Yağmalanan Ülke: Suriye

Hikayeler / İnsanlık Halleri | canakci | Aralık 8, 2015 at 4:14 pm


Suriye’deki vekâlet savaşının gizlenmek istenen bir boyutu daha vardı: Yok edilen ve yağmalanan sanayi bölgeleri. Halepli bir işadamı, Baas’ın Suriye haritasından sildiği gerçek bir mağdur. Ta çocukluğunda terk etmek zorunda kaldığı Halep’in yok oluşunu uzaktan izliyordu. “İnsanlar öyle bir yokluğa sürüklendi ki inanamazsın: Haseki’ de teyzemin kızı sonunda bahçede çocukken altında oynadığım dedemden yadigâr ağacı kesmiş, ısınmak için” deyip iç çekti. Sadece anılanın nasıl oduna dönüşüp kül olduğunu değil Halep’in sanayi bölgelerinde yağmalanan fabrikaları anlattı. Birinin “diktatöre karşı kutsal cihat”, diğerinin “terörle mücadele” dediği bu savaşın getirdiği felaket ülkeyi her anlamda çökertti. Savaş kendi ekonomisini, kendi ağa ve simsarını doğurdu, Dönen çarka dair en çok duyduğumuz üç kelime haraç, el koyma ve yağma.

Onun bana anlattıklarının peşine düştüm, doğrudan ya da aracılarla olayların aktörlerine ulaştım. Ocak 2013 itibariyle ortaya çıkan tablo ürkütücüydü:

― Humus’ta petrol sondaj makinesi söküldü, TIR’larla taşındı. Çıkış yeri Cilvegözü kapısı. 15-20 milyon dolarlık makine Birleşik Arap Emirlikleri’ne 1 milyon dolara satıldı.

― 4 ay önce Halep’in sanayi bölgesi Şeyh Neccar’da Kürt işadamı Muhammed Seydo’nun kot fabrikasını basan bir grup para karşılığı tesisi koruma sözü verdi. Aslında değişen haraççıydı. Önceden rejimin memurlarına verilen para bu kez silahlı gruba gidiyordu. Sonra ikinci bir grup geldi, onlar da Seydo’yu haraca bağladı. Ardından iki grup hâkimiyet savaşına tutuştu. Sonuç: Biner metrekarelik 4 katlı fabrika yandı, bitti, kül oldu!

― Ünlü Saliba ailesinin önde gelen isimlerinden Tuma Saliba, yağma ya da yanma tehdidi yüzünden Halep’teki tekstil fabrikasındaki 2 milyon dolarlık kot yıkama makinelerini Mısır’daki tesislerine taşıdı. Saliba gibi birçok Hırisnyan aile işlerini bu şekilde tahliye etti.

― Sami Abdi kot fabrikasını Mısır’a taşımaya uğraşıyordu.

― Şeyh Neccar’ın dışında sahibinin “Tüm varlığımın kaynağı, gözbebeğim” dediği balata fabrikası söküldü , makineler satıldı.

― Ahrar el Şam örgütü Halep’in en büyük zeytinyağı fabrikalarından birine el koydu. Stoktaki 1.000 ton zeytinyağı “fabrikayı koruma bedeli” olarak götürüldü. İki ihtimal var ya dağıtıldı ya da Cilvegözü’nden Türkiye’ye sokuldu. Rivayet o ki Suriye’den getirilen yağlar litre başına 1-1,5 TL arasında satıldı.

― Nusra Cephesi, Halep-Şam yolu üzerindeki Alebi tekstil fabrikasına el koydu. Makineler söküldükten sonra fabrika yakıldı.

― Semiramis ailesinin gömlek üreten fabrikası boşaltıldı. Makineler bir başka ülkeye transfer edilmek üzere güvenli bir yerde saklandı.

“Robin Hood”lar ve “Ebu AIi’nin Devleti”

“Üçüncü kol” olarak devreye giren ve işi gücü yağma olan çeteler bir yana savaşçılar arasında yağmada iki saik vardı: Biri bir yandan savaşıp diğer yandan kesesini dolduruyor, diğeri el koyup halka dağıtıyor yani kendince “Robin Hood”luk yapıyordu.

Yağmalanan sadece fabrikalar değildi. 27 Aralık 2012’de Guardian’dan Ghaitn Abdul-Ahad, Halep’te zapt ettiği mahalleden “Burası Ebu Ali Sulaibi’nin devleti” diye bahseden muhalif komutanın, evlerinin yağmalanıp yağmalanmadığına bakmak için gelenleri şöyle azarladığını yazdı: “Her bir ev çoktan yağmalandı. (Esad’ın) ordusu hiç burada bulunmadı. Evleri biz yağmaladık.”

İslam Devrimi adına hareket ettiğini söyleyenlerin insani haysiyet ve şeref adına hiçbir değere sahip olmadıkları ortaya çıktı.


Ebu Ali’nin Devleti’nde işler şöyle yürüyordu:
“Bu sabah 6 sivil süklüm püklüm vaziyette önünde duruyor: 50 yaşlarında bir adam ve gencecik oğlu: giydiği ceket kendisine çok büyük duran sıska bir adam; gözlüklü genç bir mühendis; siyah örtülü kız kardeşiyle birlikte kel bir adam. Siviller ya saygıdan ya da kontrolsüz öfkesinden duydukları korkudan mesafeli duruyor.

‘Ne istiyorsunuz?’
‘Bazı eşyalanmızı toplamaya geldik. Ebu Ali’ diyor yaşlı olanı.
‘Bugün olmaz. Cumartesi gelin.’
‘Fakat Çarşamba gelin demiştiniz.’
‘Fikrimi değiştirdim. Bilin ki burası Ebu Ali Sulaibi’nin devleti.’
Korku içindeki sivillere ‘Hepiniz ispiyoncusunuz’ dedi.
‘Hükümetin tarafına geçtiğınizi ve bizi ispiyonladığınızı biliyorum.
‘Hayır değiliz’ dedi kel adam: ‘Kalplerimiz sizinle.’
‘Bunu dediğinde biliyorum ki sen ispiyoncusun.’

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün 2011’de isyan sırasında Libya’da tutuklandığında bırakılmasını sağladığı Abdul Ahad yazısına şu notu düştü: “İç savaş ilerlemedi, Halep militanların yan yana durduğu özgür yerlere dönüştü. Ali gibi askerler derebeylik misali oraların kralı oldu.”

Taylor Luck ise Washington Post’ta çıkan haberinde “Esad’la savaşan asilerin silah alabilmek için tarihi eserleri yağmalayıp sattıklarına” dikkat çekti, “Ülkenin geleceği için savaş yoğunlaşırken asiler ülkenin geçmişini satıyor” tespitini yapan Luck, Ebla’da Sümerce yazılmış Bronz çağı’na ait tabletler bulduklarını söyleyen İdlib’li Cihad Ebu Saud’un şu sözüne yer verdi: “Bazı günler savaşçıyız, bazı günler arkeolog.

Fransa merkezli Suriye Arkeolojisini Koruma Derneği’ne göre Suriye’nin 36 müzesinden 12’si yağmalandı. Gerçi Suriye Antik Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü eserlerin güvenli yere taşındığını açıkladı. Ancak arkeolojik alanları kazan kazanaydı. ÖSO’nun koordinatörlerinden Ebu Muhammed Hamad paha biçilmez eserlerin satışını “Bulabildiğimiz bütün kaynakları kullanma hakkımız var” diyerek savundu. Kaçakçıların ilk durağı Amman’dı. Amman’lı antikacı Muhammed Halid durumu şöyle özetliyordu: “Her gün Suriyeli altın, mozaik ve heykellerle ilgili aranıyoruz. Şam, Amman’da parça parça satılıyor.

Bu yazının tamamı Fehim Taştekin'in Suriye (Yıkıl Git, Diren Kal) isimli eserinin dördüncü bölümünden alınmıştır.


Atme’de AFP’ye konuşan ‘Tabur 309’un komutanı Ebu Mahmud ise bazı komutanları “şehirlerin kanı pahasına zenginleşmekle” suçluyordu:
“Gerçek devrim bitti, ihanete uğradık. Güzel devrimimiz hırsızlar ve yolsuzlar tarafından çalındı. Bizi ölüme gönderirken kendileri ceplerini şişirmek için arkada kaldılar. Nereye gittilerse yağmaladılar, taşıyabilecekleri her şeyi çalıp Türkiye’de sattılar; ister araba, ister elektronik eşya, ister petrol ve antika olsun hayal edebileceğin her şeyi sattılar.

Bu haberlerin ardından Anadolu Ajansı, muhaliflerin suçla mücadele ettiğini anlatmaya çalışan bir haber geçti. Buna göre ÖSO’nun Halep’te kurduğu hapishanede tutulan 450 kişiden 100’ü ÖSO askeri. Yani denilmek isteniyordu ki endişeye mahal yok, ÖSO suça karşı gereğini yapıyor!

Tabii kaçakçılık ya da talanda asker, istihbaratçılar ya da rejim yanlısı milislerin olmadığı söylenemez. Bir tarafta fabrikaların yağmalanması ya da boşaltılmasıyla yaşanan çöküntü, diğer tarafta ülkenin geçmişinin satılması, öbür tarafta çatışmalar yüzünden boşalmış ev ve işyerlerinin talan edilmesi… Onbinlerin canına mal olan savaşın öteki yüzü buydu. Sonuçta savaş sadece öldürmüyor, kirletiyordu da…

Yorum gönder

Yorum göndermek için giriş yapmalısınız.