Gündeme Hayır!

Zeitgeist / Denemeler | Idil Tuglu | Mart 26, 2018 at 3:12 pm

Merhaba;
Gündem ağır, pek ve ziftli. Yapış yapış, çektikçe uzamakla kalmıyor, çok pis kokuyor ve uzaklaşmak için attığımız her adımda daha da içine çekiyor bizi.

Gündem bir ekran içine sıkışmış o sekmeden bu sekmeye toslayıp duran zihinlerimizin hem çekici hem örsü. Gündem gereğinden fazla gelişmiş bir makine, dörtnala koşuyor üzerimize. Bu makine, aynılıkla, tekliğin kabir azabıyla,hamile çocuklarla dolu. Patlamalı yüksek teknolojilerle, tecavüzle, haksızlıkla, kefenle, acıyla, ölümle, düşmanlarla donanmış. Önce bizi korkutuyor iliklerimize kadar, ruhumuza pis bir tohum bırakıyor ve serpilmeye başlıyor. Sonrası nefret etme kalıyor. Sonrası işaret edip suçlamaya, bağırmaya,denk gelirse lince kalıyor. Sonrası kolay. Sonrası tekrar korkmak. Çünkü korkmak için çok sebebimiz var. Çünkü kendimizi sevmek için çok sebebimiz var. Kendimizi sevmiyorsak bile bu aslında kendimizi sevmek istediğimizden.


Evet, biz de biliyoruz koskoca evrende bir toz zerreciğinin üzerinde yaşadığımızı. Dönen duran bu devrana kıyasla çok önemsisiz, kesin. Yine de evrendeki en önemli şey biziz, bizim için. Bu içinde dolandığımız vücut, içinde dolandığımız çevre, soluduğumuz hava biziz. Biliyoruz ki bunlarla var olacağız son anımıza kadar. Bu koşulların keskin gerçekliğini ve büyük önemini bizden kimse alamaz. Kendimiz için önemimizi kim bizden söküp alabilir ki? Kim kendisine “Artık güvende hissetmesem de aç kalsam da, boşuna kürek çekip her Allah’ın günü yorulsam da bir hiç için, ben bir toz zerresi bile değilim o yüzden önemli değil” der. Eğer ahlaklı olabilecek kadar zenginseniz yeterince, belki kendiniz ya da başkaları için fedakarlıklar göstererek kendinizi daha çok sevmeye çalışabilirsiniz korkularınızdan kaçmak için. Gündem makinesinin başka uçlarıyla sevişmek için. Belki çakralarınızı açarsınız, fit bir vücut için dere tepe koşar veya belki ‘go vegan’ dersiniz. Ama işte, yine de patateslere özgürlük! Nefretlerimizin ve korkularımızın dibinde tek bir şey var. Şu gündem denilen makinenin en büyük silahı. Kazandibinin dibi gibi demlenmiş kaybedişin karamelize tadı. Kaybedecek ne çok şeyimiz var değil mi? Sahi kaybedecek neyimiz var?

Gelecek ve umut mu? Yoksa taksitler ve borçlar mı? Aslında kaybedecek neyimiz varsa çoktan alınmış bizden. Nereden mi biliyorum? Gündem makinesinde gördüm. Dünyada yaratılan küresel zenginliğin yüzde 82′si yüzde 1′lik bir Homo Sapiens grubunun cebindeymiş. Biz, hala neyin taksitini ödüyoruz acaba?

Gündem bize bu doğuştan borçlu hayatımıza devam edememe riskimiz olduğunu söylüyor. Kaybedişin sinsice yaklaştığını fısıldıyor her fırsatta. Hikayesini o kadar gerçek, o kadar etkili ve şaşaalı anlatıyor ki ona inanmaktan ve ölesiye korkmaktan başka seçeneğimiz kalmıyor. Köleliğimizi kaybetmekten ne kadar da korkuyoruz! Tüm bunların bir an önce sonlanması ve her şeyin eskisi gibi olmasını istiyoruz. Çünkü artık hiçbir şey eskisi gibi değil. Ancak, eskiden nasıldı, onu da bilmiyoruz. Uzaklarda, anılarda tatlı bir koku var. Çektikçe içimizi ısıtıyor. Korkulardan ötedeki eflatun hülyaları dürtüyor. Belki yirmi sene, belki on sene önceki o çok sıkılgan bunalan kişiler bizler değil miydik? Yirmi yıl önce dünya servetinin içinde yüzen “Varyemez Amcalar” mıydık sanki?

Hayır değildik. Olmayacağız da. Başka bir şey olacağız. Bizi çevreleyen bu dev makinenin bir parçası olacağız. Birbirimizi korkutmaktan başka bir işe yaramayacağız. Birbirimizden nefret etmekten başka bir ihtiyaç hissetmeyeceğiz. Gündem biz olacağız. Az kaldı, çok az kaldı. Domates, zeytinyağı, sabah güneşi, sevgili sokaklar, kitaplar, denizler, kuşlar, sakinlik, ferahlık ve her rengiyle gökyüzü. Hepsi bu her tarafımızı saran saran dev makinenin, gündemin elinde, ellerimizde kuruyacak. Var olmaya devam etmek için tek şansımızın korku ve nefret olduğunu iddia eden bu heyulanın avucunda toza dönüşüp savrulup gidecek. İşte bu yüzden gündeme hayır! Zaten çoktan kaybetmiş olduğumuz bir hakkın kaybı korkusuyla yaşamaya hayır! Şimdi hemen gündeme sırt çevirin ve komşu camdan bakan şaşı kediye gülümseyin. Herhangi bir çorbaya özenle ekmek banın, fondip yapın, öpüşün, birine yol verin. Gündem makinesinin tekliğine katılmadan hemen önce bu minik havaları içinize üfleyin. Elimizde avucumuzda kalan budur sadece.

Yiğit Ünsay
( Mikrop Dergisinden alıntılanmıştır.)

Tags: , ,

Yorum gönder

Yorum göndermek için giriş yapmalısınız.