Kırık Camlar Gecesi (Kristallnacht)

Tarihte Neler Oldu | canakci | Eylül 11, 2015 at 11:30 am


1938 Kasım ayının 9. günü 10.’ya bağlanırken insanlık Almanya’da en karanlık gecelerinden birisini yaşıyordu. Yürekten değil ses, tek bir nefes çıkmıyordu gökyüzüne solumak için. Loş sokak lambaları ıssızlığı işliyordu akacak kanın durmayacağı damarlara. Faşizm kanlı yüzünü ölüm kusacağı düşmanına dönmüş ve Yahudiler hedefti.

Kanlı provokasyondan bir ay kadar önce Alman faşizminin sürdüğü 17.000 Yahudi düşsüz ve bitap Polonya’nın da sınırlarını kapatması sonucu sınır arasında sıkıştı. Sürgünlerin nerede ise tamamı hastalıktan, açlıktan ve hastalıktan yaşamla yurtsuz vedalaştı. Mezarları dahi yoktu bu ölülerin.

Babası ve annesi mezarsız 17.000 ölümlü içinde yer alan Herschel Grynszpan Alman Konsolosluğu’nu bastı. Vicdanının ve aklının babasının katili olarak resmettiği, Konsolos von Welczek’i bulamayınca sekreteri Ernst vom Rath’ı öldürürken eli hiç titremedi. Hitler’in sağ kolu Propaganda Bakanı Goebbels bu fırsatı kaçırmadı.

Bunun planlanarak düzenlenmiş bir Yahudi komplosu olduğunu öne sürerek Alman ırkının öcünü alması gerektiğini konuşmalarında halka empoze etti. Yahudilere karşı arada sırada yapılan saldırıları öven Goebbels, partisinin bu tür saldırı girişimlerinin olmayacağını, ancak bu tür olayların olması halinde asla müdahale edilmeyeceğini basın yoluyla duyurdu. Öte yandan SS’lerin, SA’ların tasmasını çıkardı. Alman ırkının güvenliği için ısırın, yok edin emri verdi. Sivil ajanların da halkı kışkırtmasıyla Kasım’ın 9′unu 10′una bağlayan gece kanlı saldırılara göz yumuldu. Polis ve itfaiye de olaylara kasıtlı olarak müdahale etmedi. Olaylar yer yer 13 Kasım’a kadar sürdü.

9 Kasımı 10 kasıma bağlayan gecede 91 Yahudi’nin gecenin sonsuzluğuna karışan çığlığı son nefes olurken, Yahudilere ait 7500 işyeri talan edildi, 1668 Sinagog ateşe verildi, 30.000 Yahudi tutuklandı. O gece Yahudi işyerleri ve evlerinin kırılan, yollara düşen cam parçacıkları geceyi kristalize etmişti. O nedenle insanlığın o utanç gecesi “Kristal Gece” adını aldı. Olay Pogrom (katliam/kıyım) ya da Kasım Pogromları olarak da anılır.

Almanya’daki Nazi iktidarı 10 Kasım sabahında da Yahudileri rahat bırakmaya niyetli değildi. Çıkardığı ırkçı yasalar içerisinde “Yahudi çocukları Almanya’da okuyamaz” diyen kanun içlerinde en masum kalanlarındandı. Artık Almanya’daki Yahudilere gönüllü göç yollarından başka bir tercih kalmamıştı. Kızıl Ordu’nun Alman Faşizmini ininde imha edişine dek sürdü bu sürgünlük. Hitler, karısı Eva Braun’la birlikte Kızıl Ordu’nun kendisine ulaşmasına birkaç yüz metre kala intihar etti. Hitler’in intihar haberini alan Goebbels altı çocuğunu ve karısını “Führersiz bir dünyada sizin de yaşamanız anlamsız” diyerek öldürdü. Ve son kurşunu kendisine sakladı.

Kaderin bir cilvesinden kaynaklı olsa gerek, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal de Kristal Gece’nin sabahında yaşama veda etti. Gözlerini son kez kapatırken, Anadolu topraklarında bir “Kristal Gece” tekrarı yaşanacağından habersizdi. 1955’in 6-7 Eylül’ü takvim yapraklarına ve Anadolu topraklarının batı tarafına kan ve leke olarak düşmüştü. “Atatürk’ün evi bombalandı” haberi Demokrat Parti’nin sesi olan radyo kanallarında kulak tırmalıyordu. MİT’çi Mithat Perin’in çıkardığı İstanbul Ekspres isimli DP eğilimli gazete kışkırtıcı, ırkçı manşeti ile ertesi gün Kıbrıs Türktür Derneği (KTD) adlı faşist örgüt tarafından yaygın bir şekilde dağıtıldı. 6 Eylül gecesinden 7 Eylül sabahına dek Rumların merkezinde olduğu akıl dışı saldırı “kalimera komşu”yu dipsiz kuyulara taş niyetine gönderiyordu. Onlarca azınlık katledilmiş, binlerce işyeri ev tahrip edilmiş, yüzlerce azınlık kadını tecavüze uğramış, ibadethaneler ve azınlık okulları yakılmıştı. İdam cezasına karşı olmanın erdemli bir tutum oluşu ile Menderes’in sütten çıkmış ak kaşık olup olmama hâlleri burada sorgulanmalıdır. 6-7 Eylül faşist saldırısında esas olan cana değil mala zarar vermekti. Tıpkı Hitler’in 1938 “Kristal Gecesi’nde” olduğu gibi… Mal zarar görünce kapitalistleri çok evham alır. Buna uygun senaryo gereği 6-7 Eylül komünistlere ihale edilmeye çalışıldı. Aziz Nesin, Hasan İzzettin Dinamo, Asım Bezirci, Kemal Tahir gibi devrimci aydınlar 6-7 Eylül’de servete verilen zarar üzerinden sorumlu tutulmaya çalışıldı. Daha sonra devlet yaptığı planın komediye kaçtığını görünce bu tasarımdan vazgeçti.

Bodrum da tam karşı yakada coğrafyalanmış bir yarımada olarak bu uğursuz süreçten payını aldı. 6-7 Eylül’ü takip eden yıllarda milliyetçi pompalama durmadı. Çok sonraki bir tarihte o zamanki adı “Seferberlik Tetkik Kurulu” olan Özel Harp Dairesi’nin başındaki isim Orgeneral Sabri Yirmibeşoğlu emekliliğinde verdiği bir röportajda, “6-7 Eylül Olayları da Özel Harp işiydi, muhteşem bir organizasyondu” derken günümüze kadar gelen bir devamcılığa vurgu yapıyordu.

Yunan adalarında camiler yakılıyor demagojisi bu yakada rüzgârla dolaştırıldı Bodrum’da. Şu anki Halk Eğitim Merkezi denen utanç abidesi, mimarlık özürlü bina dünyanın en güzel kiliselerinden birisinin enkazı üzerine oturtuldu. Şu anki adı Hilmi Uran Meydanı olan binanın bulunduğu alanın adı “Kilise Meydanı” idi. Hilmi Uran Bodrum adına önemli bir kimliktir. İsmi başka yere de verilebilir. Ama meydan, gerçek hüviyeti ile buluşmalıdır.


Polonya ve Almanya sınırında sıkışmış 17.000 cesede dönüşmemiş canın böylesi bir vicdana ihtiyacı var. Beyoğlu’nda 6-7 Eylül’de tecavüze uğrayıp katledilen Elena’nın da, Nazım Hikmet’in “sen büyük güzel ve muzaffer ve ulaşıldıkça ulaşılmaz olan” dediği memleketimin de… Vicdanımız tarihe tutabileceğimiz en aydınlık ışık oysa. “Kristal Gece’nin” ardındaki vitrinlere inat aydınlanmanın ışığını insan kimliğimize düşürebileceğimiz en onurlu meşgale olsa gerek. Artık ırkçılığın kanlı denizinden demir alma zamanı geldi de geçiyor bile… Ve 6 Eylül’ü 7 Eylül’e bağlayan bu gecede parmaklarım klavyeye dokunurken gökyüzü karanlığa inat masmavi.

Şimdiki uğursuz zamanda, kristal gecenin can kesiklerini memleketimin kumsallarına vurmuş üç yaşındaki cansız bedenler taşıyor. Savaş zenginleri, siyaset tellalları, insan tüccarları minik yavrucakların dahi hayatlarını sonlandıran hayâsız isteklerinde halen ısrarcılar. Padişah onlar misafirimiz diyor göç yollarının esas oğlanı sıfatıyla. Çünkü onlara güvence vermişti. Onlar için İstanbul’da hükümetler kurmuştu. Onların ekseriyeti şu an geldikleri toprakların ayrıcalıklı vatandaşları olacaklardı. Ama aldatıldılar. Bir nevi siyasi kumar oynandı da denebilir. Artık derin ve tumturaklı tahliller için çok geç.

Bodrum, 6 Eylül’de hayatın altta kalan ve umut yolcuları diye tariflendirilip çoğu kimsesizler mezarlığına uğurlanan toplama toplumsal olarak sahip çıktı. Ciddi bir kıvılcım çaktı. Çünkü Bodrum 1938 Almanya’sınki, 1955 İstanbul’undaki, 2015 Türkiye’si ve Bodrum’undaki 6-7 Eylüllerini ayırmamaktadır. Hepsi de can ve cam kesiklerine denk düşmektedir. 6-7 Eylüller kader değildi, değildir de… (Kaynak: Ayhan Karahan)

Yorum gönder

Yorum göndermek için giriş yapmalısınız.