Etik, Ahlak Ve Değerler Eğitimi

Hikayeler / İnsanlık Halleri | Idil Tuglu | Aralık 13, 2017 at 11:11 am

Günümüzde bireyin gündelik yaşamında ikili ilişkilerinden tutun politika, eğitim, yargı, meslek odalarına kadar akla gelen her alanda ve eylemde yaşanılan problemlerin temelinde kavramsal olarak etik ve ahlakın birbiri ile aynı kabul edilmesi, karıştırılması ve bunun sonucunda ‘değerler adına değer harcalamalarında’ bulunulması yatar. Oysa ‘insan’ dediğimiz canlı türü kendini bildiği andan itibaren kendine ve yaptığı her eyleme ‘değer’ verir, ona göre davranır, düşünür ve yaşar. Burada kavramsal olarak bile yapılan küçük hatalar, insanoğlunun büyük problemleri olarak karşımıza çıkar.

İnsan düşüncesinin temeli olan ‘Değer’ in belirlenmesinde, etik ile ahlâkı birbirinden ayırma amacında oldukça önemli bir mesafe kaydeden Prof. Dr. Ioanna Kuçuradi’ye göre (1936- …) bu kavramların felsefe alanına kapatılarak felsefeye ait salt kuramsal bir yaklaşım ya da düşünce cambazlığı olmaması sağlanmalıdır. Tersine; “felsefi bilgi”ye dayanarak, “yaşanan hayat”ta “yapılanlar veya olan bitenler ile değerler bilgisi arasındaki aykırılığı” görme anlamında kazanılacak “problem bilinci” aracılığıyla “olayları”nı anlamak, herkes için temel hedef olmalıdır. Kuçuradi’nin ikincil hedefi ise yine bu bilincin akademik alanda kısılıp kalmaması, bireyin gündelik yaşamında her eylemine yansımasıdır (benim çıkarımlarıma göre) İşte o zaman Kuçuradi’nin olmazsa olmazı ‘insan hakları’ şu anki karikatür haliyle değil; gerçek değeri ve pratiği ile yaşamda yerini alır. Bu konuda felsefeye çok görev düştüğünü savunur Kuçuradi. Ve de yönetenden yönetilene, karar vericiden, uygulayıcıya kadar herkesin en önce bireyin felsefeye ve onun izlediği yol ile ‘değer’ belirlemesi ve gündelik yaşama yansıtmasını umut etmektedir.

İşte bu temel nedenlerden ve amaçlardan ötürü, Ioanna Kuçuradi ile bugün toplumda çok fazla gündeme gelen “değerler eğitimi” kavramından, etik ve ahlakın anlamına, bu kavramların neden birbirinden farklı iki kavram olarak değerlendirilmesi gerektiğinden, yine bu kavramların karıştırılması sonucunda ortaya çıkan problemlere dek uzanan bir söyleşi gerçekleştirdik:

Etik ve ahlakı nasıl tanımlıyorsunuz ve neden birbirinden farklı iki kavram olarak değerlendirilmeli?

Etik nedir? Etik; geçmişte modası geçmiş bir kavram olarak görülürken şimdilerde yeniden moda oldu. İyi mi oldu? Tartışılır çünkü yanlış kullanımı söz konusu. Örneğin; meslek odaları (basın etiği, meslek etiği) bu kavramı çok sevdi ve kendi meslek etiklerini!!! geliştiriyor güya. Etik kavramını en fazla çarpıtan onlardır. Bu durum, yine günümüzün modası “herşey olur, herşey gider” bakış açısının sonuçlarından biri işte. Basın ahlakı, meslek ahlakı diyebilirsiniz ancak ‘etik’ olması için çok daha fazlası gerekir. Etik; felsefenin alt dalıdır ve insanlar arasında “değer” sorunları ile uğraşır. Son yıllarda “değerler eğitimi” diye moda var ortalıkta. Nedir o? Söz konusu olan insanlığa giden öznel koşulların nesnel yolları ise etik açısından evrensel tek bir kanıtlanmış “değer” söz konusudur, o da insan hakları…. Diğerlerinin hiçbir geçerliliği yoktur. Etik, evrenseldir, bir “değer”in de evrensel olabilmesi için belli aşamalardan geçmiş olması gerekir. Etiğin kavramsal tanımının tam ve doğru olarak yapılmadan kullanımı ciddi problemler doğurur. Örneğin, meslek odalarının aradığı normlardır, etik değil. Peki ne önemi var derseniz, var! Bir norma, bir yaklaşıma göre bir problemin çözümüne yaklaşıyorsanız ona ancak “ahlaksal problem” denir. Bir normun etik ve evrensel olabilmesi için kişilerin ya da toplumların sahip olduğu dünya görüşünden, dinden, ideolojilerden bağımsız olması gerekir. Sıklıkla etik, toplumda “ahlak” anlamında kullanılır. Kişilerin belli bir alanda, belirli bir dönemde ve belirli bir koşullarda “neyin iyi, neyin kötü” olduğunu anlatan norm sistemleridir. Evrensel olmayan bu norm sistemine ben sadece “AHLAK” diyorum ve asla etikle karıştırılmamalıdır. Etik değerleri asla ahlaksal normlar ile karıştırmamak gerekir ki bu son derece önemlidir. Aynı şeylere farklı ad, farklı şeylere aynı adı vermek ciddi problemlere yol açar. Bugün yaşadığımız en önemli sorun da budur!

Nedir etik ve ahlakın birbirine karıştırılması ya da yanlış kullanımı sonucu yaşanan ciddi problemler? Açıklayabilir misiniz?

Felsefi olarak değerlendirilirse, “ahlak” adını verdiğimiz bu normlar evrensel değildir. Geçerliliği de yoktur. “Dürüst”, “ahlaklı”, “iyi”… Kime göre, neye göre deniliyor, sorgulanmalıdır. Özellikle yasalarda yer alan normlar bu açıdan baktığınızda etik değildir, dolayısıyla evrensel de değildir. Yasalara “ahlaksal normlar” demeyi tercih ediyorum. Bu tür normlar, bütün insanların diğer insanlara nasıl davranması, nasıl muamele görmesi gerektiğini anlatır. Bugün “etik” adı altında karşımıza çıkan “ahlaklılık bildirgeleri” insan yaşamının ve yasaların belirlenmesinde kullanılıyor. Kamu yaşamında bu normların etik değerlerin yerini alması büyük yanlışlara neden oluyor. Çünkü en basitinden etik, “insanın içinde bulunduğu yer ve olay tek ve eşsizdir, ona göre değerlendirilmelidir” der. Bir kişinin yaptığı, bir diğerinin yaptığı ile aynı gibi görünse de, aynı olarak değerlendirilmesi yanlıştır etik açıdan. Yasalar bunu yapar “ahlaksal bildirgeleri” ile. “Dürüst” bakkal örneği vereceğim; “İki bakkal var. İkisi de terazilerini eksiltmiyor. Biri; insanları kandırmamak; diğeri ise müşterilerini kaybetmemek için bunu yapıyor. İkisi de “dürüst” müdür?” Ya da şöyle bir kargaşadan söz edelim; en önemli etik “değer” olan İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ne imza atmış ülkelerin bazılarında halen idam cezası uygulanıyor ya da insanlar düşüncelerinden ötürü hapse atılıyor. Tüm ülkelerin yasaları uygulayışı İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ne “Saygılı” mıdır? Bunları sorgulayan etiktir. Ahlak, “değer” biçerse ortaya şöyle bir durum çıkar, “Şunu yapmak iyidir, Ahmet de bunu yapmaktadır, o zaman Ahmet iyidir. O zaman ben de soruyorum; değerlendiren kimdir? Kime göre ve neye göre iyidir? İşte bugün uygulanan “değerler eğitimi” tam da bu genelleştirilmiş ahlaksal bakış açısını verir. Tekrar ediyorum geçerli ve evrensel değildir. Çünkü ahlak, zorla öğretilebilir ve zorla uygulatılabilir; etik ise zorla öğretilemez ve uygulatılamaz. Şu anki yüz yüze geldiğimiz sorunların temelinde bu yatmaktadır. Socrates ile Platon arasında geçen konuşma gibi, “Hiç kimse isteyerek kötü olmaz!” ancak durum bu. O nedenle; bir “değerler eğitimi” verilecekse eğer, felsefi etik eğitimde yer almalı bana göre ötesi değil.

Peki, etik değerlendirme nedir ve nasıl yapılır?

Etik sorunlar, her eylemde değişir. Çünkü, her eylemin temelinde bir “değer” vardır. Her eylem, etik açısından biricik ve eşsizdir, 3 farklı aşamada değerlendirmesi yapılır.

İlki; “değer biçme” dir: Bunu yaparken; Ahmet örneğinde olduğu gibi, genel çıkarımlar yapılmaz. Kişiler çoğunlukla eylemlerinde genel bir değer ile başkalarına bağlı sorunlarla yüz yüze gelir. Bir eylemin değeri (felsefeyi) bilmiyorsan anlamsızdır, norm veya yargıya çok kolay dönüşebilir. Örneğin;
“Sözünde durmak iyidir.”
“Sözünde durmak gerekir.” öyleyse;
“Sözünde durmak gerekir.”
“Sözünde durmak iyidir.” gibi…
Bu değerlendirme şekli ile sadece “güdüleme” yapılır. Ve bu güdüleme de “birilerinin kültürünün ya da bizim kültürümüzün” ötesine geçemez.

Değerlerin Göreceliliği: Eylemlerin doğru ya da yanlış olarak değerlendirilmesinin adımları birbiri ile aynıdır. Peki doğruyu belirlemede hangi yol izlenmelidir? Etik ilişki içinde bakıldığında; Bir bireyin, ne yaptığı ya da ne yapmadığı insanların durumu ya da sadece kendi durumu ile ilgilidir. Değerlendirme yapılırken sadece ve sadece “yaşantı” yani o an olan olay yarattığı izlenim kısaca kendi öznelliği değerlendirilmelidir. “Değer” belirlenirken ( örnek veriyorum bu iyidir ya da bu kötüdür) bireyin o anki eyleminin öznelliği ve yaşantı sonuçları temel alınmalıdır. Çünkü her eylem; biricik ve eşsizdir ve “Değer”i de bir diğeri ile aynı değildir. Ve en önemlisi, bu yapılırken nötr olmak zorundadır “değer” biçen! Etik değeri belirleyen budur. Etik değerler, kişiler arası ilişkilerde o anki eylem, anlam ve yaşantıya göre şekilllenir. Dürüstlük, saygı, minnet… Bunlar kişiler arasında ilişkilerde ortaya çıkar. Ayrıca, “erdem” olarak nitelediğimiz özelliklerin hepsi etik değerler de değildir. Karşılaştığımız erdemlerin hepsi etik değildir! Ancak, insan olmanın “bilgisine” sahip olan kişi etik değerler sahip olabilir. Değerli ve doğru eylemde bulunmasının temeli bilgidir. İnsan olmanın değeri ve kişinin değeri bu noktalarla ilgilidir.

“Değer”in amacı: Dürüst bir kişi, dürüst olmayan bir kişiye de dürüst davranmalıdır! İnsan hakları bunu gerektirir. Bir eylemin amacı etik açıdan değerlendirilirken, karşılıksız, çıkar amacı gütmeden yapılmış olmasına bakılır. Yine insan haklarına göre baktığımızda, bir caninin de yaşama hakkını savunan kişi etik değerlere gerçek anlamıyla sahip olan kişidir. Bu durumda bir tutarsızlık yoktur. Kişinin etik özelliğidir, tutarlıdır. “Senin için yaptım ya da senin aracılığınla kendim için bir şey yaptım” etik bazda “değer” içermez. Amaç, karşılıksız olmalı; eylem sonucunda bir karşılık beklenmemelidir.

Bu çerçeveden değerlendirdiğimizde örneğin “saygı” nedir? Nasıl tanımlar etik?

Saygı; bakanın odasına girerken ceketin önünü iliklemek, büyüklerin ellerini öpmek ya da yerlere dek eğilmek olarak tanımlanmaz. Saygı; ilişkide olunan kişilere ve o kişilerin eylemlerine dokunmamaktır! Saygılı kişi de ilişkide olduğu kişilere ve onların her türlü eylemine dokunmayan kişidir! Bir etik ilişkide değer; doğrudan doğruya yaşanır. Felsefenin tek yapabileceği de böyle bir değerin kavramsal gerekliliklerini ortaya koymaktır. Saygı, en zor koşullarda karşı karşıya kalınan ilişkiler tortusudur. ( Her eylem ve yaşantı kişide bir tortu bırakır olarak düşünelim) İki etik değerlere sahip kişi karşılaşmazsa, etik değerler yaşanamaz!

“Değer” ve ” Anlam” ilişkisi hakkında neler denilebilir?

Birçok şeyin temelinde yatan sorunların en başında anlam sorunu gelir. Normların etik sayıldığı günümüz dünyasında anlamın ne olduğunu kavramak belki de her zamankinden daha da önemli. Anlam; “insanların toplulukların yaşantılarında anlamlı olan” ve “evrensel olarak anlamlı olan” olmak üzere ikiye ayrılır. İnsanlar her şeye bir anlam vermek eğilimindedir. “Bir şey”, birisi ya da bir topluluk adına anlamlıdır. Ancak, “bir şey” e atfedilen anlam nesnel değer olarak da atfediliyor. Bu yanlış. “Değer”ve “anlam” kavramları karıştırılıyor ama birbirini karşılamaz. Nesnel değer olmak zorunda. Örneğin; insanın bu dünyada ve öbür dünyada gerçekleşmesini istedikleri anlamdır. Onun için anlamlı olması, başkası için anlamlı olmasını gerektirmez. Faraziyedir. Nesnel değildir. Aynı şeklide; “değerli bir amaç”, sadece değeri belirleyen için anlamlıdır. Herkes için değil. Sadece onlara sahip olanlar ve yaşamda anlamını gerçekleştirenler için anlamlı olan amaçlar ve eylemlerdir bunlar.( metafizik eylemler) Genel bir değer olan etik değer bilgisi ile karıştırılamaz. Çünkü, insan kafasının ötesindeki fiziksel varlıklara atfedilen anlamlar (din ve inanç), sadece bunları anlamlandıran için anlamlıdır. Tüm insanlık için değil! İnsanın değerinin bilinen tek anlamı “insanlık onuru” temelidir ve insan hakları da en öncül etik değerdir.

Kültürel normların, inançların, ideolojilerin ve bunların eylemlerinin sonucu bir “değer” değildir. İstenilene göre davranmak, etik davranmak değildir. Sadece, insan onurunu koruyarak eylemde bulunmaya kararlı olmak etik davranmaktır. Tekrarlıyorum; insanlar bir kültürün normlarına, ahlaka göre davranmaya zorlanabilirler ama etik değerlere göre davranmaya zorlanamazlar.

Sizce “Değerler Eğitimi” bu durumda nasıl olmalı? Olmalı mı?

Tüm bu söylediklerim kişinin kendi gerçekleri ve etik eğitimde nelerin ortaya konulabileceğini de açıklıyor. İdeolojik beyin yıkamalarla karşı karşıya olduğumuz bir çağda,nesnel olmayan inanç sistemleri ve kültürel normlarla hazırlanmış bir değerler eğitimi müfredatı evrensel değildir. Değerler eğitimi ille verilecekse, insan haklarını kapsayan etik eğitim şeklinde verilmelidir ki edebiyat bu eğitimin en büyük yardımcısı olacaktır. Yaşlarına uygun olarak bireylerin yaşantılardan ve okuduklarından hiçbir etki altında kalmadan varacakları sonuç ve eyleme biçtikleri “değer” yeterlidir bana göre. Ayrıca dilde şiddet içeren kavramların-iyi niyetli bir amaçla dahi olsa- kullanılmaması gerekir. Kişi, okuduğu edebiyat eserinden ya da günlük yaşamında o anki eylemin “değer” ini kendi belirleyebilme bilgisine sahip olmalıdır. “Milli ve yerli değerler” adı altında verilmek istenenler; sadece yargılardır, normlardır.Evrensellik, bir norm için kullanılmamalıdır. Oysa, etik değerler evrenseldir. Bilgiyi temel alır. Ve bilgide demokrasi olmaz. Doğru bilgi, oy meselesi değildir. Bize, “doğru bilgi” diye bir şeyler öğretmeye kalkanlara sorarım; Kime göre? Neye göre? Son olarak söyleyeceğim; belirli bir düşünceye, çevreye, inanca ya da ideolojiye “iyi” değerini vermek en büyük tehlikedir.

Tags: , , , ,

Yorum gönder

Yorum göndermek için giriş yapmalısınız.