Yönetim, Emir Komuta Zinciri Demek Mi?

Sürekli Söyleşi | canakci | Ekim 24, 2017 at 9:30 pm

Yönetim kavramı, doğu kültüründe tek merkezli monolitik bir mekanizmayı işaret ediyor. Sözgelimi bir ‘başbuğ’ karar verir ve emreder öbürleri de uygularlar. Ya da daha ‘demokratik’ yönetim deyince de kararı verecek olan bir grup insanın (bir kurulun) kendi aralarında oylama yapması ve çoğunluğun verdiği kararın uygulanması akla gelir. Yani, değişiklik temelde sadece karar verici bir kişinin yerine bir grup çoğunluğunun geçmesinden ibarettir. Karar yetkisine sahip kişi veya kurul kendi karar alanında içlem ve kapsam yönünden herhangi kısıtlamayı kabul etmez. Yönetim kararı hemen hemen daima o karardan olumsuz etkilenecek olan muhaliflere rağmen ‘cebren’ uygulanacağından yönetimin elinde bir icbar gücünün olması da gerekir. ‘Cabbar’ sözcüğü, tanrının kutsal sıfatlarından biridir ve her yönetim/yönetici bu tür ilahi sıfatlardan bir kısmını uhdesinde bulundurmayı yönetici şahsiyetinin zorunlu bir kısmı kabul eder.

Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlık Yönetimi Sistemi


Sözgelimi, Anglosakson dillerindeki en az 7-8 farklı sözcük Türkçeye sadece ‘yönetim’ veya ‘idare’ diye çevrilebilmektedir. ‘Yönetim’ ve ‘idare’ sözcükleri dilimizde tam eş anlamlıdır ama öbür dildeki 7-8 sözcük aslında birbirinden çok farklı işlevlere işaret ederler. Türkçeye çevirirken biz bunların hepsini o tek anlam kovasının içine boca etmek zorunda kalıyoruz.

- Öbür dillerdeki kavram farklılıkları neye işaret ediyor?

- Akıllı bir sistemde hiçbir yönetim mutlak değildir. Denetim alanı, daima ast konumdakine de kendi aklıyla inisiyatif kullanabileceği özgür alanlar bırakır. Memurun, amirinin düğmesine basmasıyla çalıştıracağı bir robot konumuna düşmesi engellenmiştir. Dolaylı nezaret biçimleri öne çıkartılarak; üstün astının özel karar alanına maydanoz olması tamamen engellenmiştir. Farklı yapılar içinde buna göre belirlenen en etkili yönetim fonksiyonu biçimleri farklı özelliklerdedir ve özelliklerine göre farklı isimlerle ifade edilirler.

- Bir örnek verebilir misin?

- Mesela, Kenan Evren Cumhurbaşkanlığı zamanında çeşitli illerde denetimlere çıkardı. Bir hastaneye gider, ülkenin başkomutanı sıfatıyla başhekim odasına girer, başhekimin koltuğuna yayılır ve başhekimi karşısında ayağa dikerek sorguya çekerdi. Bildiğim kadarıyla İngilizcede böyle bir yönetim anlayışını tasvir edebilecek bir sözcük yok.

- Afrika dillerinden birinde ateş, su ve toprak aynı tek sözcükle ifade ediliyormuş. Desene bizim dilimizde de durum biraz ona benziyor?

- Birinin tepesinde durarak böyle doğrudan nezaretle yapılan yönetim biçiminin (belki sadece askerlik dışında) medeni dünyada artık neredeyse hiç örneği kalmadı denilebilir. Oralarda ortaya çıkan ve gittikçe yaygınlaşan kimi yönetim biçimlerini ise biz kendi kültürümüzde algılamakta zorlanıyoruz.

- Nasıl?

- Benim kafamda ‘İnternet’ bu konudaki en güzel örnek. Ülkemizde yeni görülmeye başladığı sıralarda okumuş insanların kafasına en fazla takılan konu internetin sahibinin kim olduğu ve kim tarafından yönetildiği idi. Kimileri IBM, Intel, Microsoft isimlerini vermekte, kimileri ABD veya CIA demekte, en aklı eren ve konuda bir şeyler duymuş olanlar ise ARPANET, ISOC gibi kurumların yönettiği konusunda ısrarcı olmaktaydı. MGK toplandı ve belirli merkezlerden kolayca denetlenebilen tek omurgalı bir donanım yapısının kurulmasını karar altına aldı. Bugün bile hâlâ Türk aydınının interneti kimin yönettiği konusunda kafası karışıktır. ‘Dağıtık ağ’ (distributed network) kavramını anlatmakta çok zorlanırsınız.


- Dağıtık ağ ne demek?

- Herkesin herkesle bağlanabildiği sahipsiz ve merkezi hiyerarşisi olmayan bir yapı. Merkez ve hiyerarşi olmadığı için geniş bölgeleri çekip kopartsan bile ağı göçertemezsin çünkü ağın geri kalan kısımları daima birbiriyle çalışmaya devam edebilir. Kendi mantığı gereği ağın çalışması için bir yönetime ihtiyacı yok. Her nokta ve her bölge kendisinin sahibi ve yöneticisi olduğu içim ağın ayrıca bir yönetimi olmaz, olmamalıdır.

- Peki ya birileri ağı kötü niyetli amaçlarla, suç işlemek için kullanırsa? O zaman ne olacak?

- Medeni dünyada artık iyice yerleşmeye başlamış olan ‘İnsan hakları’ kavramı insanlara ‘ifade özgürlüğü’nü bahşediyor. İnternet, insanların kendi aralarındaki (sesli, yazılı, görüntülü) ifade özgürlüğünü gerçekleştirebilecekleri bir mecra. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ve TC Anayasası Md 22. “haberleşme engellenemez ve gizliliğine dokunulamaz” diyor. Eğer insan hakları diye bir şeye, bu konudaki uluslararası yasalara ve anayasa maddesine inanıyorsanız, insanların ifade özgürlüklerini kullanmalarının ‘suç’ oluşturamayacağını, bilakis insanların haberleşme özgürlüğünün ve gizliliğinin devletin organları tarafından ihlal edilmesinin ‘asıl suç’ olacağını bilmeniz gerekir. Aksi halde, insan hakları diye bir şeye hiçç inanmıyorsunuz demektir.

Tüm bunlara karşın, önce sivilimsi kimi komiteler, kurullar oluşturdular; yasa ve yetki avına çıktılar. “İnternet suçlarının engellenmesi, yasalarının çıkartılması”” davası çıkarttılar. Medyada, “bir an evvel internet yasası çıksın” yaygarası kopartıldı. Hemen ardından, tabii bürokrasi ve siyaset birbiriyle paslaşarak, insan haklarını açıkça ihlal eden yasalar çıkarttırıp; cebren de anayasa ve yasalara aykırı şekilde korsan donanımlar sağlayarak haberleşme gizliliğini kaldıran, özgürlüğünü bürokrasinin inayetine havale eden dünyadan kopuk bir sistem kurdular. 5651 sayılı ‘interneti fişleme ve sansür’ yasasının yardımıyla BTK, TIB gibi yasal kamu kurumları oluşturuldu. Halen ifade özgürlüğümüz yok, kamusallar istedikleri görüşmemizi dinleyebiliyorlar, istedikleri görüşmemizi kısıtlayıp kapatabiliyorlar. İstedikleri ifademizi suç olarak tanımlayıp yargı ve ceza yoluna gidebiliyorlar.

Yönetim kavramını “emir komuta zinciri” olarak algılayan kültür varlığını sürdürdükçe birileri tarafından sürekli araçsallaştırılacak ve hiçbirimiz gerçek insanlığımızı yaşayamayacağız. Oysa, kendi başına nihai amaç/değer olan insan kimi amaçlar için bir araç olarak görülemez. Akıl sahibi bir kişi olarak insanın değer ve saygınlığı, ona karşı bir objeye gibi değil; subjeye davranıldığı gibi davranılmasını emreder. ‘İnsan’ denince kastedilen ‘birey’ olarak insandır, kolektif varlıklar değildir. Halk, millet, sınıf, devlet, toplum gibi kelimeler gerçek varlıkları işaret etmez. Göklerdeki hayalet gibi sadece kavramsal birer soyutlamadan ibarettir. Toplum, kendi başına bir varlık değildir yalnızca bir grup insanın bir araya gelmesidir. Toplumun milli iradesi, şahsiyeti, fıtratı gibi kavramlar sadece demagojik olarak uydurulmuş kavramlardır. Hayatın doğasına da uygun değildir.
Tags: , , ,

Yorum gönder

Yorum göndermek için giriş yapmalısınız.