döllenmiş yumurtasından olma çocuk doğurabilen yedek annelik mümkün hale gelmiş durumda.

Diğer bazı yeni teknikler farklı türden kısırlığa sahip (mesela ayni cinsten) ebeveynlerin de üremesine imkan sağlayabilecektir. Halen çocuk yetiştirmek isteyen bir kadın çift (en azından bazı eyaletlerde) resmen evlat edinebilmektedir. Alternatif olarak, bağışlanmış bir sperm yoluyla bir kadın bir çocuk doğurabilir. Ancak, çocuk isteyen böyle çiftlerin pek çoğunun esas istediği: her ikisinin kendi genlerinden doğma bir çocuk edinmeleri ise halen mümkün değil. Geleneksel teknolojilerle halen sağlanabilen buna en yakın şey bu kadınlardan birinin babası veya erkek kardeşinden bağışlanacak spermin diğeri üzerinde kullanılması. Bu durumda doğacak çocuk genetik olarak birinin yarısı, diğerinin ise dörtte biri özellikte olur.

Durum değişmektedir. Yetişkin hücreden elde edilen genetik materyal kullanılarak yapay sperm elde edilmesine yönelik teknikler geliştirildi. Oldukça yakın bir gelecekte iki kadının gerçek anlamda tam olarak kendi çocukları olacak bir doğumu gerçekleştirmeleri mümkün olabilir. Bir noktada benzer bir teknoloji yardımıyla (yapay yumurta üretimiyle ve ödünç rahim kullanarak) iki adamın da tam gerçek anlamda kendi çocukları olacak bir bebeğe hayat vermeleri mümkün hale gelebilir.

KROMOZOM İYİLEŞTİRME NASIL YAPILABİLİR?
  Eğer amacınız bir insanın genetiğini değiştirmek ise gereken şey ya ilgili tüm hücreIerin içine bir gen eklemek, yahut da tek hücreli bir embryo ile işe başlamaktır.   Matt Ridley, Genome, p. 247  

Tartışmakta olduğumuz genetik mühendislik tek bir hücreye yani döllenmiş ovum’a uygulanmaktadır. Bunu yapmakla değiştirilen tek hücrenin karakteri bu hücreden üretilecek olan bedendeki tüm hücrelere ve onun soyundan gelecek tüm diğer bedenlere de aynen aktarılacağından dolayı birşeyleri değiştirmenin en zarif ve basit yoludur. Ayni nedenden dolayı bazıları bu tür teknolojilerin uygulanmasının insan ırkının en azından bir kısmını kalıcı olarak değiştireceğinden dolayı korkutucu olduğunu düşünürler.

Bunun teknik ismi eşey hücre öncülleri genetik mühendisliğidir. Şaşırtıcıdır ki yaşayan şeyleri değiştirmenin tek yolu genlerini değiştirmek değildir. Alternatifi mevcut organizmadaki hücrelerin genlerinin değiştirilmesidir. Zaten bir tek hücrenin genlerini değiştirmek bile güç ve rizikolu bir iş iken bu tabii ki aşikâr bir problem. Bir insanın bedeninde 100 trilyon kadar hücre bulunuyor. Herhangi bir fark yaratmaya yeterli sayıdaki hücre nasıl değiştirilebilir ki?

Bu problem bundan çok uzun bir süre önce çözülmüştür, ama insanlar tarafından değil. Virüsler üremek için bir hücrenin mekanizmasını ele geçirip onu değiştirmeyi kullanırlar. Virüsler bizi ele geçirip kullandıklarına göre bizim de onları bu işte kullanmamız elverişli ve adil olacaktır.

  Bir retrovirus RNA’da yazılı özet anlamı şöyle olan bir mesaja sahiptir: ‘Benim bir kopyamı çıkar ve kromozomuna yapıştır.’ Dolayısıyla bir gen terapistinin yapması gereken tek şey bir retrovirüsü alıp, birkaç genini çıkarttıktan sonra bir insan genini onun içine yerleştirmek ve onu hastaya bulaştırmaktan ibarettir. Böylelikle virüs o geni vücuttaki tüm hücrelere yerleştirmeyi sürdürür ve en sonunda insan işte genetik olarak modifiyeli bir hale gelir. Ridley, Genome, p. 247
 

Bu genetik mühendisliği biçimi halen çocukların bedenlerini enfeksiyona karşı savunmasız hale getiren “ağır kombine bağışıklık yetmezliği (SCID) adlı genetik hastalığın tedavisinde kullanılmaktadır. Bu özellikteki çocuklar eskiden sadece steril koşullarda yaşatılabilmekte ve erken yaşta ölmekte idiler. Daha sonra arızalı genler yüzünden üretilemeyen proteini aylık dozlar halinde bedene vermeyi içeren bir tedavi metodu geliştirildi. Şimdi ise bu metot arızalı genlerin bir kısmını onarmakta kullanılan bir gen terapisi metodu ile birlikte kullanılmakta ve bu şekilde hastanın sürekli protein enjeksiyonuna olan bağımlılığı azaltılmaktadır. Benzer tedavi biçimleri birçok diğer hastalık için de sürekli geliştirilmektedir.

SCID ender rastlanan bir hastalık. Ama kanser günümüz toplumlarında kalp hastalıklarının ardından gelen en önemli ölüm nedenidir., ve kanser genetik bir hastalıktır.

Benim döllenmiş bir ovum’dan yetişkin bir insana doğru gelişmem tek hücreden başlayarak hücre bölünmesi sayesinde gerçekleşmiş olan bir şey. Yaraların iyileşmesi de öyle, eskisinin yerini almak üzere yenisinin inşası ile gerçekleşiyor. Nihai büyüklüğe ulaştığımda da bu hücrelerin çoğunun bölünmeyi durdurması gerek, yoksa sürekli büyümeye devam ederim. Hücreler bölünmesini sağlayan – oncogenes denilen – ve artık büyümenin gerekmediği durumda durdurulabilen bir mekanizmaya sahipler. Ama eğer onkojen herhangi bir şekilde “bölünme” konumunda takılır kalırsa durdurabilecek ilave mekanizmaları da var. Hatta her iki sübap da çalışmadığında emniyet süpabı olarak devreye giren üçüncü bir mekanizma hücreye kendi kendini tahrip emni veriyor.

Mutasyon genleri değiştirir. Eğer bir hücrede her üç mekanizmanın da başarısız olmasına yol açacak ölçüde değişiklik gerçekleşmişse o zaman kanser ortaya çıkar. Yani en azından kanserin ortaya çıkmasında halen geçerli olan teori bunu söylüyor. Ayni hücrede üç farklı şeyin birden arıza yapması şüphesiz ki çok düşük bir olasılıktır. Ama 100 trilyon hücrenin olduğu bir yerde çok düşük olasılıklar bile gerçekleşebilir. Bu kanser tedavisinde değişik bir taktiği aklımıza getiriyor. Kanserli hücreleri üç arızadan en az birini düzeltecek şekilde modifiye edelim. Eğer ilk iki mekanizmadan birini onarır isek kanserli hücre bölünmesini durdurur. Eğer üçüncüsünü düzeltirsek hücre ölür.

Hücrelerde gen iyileştirmesi imkânı kanuni yaptırımlar konusunda da cazip ve rahatsız edici olasılıklar ortaya çıkartacaktır. Diyelim ki suç davranışlarının bazılarının genetik olduğuna karar verdik; belki bir gen, ya da gen grubunun psikopatlığa yol açtığına karar verdik. Suçluyu hapse mahkûm etmek yerine genlerinin gözden geçirilmesine karar verebiliriz. Bu şekilde onu tecrit yerine ıslah etmekle ilgili eski rüyanın yepyeni yüksek teknolojili versiyonu ortaya çıkar.
Bazı genlerini vücudundaki tüm hücrelerde birden değiştirdiğimiz zaman – halen mevcut teknolojinin biraz daha ilerlemiş halini farzediyorum – kişi ayni kişi olmaya devam edecek midir? Bu durumda kişiyi ıslah etmiş mi oluruz başka birisi haline getirmiş mi oluruz?

Belki de Huxley iyi bir noktaya değinmişti

Buraya kadar insanların genlerini değiştirerek nasıl birisi olduğunu değiştirmek üzerine konuştuk. Bir diğer olasılık çevresini – ilk baştaki çevresini – değiştirmektir. Doğum öncesinde, ana rahminde iken ceninin sahip olduğu ortamda gerçekleştirilecek çok küçük bazı değişikliklerin doğanın sonuçta nasıl birisi olacağında ilginç ve belirgin bazı etkilere sahip olduğuna ilişkin kesin kanıtlar bulunmaktadır.

Bir elinizin yüzük ve işaret parmaklarının boyunu karşılaştırınız. Ortalama olarak, yüzük parmağınızın boyu göreceli olarak ne kadar uzun ise siz ana rahminde iken bulunduğunuz ortamdaki testorteron seviyesi o kadar yükseki östrojen seviyesi o kadar düşük olduğunu gösterir. Tabii parmak boyunun pek önemi yok, ama bundan etkilenen tek şey parmağınızın boyu değildir. Bu göreceli uzunluk farkı çocukların sözel ve sayısal testlerdeki alacakları puanlarda da etkilidir. Erkeklerin matematiksel öğrenmede dişilerin sözel öğrenmede göreceli olarak daha iyi oldukları eskiden beri müşahade edilen bir durum. Dolayısıyla, bu farkın kısmen de olsa rahimdeki koşullarla ilgili olduğu aşikârdır. Rahimdeki daha yüksek testosteron seviyesi sadece içinde erkek bir cenin bulunmasından gelen bir fark değil, içinde ayni cinsten ceninlerin bulunduğu rahimler arasındaki testosteron seviyesi farklılıkları da doğacak çocukların bahis konusu sözel ve sayısal yetenekleri arasındaki farklılıklara da işaret etmektedir.

Yeni Dünya isimli bilim kurgu romanında Aldous Huxley devletin değişik amaçlarla, hayatta kendisine tahsis edilen role uygun olacak şekilde doğum öncesi rahim ortamlarının koşullarını düzenleyerek yetiştirdiği tüp bebeklerden söz eder. Buradaki kurgunun bilimsel dayanağı olduğunu söyleyebiliriz.

YAPMAYA DEĞER Mİ?

Yeni teknolojiler yeni şeyler yapabilmeyi mümkün hale getiriyor; bu durumda yapmaya değip değmeyeceği sorusu akla gelir; Üreme teknolojisinde ilk itici güç insanların kendi çocukları olmasını istemeleri idi. Tüp bebek konusu ve kendi rahmi uygun olmayanın çocuğunu başkasının rahmini ödünç kullanarak edinmek istemesi hep bu isteğin sonuçları idi. Halen de öyledir. Kendi çocuğuna sahip olma isteği birinin kısırlığı nedeniyle ortak bir çocuğa sahip olamayanlara klonlama için de olası teşviği sağlamaktadır. Bu teknoloji sayesinde kendi çocuğu yerine kendi kopyesi bir çocuk sahibi olma, eşcinsel çiftlerin de çocuk sahibi olabilmeleri gibi seçeneklerin önü açılmaktadır.

İkinci ve önemi gittikçe artan bir başka güdü de “daha iyi” çocuklara sahip olma güdüsüdür. Teknolojinin ilk aşamalarında ciddi genetik arızalarla doğum felaketi olasılığından kaçınmak için kullanılabilir. Ama gelişip olgunlaştıkça daha önemsiz kusurların – mesela genetik kynaklı olabilen zayıf bir kalbin – risklerinden kaçınmak, daha tercih edilen özellikleri kazanmak için kullanılacaktır. Ebeveynler çocuklarının mutlu, sağlıklı, güçlü, akıllı, güzel olmalarını ister. Bu teknolojiler tüm bu olasılıkları iyileştirmekte kullanılabilir.

Teknolojilerin diğer bazı amaçlar için kullanılmasını da düşünebiliriz. Bir dikta rejimi örneğin tüm halk için otoriteye direnme, isyankârlık gibi istenmeyen bazı kişilik özelliklerini elimine etmek üzere bir mühendislik çalışmasını isteyebilir. Daha mütevazi bir istek olarak sözgelimi gizli polis, mükemmel asker, ya da bilimsel araştırmacı gibi kişiliklerin klonlanarak çoğaltılmasını kararlaştırabilir.

Aslında bu tür senaryolar gerçek politikalardan ziyade film senaryoları olmaya uygun. Çünkü yetişkin bir insanın üretimi yaklaşık 20 yıl sürmektedir ve gerçek dünyadaki hükümetlerden pek azı o kadar ileriye yönelik bir plan öngörebilir. Ayrıca bir klonun donörü ile genetik olarak tam ayni olsa da yetiştiğinde nasıl birisi olacağının öngörülebilirliği cinsel birleşmeyle olan evlada göre daha fazla olmakla beraber, çevre koşulları farklı olacağından, mükemmel bir öngörülebilirlikte olmayacaktır. İdeal asker, gizli polis, ya da bilim adamı seçiminin klasik yöntemle yetişkin ve gözlemlenebilir geniş bir nüfus içinden elenerek yapılması klonlamaya göre avantajlıdır.

Bir diğer argüman da, eğer klonlama diktatöryel bir devlet için cazip bir strateji olsa idi şimdiye kadar bunun çoktan gerçekleşmiş olması gerektiği yönündedir. Çünkü hayvanlarda seçici yetiştirme ve nesil ıslahı çok eski bir teknoloji. Ama bildiğimiz kadarıyla tarihte hükümdarların arzusuna göre nesiller yetiştirme konusunda herhangi bir çalışma olmamış. Gözlemlediğimiz kadarıyla seçici yetiştirme konusu hep sadece insanların eş seçme kararlarıyla bağlantılı olarak bireysel ya da ailesel düzeyde kalmış. Çünkü eş seçimi aslında büyük ölçüde o eşten hasıl edilebileceği umulan çocuk özellikleriyle bağlantılı bir karardır.

Küçük ölçekte gerçekleştirilen klonlanmış çocuklarla ilgili daha ciddi bir istismar tehlikesi söz konsudur. İnsanların klonlanmasına karşı olan argümanlarda bazen ileri sürüldüğü gibi, mesela bir yetişkin gelecekte ihtiyaç duyacağı transplantasyonlarda parçalayıp organlarını yedek parça olarak kullanabilmek üzere kendisinin bir klonunu yaptırabilir. Bu senaryonun açık noktası da “eğer klonlama yasal olsa bile, klonun parçalanması yasal olmayacağı gerçeğidir. Gelecekte yasal olabileceği bir toplum olacağını farzetsek bile bu işlem uzun bir zaman gecikmesine bağlıdır. Ayrıca, vücudun organ reddi problemleri tıp teknolojisi geliştikçe azalacağından böyle bir kullanımın fayda olasılığı da giderek azalacaktır.
Bu durumla uzaktan benzerliği olan en az bir yaşanmış gerçek hayat hikayesi bulunuyor. Bunu incelediğimizde bir insanın kısmen de olsa başka birine aktarılacak doku üretimi amacıyla yetiştirilmesi çok çirkin bir fikir olmayabilir. 1988 yılında henüz lise ikinci sınıf öğrencisi olan Anissa Ayala’ya yavaş ilerleyen ama sonu kesin ölümcül olan bir lösemi teşhisi konulur. Yaşaması için tek ümit kanında mevcut tüm kök hücreler öldürülerek uygun bir vericiden alınacak kan kök hücreleriyle değiştirilmesi olacaktır. Ancak uygun bir donör bulma olasılığı 20.000’de bir olarak hesaplanmıştır.
Ebeveyni iki yıl boyunca uygun bir verici bulmak için çalışırlar ancak başarılı olamayınca bir çocuk doğurmaya karar verirler. Olasılıklar yine de yüksek değildir. Çünkü yeni doğacak çocuğun da uyum olasılığı %25 idi ve tam uyumlu olsa bile hastanın hayatta kalma şansı %70 olmaktaydı. Anne 42 yaşındaydı, üstelik baba da vasektomi (kısırlaştırma) görmüştü. Seçenekler ve başarı şansı bu kadar düşük olmasına karşın aile bu kumara girdi. Babanın vasektomisi başarıyla geri döndürüldü. Anne hamile oldu ve ikinci kız Marissa doğdu. Uyumlu idi. Ondört ay sonra kemik iliği aktarıldı. Başarılı oldu ve beş yıl sonra çıkıp televizyonda söylediği gibi kızkardeşinin hayatını kurtarmış oldu.

Marissa geleneksel yoldan üretilmişti; ama çoğu biyoetikçilerin lanetledikleri şekilde başka bir çocuğun hayatını kurtarmak için kemik iliğini bağışlaması ümidiyle doğurtulmuş olması tartışma konusudur. Oysa, eğer klonlama seçeneği pratikte uygulanabilir halde olsa idi uyum olasılığı da %25 yerine %100 olacaktı.

Bir diğer tartışma potansiyeli taşıyan klonlama uygulaması şudur; Trafik kazasında küçük çocuklarını kaybeden bir aileyi düşünün. Anne babanın çocuk üzerinde büyük duygusal yatırımı bulunmaktadır. Soyut anlamda bir çocuk için değil, o kazada ölen “o” çocukları için. İşte klonlama böyle bir durumda ailenin o çocuklarının tam değil ama gerçek anlamda tıpkısı olan yeni bir kopyesine sahip olmalarını sağlayacaktır.

Yapmama gerekçeleri

Fikirlerinize katılmıyorum ama benim fikirlerimi sonuna kadar savunmanızı istiyorum. Voltaire’in ünlü sözünün biyoetik alanına uygulanmışı

   

Önceleri gebelik önleme, daha sonra rahim dışı dölleme (tüp bebek) ve yapay döllenme, yakınlarda ise klonlama gibi – üreme teknolojileri çok geniş çapta muhalefetle karşılaşmıştır. Bunun bir nedeni diktatöryel bir devlet anlayışına yardımcı olabileceği endişesidir ki bunu yukarıda neden inanılır bulmadığımı anlattım. Ama bu konuda ondan başka en az üç diğer endişe nedeni daha bulunuyor.


Önce “böğğ” faktörü. İnsanlar üreme gibi en mahrem şeyleri içeren teknolojilerin acayip olduğunu doğal olmadığını düşünür. Çoğu insan için çirkin ve ürkünçtür. Önce doğum kontrolu için böyle hisettiler. Sonra tüp bebek ve yapay döllenme konuları en yakında da klonlama konusu için böyle oldu. Tabii eğer başarılı olacak olursa gelecekte genetik mühendisliği konuları için de aynen böyle olmaya devam edecek. Halkın reaksiyonu yeni üreme teknolojilerinin uygulamaya girmesini yavaşlatabilir, geciktirebilir, ama engelleyemez. Teknolojiler insanların yapmayı çok istediği şeylerin gerçekleşmesini mümkün hale getirdikçe bu böyle olacak.

İkinci neden yeni teknolojilerin en başta pek güzel çalışmaması. Büyük memelilerle ilgili yaşanmış klonlama deneyimlerine bakacak olursak, eğer yarın birisi bir insan klonlamaya kalkarsa bunun başarılı olabilmesi ve bir canlı kopye bebek ortaya çıkabilmesi için pek çok başarısız deneme gerekecek. Ayrıca ortaya çıkan bebeğin muhtemelen pek çok sorunu da olacak. Bugün bu konu insan klonlamaya karşı güçlü bir argüman oluşturuyor. Ancak zamanla diğer büyük memelilerle gerçekleştirilen başarılı deneylerin sonucunda bu işin nasıl doğru yapılabileceğine ilişkin ortaya çıkacak bilgilerin bu argümanın geçerliliğini gittikçe zayıflatacağı bilinmelidir.

Son neden en ilginci. Bireysel üreme kararlarının öngörülmemiş ve belki de ciddi ölçüde olumsuz sonuçlara yol açabilecek oluşu olasılığı.

Bütün kadınlar nereye gittiler?

Basit bir örnek düşünelim: Cinsiyet seçimi. Anne babalar genellikle çocuğun kız veya erkek olması konusunda bir tercihe sahiptirler. En basit teknoloji onlara istediğini vermektedir. Seçmeli bebek katliamı. Binlerce yıldan beri bu teknoloji kullanımdadır. Daha düşük maliyetli bir alternatif olan “seçmeli kürtaj” halen dünyanın bazı bölgelerinde sıklıkla uygulanmaktadır. Şimdi bebeklerin erkek veya kız olmasıyla ilgili kararın uygulanabileceği daha az vahşi yöntemlere sahibiz. Bu teknikler daha güvenilir ve daha yaygın hale geldikçe, anne babaların doğacak çocuklarının cinsiyetini tayin etmede tam kontrol sahibi olacakları bir dünya ortaya çıkacak. Bunun sonuçları ne olabilir?

Ekstrem bir örnek olarak ailelerin en az bir oğul istedikleri Çin’de devletin “tek çocuk” siyasetini topluma zorla uygulatmasının sonuçlarını düşünebiliriz. Sonuçta doğan çocukların çoğunluğu erkek; bir tahmine göre 120 erkek çocuğa 100 kız düşüyor. Çocuk sayısında bir sınırlamanın bulunmadığı Hindistan’da benzer bir durum var ama daha yumuşak. 107 erkeğe 100 kız. Eğer cinsiyet seçimi teknolojisi daha gelişmiş olsa idi o zaman oran farkı şüphesiz daha da çok büyüyecekti. Sonuçta erkeklerin eş bulmakta çok zorlanacakları bir toplum ortaya çıkar.

Bu problem – bir zaman farkının ardından – kendi kendini düzeltebilir. Çünkü kadın erkek oranın çok büyüdüğü bir toplumda kadınlar pazarlıkta çok avantajlı bir konuma geçeceklerinden erkekleri istedikleri gibi seçebilir ve ve evlilik koşullarını istedikleri gibi dayatabilirler. Bu durum değerli hale geleceğinden kız yetiştirmek daha avantajlı hale gelir. Eğer oğlunuz bir kız bulup evlenerek soyunu sürdüremeyecekse zaten aile ismini devam ettirmesi de sözkonusu olmaz. Erkek kadın oranının yükselmesi iki veya daha çok kocanın ayni eşi paylaştığı “poliandri” modelini de ortaya çıkartabilir. Evlilik yasalarında bir değişiklik olmasa bile kadının farklı erkeklerle evlenip çocuk yapıp boşanmak suretiyle (ardışık poliandri) erkeklerin çocuk edinip soyunu sürdürme olasılığı da söz konusu olabilir.

Sınıfsal Genler

Peki ya anne babaların kendi olası çocukları arasından seçim yapma imkânına ve hatta her iki ebeveynde de olmayan tercih genlerini yapay olarak ekletebilme imkânına sahip olduğu teknolojiler? İşte fare genetikçisi ve üreme teknolojileriyle ilgili etkileyici bir kitabın yazarı olan Lee Silver bu durumun uzun vadede evlatlarını yeni teknoloji kullanarak üstün genlerle donatma imkânına sahip olan “genzenginleri” ve bu imkânı bulamayan “genfakirleri” olmak üzere iki sınıftan oluşan bir toplumun ortaya çıkabileceğinden endişe ettiğini yazmaktadır.

Bunun olasılığını engelleyecek iki neden bulunmaktadır. İlki insan nesillerinin uzun yıllarda, teknolojik değişikliklerin ise hızlı gerçekleşimesidir. Zengin insanların çocuklarını seçmekte daha iyi fırsatlara sahip oldukları birkaç on yıl sonrasında muhtemelen o yeni teknoloji daha önce birçok eski teknolojide olduğu gibi isteyen herkesin alabileceği ucuzluğa gelecektir. Televizyon’un sadece zengin insanların alabildiği yeni teknoloji olduğu zamanların üstünden çok büyük bir zaman geçmedi. Şimdi herkesin en az bir renkli televizyonu var.

İkinci neden insanların çiftleşmelerinin sadece kendi sınıfları arasında gerçekleşen bir olay olmaması. Zengin adamlar bazen fakir kızlarla evlenir veya tam tersi olur. Evlenme olmasa bile, eğer Lee Silver’ın hayal ettiği gelecekte zengin adamların üstün genler taşıdıklarına inanılırsa bu fakir kadınların onlardan hamile kalmaları için ilave bir sebep oluşturur. Her ne kadar eşitlikçi mantığa ters görünse de bu tarihsel olarak en yaygın olan durumdur. Ekonomik terimlerle ifade edecek olursak, sperm bedava bir maldır. Dolayısıyla birinin evladı için yüksek kaliteli genleri bedava edinebilmesi söz konusu. İşin buraya kadar varması gerekeceğini sanmıyorum. Ama, eğer insanların geleneksel çiftleşme klalıplarına güvenecek olursak – yani zina ile menevişlenmiş monogami – sosyal ve ekonomik sınıflar arasında keskin genetik sınırlar sürekli bulanıklaşmaya mahkumdur.

BİYOLOJİK SAATİ YAVAŞLATMAK
  “Yasak olmayan her şey zorunludur”. (Karınca kolonisinin girişindeki tabela yazısı) The Once and Future King  

Toplumumuzda insanların yetişkin hale gelmeden önce cinsel bakımdan aktif hale geçmemeleri gerekiyor. Pratikte ise işleyiş böyle değildir ve bu yüzden gazetede gördüğümüz, TV’de izlediğimiz, herkesin kendi çocuğuyla ilgili endişelere kapıldığı problemler ortaya çıkıyor. Temeldeki sorun duygusal ya da ekonomik bakımdan hazır hale gelmemizden çok daha önce üremeye uygun fiziksel olgunluğa erişmemiz. Fiziksel olgunlaşma yaşımız – belki beslenme koşullarımızdaki iyileşmeden dolayı — geçtiğimiz yüzyıl içinde iki yıl daha düştü. Tıp bilimindeki süregelen gelişme sayesinde bu değişikliği yakın zamanda tersine çevirmeyi başarabiliriz.

Resimler ve altyazıları hariç bu yazının tamamı David Friedman'ın Future Imperfect isimli eserinden alıntıdır.


Bir ilaç şirketinin artık; – büluğ çağı bir yıl, iki yıl, üç yıl ertelenebilecek ! – diye bir ilaç tanıtımı yaptığını düşünün. Böyle bir ilaç için muazzam bir talep olabileceğini düşünüyorum. Peki, bunu isteyen – ve kullanarak kızlarının fiziksel olgunlaşma çağını erteleyen – ebeveynler çocuklarını istismar etmiş olurlar mı? Büluğ çağına gelmek üzere olan erkek çocuklarının bu yolla geciktirilmesi için okulların ailelere baskı yapması doğru olur mu? Halen benzer amaçla farklı ilaçları (mesela Ritalin) kullanmaları için ebeveynlere baskı yapan okul yöneticileri haklı mıdırlar? Eğer ebeveyn bu tavsiyeye uymayı reddederse bu defa onların çocuk istismarcısı oldukları iddia edilebilir mi? Peki ya hayvanlara bu teknolojileri uygulamak istemez miyiz. Kediler hoştur ama kedi yavruları çok daha şirindir. Sadece biraz daha yavru kalmayı sürdürebilseler. Eğer teknolojimiz başarabilirse…,

Yorum gönder

Yorum göndermek için giriş yapmalısınız.