Fatih Sultan Mehmet’in İcraatleri (1454 – 1463) -2

Tarihte Neler Oldu | canakci | Nisan 25, 2018 at 12:29 pm

Mora’nın Fethi


Ertesi yılın ilkbaharında, Sırbistan’ı Osmanlı İmparatorluğu’na katmaya karar veren Mehmet, Despot Georgi’ye haber göndererek bu ülkenin kendisine teslimini istedi. Gerekçe olarak da, Georgi’nin Sırbistan üzerinde miras yoluyla bir hak iddia edemeyeceğini, bu ülkenin Lazar’ın oğlu Etienne’e ait olduğunu ileri sürdü. Sultan’ın gönderdiği elçi zamanında geri dönmeyince, Mehmet büyük bir ordunun başında önce Filibe’ye sonra da Sofya’ya gitti. Ordusunu ve vezirlerini Sofya’da bırakarak kendisi yirmi bin askerin başında Sırbistan’a girdi. Fakat savaşacak düşman bulamadı. Despot, yakında güçlü bir ordunun başında geri dönmeyi milletine söz verdikten sonra, sarayının ileri gelenleriyle birlikte Macaristan’a sığınmıştı. Sultan, Macaristan’a girmek için kendisine Tuna üzerinde elverişli bir geçit sağlayabilecek olan Sendrew Kalesi’ni ele geçirmeyi çok istedi, fakat bunu başaramadı. Daha sonra saldırdığı bir ikinci kale önünde de başarısızlığa uğradı. Bunun üzerine komşu bir şehri uzlaşma yoluyla ele geçirdi ve sakinlerini tutsak edip götürdü.
Bu şehrin Chalcondyles’in Novo Barda adını verdiği ve Tuna’ya dökülen Marana nehrine yakın bir yerde ve Türk sınırlarında bulunduğunu söylediği şehir olduğu anlaşılmaktadır. Mehmet, şehri kuşattı ve kendisinin icat ettiği söylenilen havanlarla öyle bir top ateşine tuttu ki sakinleri bütün evlerinin yıkıldığını görerek kayıtsız şartsız teslim oldular. Mehmet, bunların bir kısmını tutsak olarak götürdü; civardaki maden ocaklarından çıkan madenleri işlemekte beceri sahibi olanları ise şehirde bıraktı. Triballos’ların Prens ya da Despotu Georgi, Türklerin yaklaştığını görünce yardım sağlayabilmek umuduyla Hunyadi’ye sığınmıştı. Şimdi başka çare kalmadığını anlayınca Mehmet’e yılda kırk bin duka haraç ödemeyi kabul ederek barışı satın aldı. Kısa bir süre sonra da öldü. En küçük oğlu Eleazar’ın yerine geçmesi gerektiğinden daha önce gözleri çıkarılmış olan Etienne ve Georgi hazineyi ele geçirmek olanağını buldular ve Osmanlı Sarayı’na sığındılar. Sultan geçimlerini sağlamak için kendilerine bazı topraklar bağışladı. Edirne’ye dönüşünde Sultan, İstanbul civarındaki köy ve kasabaları payına düşmüş olan dört bin erkek ve kadınla yeniden iskân etti. Daha sonra İstanbul’a giderek kulelerinin toplam yüksekliği bin beş yüz metreyi geçen bir saray yaptırdı ve manastırlardan çıkarttırdığı kurşunlarla kaplattı.

Rodos ve Sakız Adalarına Gönderilen Donanma – 1455

İstanbul’un fethini izleyen ikinci yılın içinde, Rodos Şövalyeleri armağanlarla Edirne’ye gelerek bir barış ve ticaret antlaşması imzalanması dileğinde bulundular. Ancak bunlar Papa’nın emrine uyarak haraç ödemeyi kabul etmediklerinden Mehmet, kendilerine savaş ilan etti. Ertesi ilkbaharda, yirmi beşi üç sıra ellisi iki sıra kürekli ve kalanları daha küçük boyda gemilerden oluşan yüz seksen parelik bir donanma meydana getirdi. Donanma haziran ayında hareket ederek Murat II zamanında ibriktarlık yapmış olan Hamza Bey’in komutasında Midilli’ye geldi. Midilli Prensi, kendisine saygılarını sunmak ve armağanlar vermek üzere Ducas’ı gemisine gönderdi. İki gün sonra donanma Sakız adasına hareket etti. Ancak Hamza Bey, bu adanan sakinlerine de Midilli sakinlerine olduğu gibi iyi davrandığı halde, bunlar kendisine hiçbir saygı gösterisinde bulunmadılar. Bunun üzerine bazı Türkler karaya çıkıp bağları ve bahçeleri yağma ettiler. Fakat iyi tahkim edilmiş olduğu ve limanda silahlı en az yirmi Ceneviz gemisi bulunduğu için şehre saldırmayı göze alamadılar.
Hamza Bey, Rodos’a hareket etti ve uzaktan şehrin büyüklüğünü ve limanda bulunan gemi sayısını görünce; “bu ada herhalde Sakız adasına oranla iki kat daha müstahkemdir” diye düşünerek Cö adasına gitti. Türkler şehri boş buldular; Rodos Şövalyeleri Rachee adında başka bir müstahkem mevkiye çekilmişlerdi. Türkler burasını kuşattılar, fakat yirmi iki gün sonra çekilmek zorunda kaldılar. Donanma yeniden Sakız adasına geldiğinde, şehir sakinleriyle Türkler arasında bir anlaşmazlık çıktı ve birçok Türk öldürüldü. Kadırgalarından biri devrildi ve içindekilerin hepsi boğuldu. Sultan olayı haber alınca, Hamza’yı, Attila’ya gönderdi ve oraya vali yaptı. Sonra da Sakız adasındakilere savaş ilan etti.

İki Foça’nın Alınması

On tane üç sıra kürekli, bir o kadar da iki sıralı kadırga, Mehmet’in aynı zamanda Gelibolu Valiliği’ne atadığı yakışıklı ve boylu boslu bir genç olan Genuzis veya Ianuzis’in komutasında yola çıktılar. Bu komutan, Yeni Foça’yı aldı. Ducas’ın Midilli Prensi’nin elçisi olarak sarayda bulunduğu sırada da, Sultan muhafızlarından birini Eski Foça’yı almakla görevlendirdi. Hükümdarı Samothrake (Semadirek) adasında oturan Aine ve Oene takımadalarını da egemenliği altına aldı. Bu arada Sakız adasının sakinleri batırdıkları kadırga için otuz bin Ekü tazminat ve ayrıca yılda on bin Ekü haraç ödemek suretiyle barış yaptılar.

Limni’de Ayaklanma, Belgrad Kuşatması ve Kaldırılması

Prenslerinden hoşnut olmayan Limni adasının sakinleri başlarına bir başkasını geçirmesi için Sultan’a ricada bulundular. Sultan, Genuzis’in yerine geçen haremağası İsmail’i iki kadırgayla adaya gönderdi ve Hamza’ya başa geçirmekle görevlendirdi. İsmail, Limni Prensinin asileri yola getirmek için harcadığı çabalara rağmen, görevini yerine getirdi. Prensin bu davranışı Sultan’ı öfkelendirdi.
Temmuz ayında Sultan, Belgrad üzerine yürüdü ve şehri kuşattı. Başlangıçta işler çok iyi gitti ve kısa bir süre içinde surların bir kısmı yıkıldı. Tuna Nehrinde altmış gemi vardı ve gemicilerden bazıları şehre girip ganimet bite topladılar. Fakat aynı gün yetişen Hunyadi Yanoş, Türklere şiddetle saldırdı. bir çoğunu kılıçtan geçirdi ve kalanları kovdu.
Sonra kuşatmayı yardı, düşmanın topunu aldı, Sultan’ı kaba etinden yaraladı, gemilerini yaktı ve kuşatmayı kaldırmak zorunda bıraktı. Chalcondyles, Hunyadi’nin kendisinin de tehlikeli bir yara alarak birkaç gün sonra öldüğünü söylemektedir fakat başkalarının Hunyadi’nin, Hıristiyanların ordugâhında ortalığı kasıp kavuran vebadan öldüğünü ileri sürdüklerini eklemektedir. Mehmet’in, Türk tarihçilerine göre, Macaristan Kralına karşı açtığı savaşın da bu tarihe rastlaması gerekir. Bu Türk tarihçilerine göre, Macaristan Kralı bozguna uğratılmış, muharebe sırasında yaralanmış ve kısa bir süre sonra aldığı bu yara yüzünden ölmüştür. Bundan sonra Sultan, Belgrad’ı kuşatmış fakat kışın yaklaşması ve ordusunun zayiat vermesi nedeniyle muhasarayı kaldırmak zorunda kalmıştır. Chalcondyles, Sultan’ın bu sırada İlliryalılara ve Trabzon İmparatoru’na karşı da savaşmakta olduğunu ve kadırgalarını Amasya Valisi Hıdır’ın komutasında Kolkhis (Lazika, Lazistan) kıyılarını yağma etmeye gönderdiğini söylemektedir.

Sultan’ın Midilli’ye Saldırması -1457

Ertesi yıl Papa Calixtus, Rodos, Sakız, Midilli, Limni, İmroz, Semendirek, Tasse ve Türklere komşu daha başka adaları kurtarmak için Patrik Aquila’nın komutasında on kadırga gönderdi. Bu kadırgalar Katalanların ve korsanların gemilerine katılarak kırk gemilik bir donanma oluşturdular ve Rodos’a hareket ettiler. Sultan bütün bu işleri Midilli Prensi’nden bildi ve kendisine savaş ilan etti. Ağustos ayında İsmail’in komutasında bir donanma gönderdi. İsmail Methymna’ya saldırdı, fakat surları top ateşine tutarak yıkmaya ve mayınlayarak üzerlerine tırmanmaya çalıştıktan ve bunu başaramadıktan sonra, çok kayıp vererek çekilmek zorunda kaldı.

Uzun Hasan’ın Elçileri

1458 yılında Mehmet’in sarayına Komanalıların ve Ermenistan’da, Lazika dolaylarında hüküm sürmekte olan Uzun Hasan’ın elçileri geldi. Uzun Hasan, Sultan’ın büyükbabası Mehmet Çelebi’nin Uzun Hasan’ın büyükbabasına bağlamış olduğu küçük bir tahsisatı istetiyordu; bin eyer örtüsü, bin halı ve bin sarıktan oluşan bu tahsisat altmış yıl boyunca ödenecekti. Mehmet elçilere şu karşılığı verdi: “Gidiniz ve Efendinize gelecek yıl borcumu ödemeye bizzat geleceğimi haber veriniz.” Kışın, İstanbul’un uç noktalarından birinde, Yaldızlı Kapı’ya yakın bir yerde, Bayezit’in İmparator Ioannes Paleologos’un inşa ettirmesine izin vermemiş olduğu bir kale yaptırdı.
Şimdi de Türk tarihçilerinin hemen hemen hiç bahsetmedikleri Yunanistan işlerinden söz etmek istiyoruz. Bereket ki Rumlar ve özellikle Chalcondyles, bu konuda geniş ayrıntılara girmiştir.

Mora’ya Taarruz

Mehmet, Boğazkesen’i inşa ettirdikten sonra, Türhanlı’yı, İmparator Konstantinos’un kardeşleri Thomas ve Demetrius’a karşı savaşmak üzere Mora’ya gönderdi. Turhanlı Neopolichne’yi aldıktan sonra geri çekilmek zorunda kaldı ve oğlu Ahmet pusuya düşürülerek esir edildi. İstanbul’un fethi tüm Yunanistan’da öyle bir dehşet havası yarattı ki Mora’daki bütün irili ufaklı hükümdarlar ve Yunanistan’ın bütün ileri gelenleri İtalya’ya gitmek için hazırlandılar. Ancak Mehmet hemen bir uzlaşma zemini bularak buna engel oldu.

Arnavutların Mora’yı Ele Geçirmeleri

Bu kodamanların Mora’dan ayrılma kararları başlarına bir sürü felaket getirdi. Onları gitme telaşı içinde gören Arnavutlar ülkeyi ele geçirdiler. Fakat Pierre le Boiteux (Topal Pierre) adında birisinin tavsiyesine uyarak yönetimi kendilerinden birine verecek yerde, kendileriyle kalan bir Rum prensini seçtiler; bu Manuel Kantakuzenos’tu, Ondan sonra, iki despotun tebaası olan öteki Rumlara saldırdılar, mallarını yağma ettiler ve sürülerini alıp götürdüler. Bu Mora Arnavutları çobandılar ve kırlarda göçebe hayatı yaşıyorlardı. Bir araya gelince Rumların şehirlerini ve kalelerini ele geçirip yağma ettiler. Rumlara köle gözüyle baktıklarından, Sultan’a haber göndererek kırları ve köyleri kendilerine bırakması şartıyla Mora yarımadasının bütün şehirlerini Türklere teslim etmeyi önerdiler.

Hükümdarlarına Boyun Eğmeleri

Bu teklif, el altından, prenslerden birinin kayınbiraderi olan Centurion Zacharias ve ayrıca Lucain adında biri tarafından teşvik edilmişti. Despot Thomas bu iki kişiyi yakalatıp Chumetia kalesine hapsettirdi. Ancak Centurion’un, gelinlik kızını ve daha başka maddi çıkarları vaat ettiği kale muhafızı kaçmalarına göz yumunca önce Cline’ye, sonra da Akhaia’da Patras kentine saldırdılar. Rum despotlarının küçüğü olan Thomas’ın sarayı Patras’taydı ve tebaasının çoğu Arnavut’tu. Centerion ve Lucain her iki şehirden de püskürtüldüler. Buna rağmen, eğer Sultan, Asan’ın isteği üzerine, bir ordu göndermemiş olsaydı Mora yarımadası belki de Arnavutların eline düşecekti. Ordunun başında bulunan Turhanlı, Arnavutları bozguna uğrattı, iki binini esir etti ve kentlerinden üç dördünü ele geçirdi. Bunun üzerine Arnavutlar, aldıkları yerleri geri vermek ve ganimetlerini alıkoymak şartıyla, yeniden hükümdarlarının buyruğu altına girmeyi kabul ettiler.

Arnavutların Yeniden Ayaklanmaları

Turhanlı, ayrılırken iki kardeşe birlik ve beraberliklerinin bozulmasına fırsat vermemelerini öğütledi; çıkabilecek ayaklanmalara ancak bu şekilde engel olabileceklerini söyledi. Fakat Turhanlı gittikten hemen sonra iki kardeşin arası açıldı, ikisi de birbirlerinin yerine göz diktiler. Lucain bu çekişmelerden yararlanarak Arnavutları ve Mora sakinlerini isyana teşvik etti. Bunlar da en yetkili kişi olarak, Korent şehrini ve Mora’nın en büyük kısmını yönetmekte olan Asan’a başvurdular. Fakat Asan isyancıların isteklerini kabul etmedi. Bunun üzerine halk on iki bin altın Stater tutarındaki yıllık haracı ve diğer olağan vergilerden hiçbirini, topraklar aralarında eşit dağıtılmadıkça ödemeyeceklerini bildirdiler. Böylece Rumlar, bölünmeleri ve iç çekişmeleri yüzünden kendi kendilerinin mahvına sebep oldular.

Korent’in Alınması

1458’de Mehmet, Mora despotlarına haber göndererek üç yıldır birikmiş on bin Duka tutarındaki haracı ödemelerini ya da ülkeden çıkıp gitmelerini istedi. Ertesi yılın ilkbaharında Mora’ya saldırmak için askerlerini topladı ve Korent şehrini zor kullanmadan buyruğu altına aldı. Sultan’ın yola çıktığını haber alır almaz, Despot Thomas karısı ve çocuklarıyla İtalya’ya gitti. Demetrius ise Sultan’a teslim oldu; Isparta, Akhaia ve diğer eyaletlerin en seçkin kişileriyle birlikte İstanbul’a götürüldü. Sultan bütün bu yerlere kendi valilerini yerleştirdi. Mora’dan İstanbul’a ayrıca iki bin aile ve asker ocağına yazdırdığı iki bin genç götürdü.

Yunanlıların Yola Getirilmesi

Bu olaylara, Prens Cantemir’in Sadi Efendi ve öteki Türk tarihçilerine dayanarak anlattıklarını eklemek gerekir. 861 yılında Mehmet, Mora yarımadasının geri kalan kısmını da egemenliği altına aldı ve ertesi senenin ilkbaharında uğradıkları zararları kısmen gidermeye çalışan Yunanlıları bozguna uğrattı. Onları Altimil’den (Korent berzahının duvarından) dışarı çıkardı ve surları yıktırdı; ülkeyi akınlarına karşı korumak için de Ak Kerneh ve Beldez’e kuvvetli garnizonlar yerleştirdi, sonra da Korfes veya Corfou (Korfu) adasını yağma etti.

Mora Yarımadasının Kısmen Osmanlı Hâkimiyetine Girmesi

Chalcondyles’e göre, Sultan’ın haracı toplamak için Mora’ya gönderdiği memurlar Rumları kendi aralarında o kadar bölünmüş ve birbirlerine düşman kesilmiş durumda bulmuşlar ki ne onları ne de Arnavutları fazla sıkıştırmamayı daha uygun bulmuşlar. Sultan despotlar arasında hüküm süren anlaşmazlığı dikkate alarak haracın üçte birini kendilerine geri verdi ve sadece sözlerinde durarak barışı bozmamalarını öğütledi. Fakat dileklerine kulak asmadıklarını görünce askerlerinin başında Mora’ya girdi; bir kısmını Korent’i kuşatmak üzere geride bıraktı ve kendisi ülkenin içine dalarak Tharse, Arribe, Phliasia, Pazenique ve daha başka yerleri ele geçirdi. Despotlardan biri Mantinea’ya, öbürü ise Epidauros’a çekilmişti; Sultan, Epidauros’u ele geçirmeyi çok istiyordu, ancak şehrin çok iyi tahkim edildiğini görerek saldırıya geçmeyi göze alamadı, Korent’e döndü. Asan, Sultan’ın yokluğundan yararlanarak çok sayıda asker ve bol yiyecek stokuyla şehre girmenin yolunu bulmuştu. Bir kayanın tepesinde bulunan kale çok kaim ve sağlam surlarla kuşatılmıştı ve ele geçirilemez sanılıyordu. Fakat dış duvar topçu ateşiyle kısmen yıkılınca şehirde yiyecek stokları tükenmeye başladı ve sonunda halk Asan’ı teslim olmaya zorladı. Korent alındıktan sonra barış yapıldı. Despot barış antlaşmasıyla Türk ordusunun geçtiği bütün toprakları Mehmet’e bıraktı ve yılda iki bin duka haraç ödemeyi taahhüt etti. Ege denizini, Kalauria adasını Patras kentini ve Akhaia’ya komşu toprakları da Sultan’a terk etti.

Atina Devleti

Savaş bitince Mehmet ordusunu terhis etti ve Atina’yı görmeye gitti. Pire’ye ve limanın kullanışlılığına, Yunan uygarlığının görkemli yapılarına hayran oldu. Bu şehir birkaç yıl önce Tesalya Valisi Türbanlı’nın oğlu Ömer tarafından şöyle bir vesileyle zapt edilmişti. Atina Hakimi Neri Acciaoli ölünce kendisinden bir erkek çocuk doğurmuş olan dul eşi, Osmanlı Sarayı’nda dostlar edinmek suretiyle devlete egemen olmuştu. Bir süre sonra Naupli Podestası (orta çağda İtalyan şehirlerinin en yüksek görevlisine verilen ad) Pietro Palmerio’nun oğlu olan ve Atina’ya ticaret amacıyla gelmiş genç bir Venedikli’ye aşık oldu. Karısından ayrılıp kendisiyle evlenecek olursa her şeyini ona bırakacağını söyledi. Gözünü aşk ve ihtiras bürümüş Palmerio, İtalya’ya gitti; karısını zehirledi ve yeniden Atina’ya dönerek aşık prensesle evlenip büyük bir adam oldu.

Atina’nın Mehmet Tarafından Alınışı

Halkın büyük hoşnutsuzluğunu hiçe sayarak genç Dük’ün vesayetini üzerine alan Palmerio bir süre sonra kendisini Sultan’ın sarayına götürdü. Çünkü Antoine Acciaoli’nin oğlu ve Neri’nin yeğeni Franco, Atina’yı günün birinde ele geçirebilmek umuduyla daha önce Osmanlılara sığınmıştı. Sultan, Neri’nin dul karısının yakışıksız davranışını öğrenir öğrenmez, şehri Franco’ya verdi. Franco, yengesini Megara’ya sürdü ve bir süre sonra da orada öldürttü. Kocası, Mehmet’e yakındı, O da adamın duyduğu acıdan etkilenerek Ömer’i, Atina’yı almakla görevlendirdi. Bu komutan şehri ele geçirmekte hiçbir zorluk çekmedi, ancak kale uzun süre dayandı. Sonunda, Boeotia ve Thebes karşılığında kaleyi teslim etmeye Franco’yu ikna etti.

Mora işleri

Bu arada, Türklerin boyunduruğundan kurtulmak için sabırsızlanan Despot Thomas, kızını Sultan’la evlendirmiş kardeşi Isparta Despot’una savaş ilan etti. Patras’ı kuşatmak için askerler gönderdi. Sultan, Şahinci (Port Epervier) lakabını taşıyan Khamus kumandasında bir ordu gönderdi. Hamza, Mora Valisi Ahmet’i, selefi ve damadı Ömer’le birlikte tutuklattırdı. Hamza’nın yürüyüşe geçtiğini haber alır almaz, Thomas’ın askerleri Megalopolis’e çekilen komutanlarının yanına gittiler ve Thomas burada Rumlardan ve Arnavutlardan kurulu bir ordu meydana getirerek Türklere karşı koymaya çalıştı. Fakat çok geçmeden yenildi ve Hamza ordusunun bir kısmını Megalopolis kuşatmasını sürdürmek üzere Janus’a ve Prens Demetrius’a bıraktığından kalanları müstahkem mevkileri savunmakla görevlendirdi. Thomas, bunu haber alır almaz, geri dönerek kaleleri korumakta olan Yeniçerileri kuşattı.

Cenevizlilerle Savaş

Aynı sıralarda, Cenevizliler haksız olarak ellerinden alındığını ileri sürdükleri Pera’nın kendilerine geri verilmesini istediler. Mehmet, kendi istekleriyle teslim ettiklerini söylediği bir yeri geri vermeye yanaşmadı. Bunun üzerine Cenevizliler kendisine savaş açtılar. Sultan, hemen Asya’ya geçti. Karadeniz kıyısında, uzlaşma yoluyla teslim olan Amestris (Amasra) şehrini ellerinden aldı ve sakinlerinin üçte ikisini İstanbul’a götürdü.

Trabzon’dan Haraç Alınması

Artabal’ın kumandasındaki Çerkezler (Lazistan, Colchis) İmparatorluğu’nun başkenti olan Trabzon önündeki kuşatmayı henüz kaldırmışlardı ki Amasya Valisi Hıdır Bey varoşlara bir baskın yaparak iki bin esir aldı. Bu zavallı kent daha önceki bir veba salgını yüzünden zaten ıssız kalmış olduğundan düşman bastırmış olsaydı belki de dayanamaz düşerdi. Fakat İmparator loannes tutsakların geri verilmesi şartıyla yılda iki bin Duka haraç ödemeyi kabul etti ve Sultan da buna razı oldu.

Adaların Durumu

İstanbul’un fethinden önce, Sultan adamlarından birine, Ege Denizi adalarından Limni, Midilli, lmroz, Thasos (Taşoz) ve Semendirek’i vermişti. Ancak Doris, babası Palamedes’in ölümünden sonra Midilli, Limni ve Oene adalarını ele geçirdi. Kısa bir süre sonra bu dört ada, Papa’nın temsilcisinin kumandasında İtalya’dan gelen bir donanmaya teslim oldu. Fakat İtalyan donanması Rodos’a hareket eder etmez, Türk kadırgalarının komutanı İsmail, Limni ve lmroz adalarını ele geçirdi ve bütün İtalyanları yakalayıp Sultana gönderdi. Mehmet bu sırada, İstanbul’u kasıp kavuran veba salgını yüzünden Filibe’ye çekilmiş bulunuyordu. Sultan İtalyanların hepsini öldürttü. Bir süre sonra Zağanos Paşa, lsmail’in yerine Gelibolu Valisi oldu. Thasos ve Semendirek adalarını aldı, ikisini de yakıp yıktı ve sakinlerini İstanbul’a gönderdi.

Mora Yarımadası

Asan, Prens Demetrius için Sultan’dan bir ordu alarak Mora’ya girdi, Megalopolis dolaylarında Prens Thomas’ı yendi ve kendisini birkaç gün süreyle burada kuşattı. Fakat düşmanlarının muhalefeti yüzünden çekilmek zorunda kaldı, çünkü Tesalya Valisi Ömer ile araları hala açıktı. Bu nedenle Sultan, Tesalya ve Mora’nın valiliklerini Zağanos Paşa’ya verdi. Bu komutan, doğu denizlerinin en ünlü korsanı olan Morezin’i yakalamakla kısa sürede büyük bir şöhrete kavuşmuştu. Zağanos Paşa önce ordusuyla Akhaia’ya girdi ve yöreyi savunmak için toplanan Rumlar, kendiliklerinden dağıldıklarından hemen teslim olan kalenin önünde ordugâh kurdu. Öte yandan, Thomas’ın getirttiği Milanolular da kaleyi dövmeye başladılar, ancak tek bir topları olduğu için kuşatmayı kaldırmak ve Naupaktos’a çekilmek zorunda kaldılar.
Bu arada, Prens Thomas, askerlerinin başında, Lakonia’ya boyun eğdirdi ve Messenia bölgesinde bulunan Kalamata şehrini aldı. Daha sonra Mantinea’yı kuşattı, fakat karşılaştığı güçlüklerden yılarak “bir uzlaşma zemini bulabilir miyim” diye Mehmet’i yokladı. Uzun Hasan’ın Asya’da harekete geçtiği yolunda haberler alan Sultan, Thomas’ın aldığı bütün şehirleri geri vermesi ve on iki bin Duka haraç ödemesi şartıyla barışa razı oldu. Thomas bu şartları kabul etti, fakat ülkesinde büyük karışıklıklar çıktığı için bu parayı toplayamadı. Mehmet, Prense o kadar kızdı ki Uzun Hasan’a karşı sefere çıkmayı erteleyerek hemen Mora üzerine yürüdü.

Demetrius’un Tutuklanması

Sultan, Korent’e vardığında Asan gelip kendisini buldu ve Demetrius’a yardım etmesi için ricada bulundu. Aynı zamanda ordunun başına geçirilmeyi de umuyordu. Fakat Tegea’ya vardıklarında Sultan, Asan’ı bütün adamlarıyla birlikte tutuklattırdı ve Isparta’ya doğru yürüdü. Bu beklenmedik davranış karşısında şaşkınlığa uğrayan Demetrius, şehrin üzerindeki kaleye çekilmek istedi, fakat kayınbiraderi Asan’ın tutsak olduğunu öğrenince Sultan’a teslim olmaktan başka çare kalmadığını anladı. Sultan kendisini iyi karşıladı, aralarında geçenlerin unutulacağını ve kendisine lsparta’nın yerine başka topraklar vereceğini söyledi. Fakat ordugâhtan ayrılmasına izin vermeyerek gözaltına alınmasını buyurdu.

Alınan Şehirler

Mehmet, daha sonra güzel ve zengin bir Yunan şehrini ele geçirdi. Bu, Isparta’nın ötesinde, Taygetos dağının eteğinde, Paleopolis’e ve Euratos ırmağına üç mil uzaklıkta bir şehirdi. Bu başarıdan sonra buraya aşağı yukarı sekiz mil mesafede bulunan Casrie adlı bir müstahkem şehir üzerine yürüdü. Şehrin kalesi beş yüz adım yüksekliğinde dik bir tepenin üzerindeydi. Yeniçeriler, üç yüz kişilik garnizonun yiğitçe karşı koymasına rağmen, bu müstahkem mevkii ele geçirdiler.
Sultan, askerlerin hepsini kılıçtan geçirtti ve kale muhafızının bedenini ikiye ayırdı. Megalopolis’i ve Cardicea kalesini de aldı ve ne insanları ne hayvanları esirgedi. Altı bin nüfustan sadece üç yüzü esir alındı: Mehmet hepsini soğukkanlılıkla öldürttü. Bu kasaplık karşısında yılan öteki Mora kentleri temsilciler göndererek bağımlılıklarını bildirdiler. Arkadia’da, Pylos karşısında güzel bir limanı olan Salvarie kenti de öyle yaptı. Sakinlerinin tümünü oluşturan on bin kişi İstanbul’a getirilerek şehrin varoşlarına yerleştirildi. Mehmet, bir süre Prens Demetrius’u -bağlı ve muhafaza altında olmak üzere- peşinde dolaştırdıktan sonra serbest bıraktı ve Josue’yi Epidauros şehrini almaya yeltendi. Ayrıca, orada bulunan Prens Demetrius’un karısıyla kızını göndermesini istedi. Sultan, evlenmek için kıza göz koymuşa benziyordu. Şehrin sakinleri Demetrius’un karısıyla kızını verdiler, fakat şehri teslim etmeye yanaşmadılar. Mehmet daha sonra Venediklilere ait müstahkem şehirlere saldırmaya karar verdi.

Zağanos Paşa’nın Fetihleri

Bu süre içinde, Sultan tarafından Akhaia ve Eleia’yı (Elis) fethetmeye gönderilen Mora Valisi Zağanos Paşa, Arnavut liderlerinden biri olan Doxas’ın elinden Kalaurita’yı uzlaşma ile aldı, fakat şehre girdikten sonra bütün Arnavutları kılıçtan geçirttirdi. Daha sonra çok iyi tahkim edilmiş bir şehir olan Grebene üzerine yürüdü, fakat burasını ele geçiremeyince bir başka Arnavut kenti olan Sainte Maure’a qitti. Ülkenin en zenginleri güvenlik içinde olacakları inancıyla buraya çekilmişlerdi. Kaledekilerin uzlaşma yoluyla teslim olmaları üzerine Zağanos şehre girdi. Fakat sözünde durmayarak askerlerine istediklerini yapmaları için izin verdi. Onlar da sakinlerin birçoğunu öldürdüler ve geri kalanlarını da tutsak aldılar. Türklerin aman dinlemediklerini gören diğer Arnavut şehirleri komutanların sözüne güvenerek teslim olmanın lafını bile işitmek istemediler.

Prens Thomas’ın Geri Çekilmesi

Bu sırada, Mehmet Karditsa’dan ayrılarak Korone’yi keşfe çıktı. Oradan Pylos’a gitti. Pylos’ta Prens Thomas bir geminin içinde bekliyor, bir başka yere gidebilmek fırsatını kolluyordu. Ancak bu geminin mensup olduğu Venedik donanması limana girince Sultan’ın herhangi bir şikâyetine meydan vermemek için oradan ayrılmak emrini aldı. Thomas böylece Osmanlı ordusunun şehrin yakınlarında olduğunu haber alınca oradan ayrıldı ve Venedik elçileri Mehmet’in huzuruna çıkarak daha önce iki devlet arasında imzalanan antlaşmaları yenilediler. Türk askerleri ülkeyi kasıp kavurduktan ve çok sayıda Arnavut’u esir aldıktan sonra, Sultan Mehmet, Prens Demetrius’u Boeotia’yı işgale gönderdi, kendisi de Akhaia’ya giderek bu bölgedeki tüm müstahkem şehirleri ve prenslerin kendisine gönül rızasıyla teslim ettikleri şatoları ele geçirdi. Zağanos Paşa’nın Sainte Maure’da yaptığı zulümleri ve bunun olumsuz yankılarını öğrenince bütün tutsakların salıverilmelerini emretti ve Mora Valiliğini Zağanos’un elinden alarak Hamza Bey’e verdi.

Mehmet’in Aldığı Öteki Şehirler

Bu adilane davranıştan sonra, Grebene’yi aldı, Patras’a doğru yürüdü ve Kastrimene’yi ele geçirdi. Ondan sonra, yüksek bir dağın tepesinde kurulan Salmenique’i kuşattı. Sarp bir kayanın üzerindeki kaleyi yedi sekiz gün top ateşine tuttu, fakat hiçbir sonuç alamadı. Sonunda yeniçeriler nehrin yolunu değiştirerek şehir halkını susuz bırakmanın yolunu bulunca kale teslim olmak zorunda kaldı ve sakinlerin tümü tutsak edilip köle olarak satıldı. Paleologoslardan birinin kumandasındaki kale aslında uzlaşma yoluyla teslim olmaya hazırdı ve hatta Mehmet ordusunu bir fersah kadar geri çekmişti. Ancak kalenin önüne bıraktığı Hamza, şehir sakinlerinden birkaçını yakalayınca ötekiler teslim olmaya yanaşmadılar, Sultan, bunun üzerine valiliği Hamza’nın elinden alarak yeniden Zağanos Paşa’ya verdi.
Daha sonra Phaeane bölgesine doğru yürüdü ve sözüne güvenerek ordugâha yiyecek götürmekte olan çok sayıda Arnavut’u öldürttü. Sultan Phiunte ülkesinde de aynı kurnazlığa başvurdu, çünkü Rumları ayaklanmaya kışkırtanların genellikle Arnavutlar olduğunu fark etmiş ve ileride çıkabilecek isyanları önlemenin en etkin yolu olarak Arnavutları zayıflatmaya, sayılarını azaltmaya karar vermişti.
Mehmet, bundan sonra Atina’ya döndü. Kaleyi korumakta olan yeniçerilerin kendisine, şehir sakinlerinin şehri Boeotia Senyörü ve eski Atina Dükü Franco Acciaoli’ye teslim etmek için aralarında bir komplo kurdukları yolunda yanlış ve asılsız bir haber ulaştırmaları üzerine, belli başlı yurttaşlardan onunu tutuklattırıp İstanbul’a gönderdi. Acciaoli’ye gelince onu Zağanos Paşa’ya gönderdi, Zağanos Paşa da adamı öldürttü. Sonra Pheria yoluyla Edirne’ye gitmek üzere yürüyüşe geçti ve Demetrius’a önden gitmesini emretti. Kendisine Dene şehrini, civarındaki tuz ocaklarını ve ayrıca hazinesinden on iki bin Ekü verdi.
Zağanos Paşa, ülkeyi yağmaladıktan sonra, Salmenique’i kuşattı, fakat her ne kadar elverişli koşullar önerdiyse de sakinleri teslim ol maya ikna edemedi. Fakat bir süre sonra, bir yıldan beri savaşa ve Türklerin saldırılarına yenilmez bir cesaretle göğüs geren Rum kumandanı eşyalarıyla birlikte başka yere gidebilme iznini kopardıktan sonra kaleyi teslim etti.
Prens Thomas, Pylos’tan ayrıldıktan sonra Korfu adasına geçerek ailesini orada bıraktı ve kendisi İtalya’ya gitti. Aynı zamanda Mehmet’e bir elçi göndererek, Epidamne şehrine karşılık kendisine sahilde geniş topraklar vermeyi önerdi. Fakat Sultan’ın cevabı elçiyi demire vurdurmak oldu. Ancak bir süre sonra kendisini salıverip geri gönderdi. Thomas, Roma’ya vardığında, Papa’nın sarayında konuk edildi ve diğer masrafları için kendisine aşağı yukarı üç bin liralık bir maaş bağlandı. Böylece Mora yarımadasının Venediklilerin elinde bulunan sahil şehirleri dışında kalan kısmının tümü Türklerin eline geçmiş oldu.

III – Bosna’nın Fethine Kadar Geçen Olaylar

Zağanos Paşa, Mora’yı buyruğu altına almakla meşgul bulunduğu sırada, Sultan Triballos’ların veya Sırpların Macaristan Kralına verdikleri Senderovia ya da Semendria’yı geri almak için yürüyüşe geçti. Fakat şehre yaklaştığında halk kendisini karşıladı ve anahtarları teslim etti. Türk tarihçileri Hıristiyanların bu kaleyi geri aldıklarını ve Mehmet’in zorla yeniden ele geçirdiğini yazmışlardır. Ayrıca İstanbul’un fethinden bu yana Hünkâr’ın, bir kısmını zorla, bir kısmını teslim yoluyla olmak üzere kırk kenti egemenliği altına aldığını eklemişlerdir.

Sinop’un Teslimi

H. 864 yılında, Sultan, Anadolu’da, öz kardeşi İsmail Bey’in ihanetine uğrayan Kızıl Ahmet’in ülkesini ele geçirdi. Ahmet, Uzun Hasan’ın yanına sığındı. Mehmet, bu kez Uzun Hasan’ın üzerine yürüdü, ordusunu yendi ve denize doğru beş mil kadar uzanan bir kara şeridi (dil) üzerinde kurulmuş çok güzel bir şehir olan Sinop’u aldı. Sinop, iki yanı denizle çevrili olduğu için çok iyi korunmuş bir şehirdir; art bölgesi kumluk bir ova olup yarımada meyve bahçeleri ve içinde av hayvanları bulunan ağaçlıklarla kaplıdır.
Uzun Hasan’la ittifak ettiği için Sinop Beyi’ne kızan Sultan, beş yüz kadırga ve yuvarlak gemiden oluşan bir donanmayı yola çıkardı. Kendisi kara ordusuyla Kastamonu üzerinden yürüyüşe geçtiği sırada, donanma Sinop’a vardı. Daha önce gelen Mahmut Paşa, İsmail’le görüştü. İsmail, Sultan’ın kendisine Filibe’yi vermesi şartıyla Sinop’u teslim etmeye hazır olduğunu bildirdi. Anlaşma imzalandı ve İsmail yeni ülkesine çekildi. Kastamonu ve diğer şehirler teslim oldu.
Burası zengin bir ülkeydi; Mehmet’e ait olan Karadeniz Ereğlisi’nden başlıyor ve Pontus İmparatorluğu’ndan Paflagonya’ya ve Turgut (Beyin?) topraklarına kadar uzanıyordu Sultan, bu bölgeden aşağı yukarı dört yüz bin Duka tutarında bir gelir elde etti. İberya’dan sonra en iyi bakır da buradan çıkıyor ve Chaicondyles’e göre Sultan’a yılda kırk bin Dukalık bir gelir getiriyordu. Mehmet, İsmail’in inşa ettirdiği dokuz yüz tonilatoluk bir gemiyi İstanbul’a getirdi; onu, daha da büyük olan kendi gemilerinden birinin bulunduğu limana koydu. Bu iki gemi denize açılamayacak duruma gelince üç bin tonilatoluk bir tane daha yaptırdı, fakat bu direğinin ağırlığına dayanamayarak limanda battı.

Uzun Hasan’la Barış

Rum tarihçilerine göre, Sultan tam bu sıralarda Uzun Hasan’a saldırmak üzere yürüyüşe geçti. Sivas’ı geçtikten ve Coreyque şehrini aldıktan sonra Uzun Hasan’ın ülkesine girdi. Bir süre sonra Uzun Hasan’ın annesiyle karşılaştı. Kadıncağız Sultan’a, kendi ulusundan ve kendi dininden kimselere karşı savaş açtığı için tatlı bir dille sitemde bulundu. Bu sitem, Mehmet’e dokundu ve oğlunun bundan böyle kendi topraklarında yağma hareketlerine girişmemesi ve Trabzon İmparatoru’na yardım etmemesi şartıyla barış yapmaya razı oldu. Ducas’a göre, Uzun Hasan kendisini Mehmet’e kafa tutacak kadar güçlü hissetmediğinden İran sınırındaki dağlara çekildi.

Trabzon Kuşatması

Sultan, Ermenistan’ı geçti, Phasis ırmağını aştı ve Trabzon üzerine yürüdü. Bu arada Osmanlı donanması da Trabzon’a gelmişti. Mehmet ilerlerken Trabzon İmparatoru’nun damadı Hüseyin Bey, Koyunlu Hisar şehrini kendisine teslim etti. Fatih bundan sonra Trabzon’u kuşattı. Davit Komnenos, kayınvalidesi Sare Hanım’ın (Sara Hatun) ısrarları üzerine İmparatorluğu ile birlikte Mehmet’e teslim oldu. Sultan kendisini çok iyi karşıladı ve tüm ailesiyle birlikte İstanbul’a gönderdi.
David, İmparator Aleksios’un oğlu ve selefi Ioannes Komnenos’un kardeşiydi. Kardeşinin ölümü üzerine, yeğeni Aleksios’un henüz dört yaşında küçük bir çocuk olmasından yararlanarak imparatorluğu ele geçirdi. Bu hususta, Trabzon yakınlarında Mezokalde’ye egemen olan Kabasıtanlılardan (Gabasitaniens -Abazalar olabilir) yardım gördü. Mehmet ile David arasındaki anlaşmazlığın nedeni, David’in Uzun Hasan’la sıkı ittifak bağları kurması ve Sultan’a ödemekte olduğu haraçtan kendisin; kurtarması karşılığında Akkoyunlu Hükümdarı’na kızını vermesiydi.
Skilolimne’de ordugâh kuran Mahmut Paşa, İmparator’un kuzeni olan başmabeyinci ile görüşerek David’i teslim olmaya ikna etmesini öğütledi. David, Sultanın, kızıyla evlenmesi ve karşılığında kendisine bir şey vermesi şartıyla buna razı oldu. Sultan, önce uzlaşmaya yanaşmadı; fakat sonunda Divanı Hümayun’un tavsiyesi üzerine, önerilen şartları kabul etti. David şehri teslim etti ve en yakın akrabalarıyla birlikte İstanbul’a götürüldü. Mezokalde ve diğer müstahkem mevkiler birbiri ardınca teslim oldu. Böylece güzel bir imparatorluk sayılabilecek Trabzon ve tüm Lazistan adeta bir anda Türklerin etine düşmüş oldu.

Sultan, halkın bir kısmını yeniçeri ocağına yazdırdı, bir kısmını ise köle yaptı. Bir süre sonra, İmparatoru ve oğullarını öldürttü. Uzun Hasan’ın karısı David’e bir mektup yazarak kendisine oğullarından birini ya da Meseline’de bulunan Aleksios Komnenos’u göndermesini istedi. Başmabeyinci mektubu şehzadelerin lalasına verdi. Fakat Mahmut Paşa bu işte parmağı olduğunu öğrenirse başına bir iş açılabileceğinden korktuğu için sonradan geri aldı ve bizzat Sultan’ın eline verdi. Mehmet mektubu okuduktan sonra bütün ilgililerin gözaltına alınarak sıkı güvenlik tedbirleri altında İstanbul’a götürülmelerini emretti ve orada hepsini öldürttü. İmparatorun oğullarının en küçüğü olan ve İslamiyeti kabul etmiş bulunan Georgos’u bile esirgemedi. Karısı olan David’in kızını da oda hizmetçisi olmaya mahkûm etti.

İskender Bey’in Başarıları

Şimdi yine İskender Bey’e dönelim ve sözünü ettiğimiz bürün bu dönem boyunca Epir’de olup bitenleri görelim. Babası I. Murat’ın ölümünden kısa bir süre sonra, Mehmet, Hamza Beyi on iki bin atlının başında İskender Bey’e karşı sefere gönderdi. Modrissa (Medrese?) dağının tepesinde pusu kuran İskender Bey, geceleyin yollarını kesti ve Türkleri büyük bir kıyıma uğrattı. Hepsini ovaya sürdü ve burada yeğeni Amesa büyük bir şiddetle üzerlerine saldırdı. Türkler savaş alanında yedi bin ölü bıraktılar ve komutanları çok sayıda subay ve askerle birlikte esir alındı. Ertesi yıl, Debreas’ı (Debre) kumandasında on dört bin atlı yeni bir sefere giriştiler. İskender Bey, altı bin seçkin askerin başında yürüyüşe geçerek Debreas’ı Epir’e girmeden Polog’da karşılamak istedi. Fakat bereket versin ki ay ışığında kendisini gören Türkler toparlanmak için vakit buldular. Bununla birlikte İskender Bey Türklere öyle bir şiddetle saldırdı ki çetin bir savaştan sonra Debreas öldü ve düşman dört bin yüz yirmi ölü bırakarak kaçmak zorunda kaldı. Hıristiyanlar çok daha az kayıp verdiler ve İskender Bey ganimeti askerleri arasında pay etti.

Belgrad Kuşatması

İskender Bey daha sonra kendisine karşı büyük bir dostluk ve saygı beslediği Dibra Valisi (Moise (Musa) ile görüşerek Sphettsgrad’ı kuşatma tasarısını açıkladı. Fakat bu komutan, Sultan’ın elçilerinden biri tarafından elde edilmiş olduğundan bu niyetinden vazgeçmesini ve onun yerine Epir sınırında Belgrad’ı kuşatmasını salık verdi. Bunun üzerine İskender Bey, Napoli Kralı Alphonso’dan yardım istedi. Yardım gelir gelmez, Belgrad’ı on dört bin askerle kuşattı ve öylesine bastırdı ki Türkler, on altı gün içinde yardım gelmediği takdirde şehri teslim etmeye karar verdiler.

İskender Bey’in Ordusunun Yenilmesi

Trabzon İmparatoru’na saldırmak üzere Asya’ya geçmiş olan Mehmet, bu kuşatma haberini alır almaz, Sebalias Paşa’yı kırk bin atlının başında kuşatmayı kaldırmaya gönderdi. Kurnaz İsa Bey, İskender Bey’in öncülerini elde ederek yürüyüşe geçtiğini haber almasını önledi. Beklenmedik bir anda, ordusunun ovada bulunan kısmına saldırdı. Bu birliklere kumanda eden Musachius bunları mümkün olduğu kadar etkin biçimde muharebe düzenine soktu ve kendisini yiğitçe savundu. Adamlarının kılıçtan geçirildiğini görünce düşman saflarını yarmaya çalıştı, fakat harikalar yaratmasına rağmen sonunda bütün askerleriyle birlikte öldürüldü. İskender Bey yardımına koşmak için dağlardan inmek istedi ancak subayları kendisini bu derece tehlikeli bir girişimden vazgeçirdiler. Buna rağmen, Türklerin canlarını dişlerine takmış düşmanın peşine düşmüş olduklarını görerek aniden dört bin kişiyle aşağı indi; ovada kalanları kılıçtan geçirdi ve İsa Bey’in artçı kuvvetlerini de iyice hırpaladı. Gecenin yaklaşması üzerine savaşçılar birbirlerinden ayrıldılar ve dağlara çekildiler. İskender Bey Epir’e, İsa Bey de zafer alayı ile İstanbul’a döndü. Bu, İskender Bey’in şimdiye kadar uğradığı en büyük yenilgiydi. İki bin at ve çoğu İtalyan olan üç bin piyadesini, çadırlarını ve toplarını kaybetti. Türkler aşağı yukarı seksen esir aldılar ve toplam üç bin kayıp verdiler.

Musa’nın İhaneti

Musa, bu yenilgiyi öğrenir öğrenmez, birkaç Arnavut’la birlikte Sultan’a sığındı ve Sultan kendisine iyi bir geçim sağladı. İskender Bey bu ihanete şaşırdı, fakat sonradan baştan çıkarılmış olabileceğini düşünerek ihanetini bağışladı ve kendisine hakaret edilmesini yasakladı. Musa, Sultan’dan savaşa devam etmesini istedi ve ilkbaharda on beş bin seçkin atlının başında Epir’i almaya gönderildi. İskender Bey, kendisini karşıladı ve ilk çarpışmalarda düşmanın öncüsünü püskürttü. Sonra, ana muharebe birliğine saldırdı. Başında bulunan Musa bütün çabalarını Prens’in bulunduğu tarafta yoğunlaştırdı. Amacı, kendisini öldürmekti. Bir Türk askeri İskender Bey’e rastlayarak kılıcını savurdu ve Prens’i atından yere düşürdü. Düşmanlarını öldü sanan Türkler büyük bir sevinç narası attılar. Fakat İskender Bey, birden ayağa kalkarak düşmanının üzerine saldırdı. Çok geçmeden Türkler kaçmaya başladılar ve Musa da kalan dört bin askeriyle geri çekilerek canını kurtardı. Sultan, firarilerin cesaretini kırmaktan korkmasaydı saraya döndüğünde kendisini hemen öldürecekti, Musa, artık tamamen ihmal edildiğini görerek eski efendisinin yanına gitti, o da kendisini affederek eski görevlerine iade etti.

Amesa’nın İsyanı

Bir süre sonra, Amesa, amcası İskender Bey’le aralarında geçen bir olayı bahane ederek karısı ve çocuklarıyla İstanbul’a sığındı. Mehmet kendisini iyi karşıladı ve ertesi senenin ilkbaharında Vezir İshak Paşa’yı elli bin kişilik bir ordunun başında Epir’e gönderdi ve ülkeyi işgal eder etmez, beş bin atlıya kumanda eden Amesa’yı kral ilan etmesini buyurdu. Sultanın amacı halka şirin görünmek, savaşının ulusa karşı değil, hükümdarlarına karşı olduğunu göstermekti. İskender Bey, kopacak fırtınaya göğüs germeye hazırlanmak için ülkesinin her yanından askerler devşirmeye başladı. Buna rağmen, sadece altı bin kişiyle ordugâh kurmakla yetindi. İshak Paşa görünür görünmez, her zaman olduğu gibi ormanlara ve dağlara değil, sanki ülkesini savunmaktan umudunu kesmiş gibi, Venediklilerin bir kıyı kenti olan Lissa’ya (Vis adası) çekildi.

Türklerin Üst Üste Yenilgiye Uğramaları

İshak Paşa, kral ilan ettirdiği Amesa’nın görüşüne karşı çıkarak ülkenin içine doğru ilerledi. Üçüncü gün Amethe’nin köylerine girdi ve ertesi gece Sezar ile Pompeius arasındaki ünlü savaşa sahne olan Pharsalus’ta konakladı. Ertesi sabah Tumeniste Dağı’nın eteğinde mevziiye girdi. Casusları aracılığıyla düşmanın bütün hareketlerinden haberdar edilen İskender Bey, Türklerin hiç beklemedikleri bir anda dağdan iniverdi ve ordu düzene girmeye vakit bulamadan ordugâhlarına girerek öylesine bir kıyıma girişti ki yiğitçe dövüşen İshak Paşa ile Amesa’nın tüm ricalarına rağmen askerler kaçışmaya başladılar.
İskender Bey, Türkleri Epir sınırlarının ötesine kadar kovaladı. En ılımlı tahminlere göre, bu çarpışmada yirmi bin (kimine göre otuz bin) Türk öldü. Hıristiyanlar ise sadece altmış kişi kaybettiler. Alınan ganimetler de sayılamayacak kadar çoktu. Tutsaklar arasında Amesa ve bir Sancak Beyi de vardı; İskender Bey, bunları peşinden sürükleyerek zafer alayı ile Kroya’ya (Akçahisar) girdi.
Bundan sonraki iki yıl Türkler için savaşsız geçti. Üçüncü yılda Mehmet, İskender Bey’le bir yıllık bir barış anlaşması imzaladı. Bu süre geçer geçmez, Sinan Paşa’yı yirmi bin kişilik bir ordunun başında Epir’e gönderdi. Çok geçmeden Sinan Paşa’nın ordusu ve arkasından da Hasan Bey’in komutasında otuz bin kişilik ikinci bir ordu yenildi ve Hasan Bey esir düştü. Yussan Bey’in (Yakup Bey?) komutasında on sekiz bin kişilik üçüncü bir ordu da daha başarılı olamadı. Sonunda, İskender Bey’i iyi tanıyan eski ve tecrübeli bir komutan olan Karaca Bey, Sultan’dan İskender Bey’e kendisinin gönderilmesini istedi ve kırk bin kişilik bir ordunun başında yola çıktı.
İskender Bey, bu kez her zamankinden daha büyük bir ordu topladı ve iki bin kişiyi düşman topraklarında pusu kurmaya gönderdi. Bunlar Türklerin öncü kuvvetlerini oluşturan dört bin atlıyı bozguna uğrattılar. Çok geçmeden ordunun geri kalan kısmı Epir’e girdi. Fakat üç gün süren şiddetli bir yağmur herhangi bir harekâta izin vermediğinden, yaşlı komutan hiçbir şey yapmadan geri çekilmeyi daha uygun buldu.
Sonunda, elindeki kuvvetlerle İskender Bey’in hakkından gelemeyeceğini anlayan Sultan, kendisine değerli armağanlar vermek ve barış önerilerini iletmekle görevli bir elçi gönderdi. Barış 1461’de imzalandı ve bir süre devam etti.
Bu savaş sırasında Epir’de olup bitenlerle ilgili olarak İtalyan ve diğer Hıristiyan tarihçilerinin anlattıkları işte bunlardır. Ancak, Chalcondyles, olayları oldukça değişik bir biçimde anlatmıştır. Ona göre; Mehmet, yazın İskender Bey’e karşı güçtü bir ordu göndererek Murat’ın hiçbir zaman üstesinden gelemediği bu adamı yenmeye karar vermiştir. Bu ordu, Breneses’in oğlu Josue (Yusuo)’nun komutasındaydı. Makedonya’nın İonia Denizi kıyısındaki kısmını yağmaladı. İskender Bey Papa’dan ve büyük dostu Napoli Kralı Alphonso’dan yardım istedi ve kendisine sağlanacak yardım karşılığında Kroya’yı vermeyi teklif etti. Kendisine verdikleri önemli bir piyade birliği Durazzo’ya (Draç) çıktı; Türk topraklarına girdi, yağma yaptı ve ne bulduysa alıp götürdü. Daha sonra İskender Bey’in birliklerine katılarak Sphetisgrad’ı kuşattılar. Eğer Yusuf, aniden üzerlerine saldırıp hepsini kılıçtan geçirmemiş olsaydı belki de bu şehri alacaklardı. Mutlu bir rastlantı sonucu orada bulunmayan İskender Bey, İtalya’daki dostlarının yanına gitti. Dönüşünde, Türkler tarafından takip edildiği takdirde kendisine bir sığınak görevi görecek şekilde tahkim ettiği bir yer seçti. Burası Adriyatik denizi kıyısında, Durazzo’ya yakın bir yerdi. Aşağı yukarı bir milin dörtte üçü genişliğinde küçük bir yarımadayı kalın bir duvarIa çevirdi ve içine Arnavutlar yerleştirdi. Aynca Durazzo’nun da savunma durumunu iyileştirdi ve böylece üstün kuvvetler tarafından çekilmek zorunda bırakıldığı takdirde denizden kaçabilmeyi güvence altına aldı. Bu tedbiri aldıktan sonra Arnavutlarıyla dağlara çekildi. Her yerde hazır ve nazır olmak için bir yerden bir yere adeta uçuyor, gözünü bir an olsun düşmandan ayırmıyordu. Kısa bir süre sonra Türkler gelip ülkeyi baştan başa yağmaladılar, insanlarla hayvanları alıp götürdüler ve hiçbir karşı koymayla karşılaşmadan kentleri ve köyleri yaktılar.
Ducas’ın anlattıkları da Chalcondyles’i doğrulamaktadır. Bu tarihçi de Mehmet’in bütün Arnavut büyüklerini öldürttüğünü, kalelerini yıktırdığını sadece Monembasia’yı istemeye istemeye bıraktığını yazmaktadır. Ducas, ayrıca Sultan’ın Ege Denizi’ne yüz seksen kadırgalık bir donanma gönderdiğini, fakat hiçbir sonuç alamadığını, ertesi kışın bir kısmını Edirne’de, bir kısmını İstanbul’da geçirdiğini, bu süre içinde olağanüstü büyüklükte bir gemi inşa ettirdiğini ve ayrıca İstanbul’da elbise çarşısı ve Farsça bezistan (bedesten) adı verilen tiyatroyu yaptırdığın, eklemektedir.

Midilli Kuşatması

Sadece Yunan adaları, çok küçük bir ölçüde de olsa, hala özgür sayılabilirlerdi. 865 yılında Mehmet, büyük bir donanma ile Midilli adasına saldırdı. Adalılar kendilerini yiğitçe savundular fakat sonunda Türkler adayı ele geçirdiler. Eğer Mehmet, yıllık haracı ödemeyi reddeden Eflak Beyi Kazıklı Voyvoda ile uğraşmak zorunda kalmasaydı, öteki takımadalarının da aynı akıbete uğrayacakları kuşkusuzdu.
Rum tarihçileri daha büyük ayrıntılara girmektedirler. Ducas, eylül ayında Mehmet’in altmış yedi yelkenliden oluşan bir donanmayla Midilli’ye yanaştığını ve Nicolas Gattiluzzio’ya adayı kendisine teslim etmesi için çağrıda bulunduğunu anlatmaktadır. Nicolas, dört yıl önce Midilli’yi kardeşi Dominique’in elinden zorla almış ve kendisini de boğdurtmuştu. İstihkâmları onararak adanın savunmasını pekiştirmişti. Kadınlar ve çocuklar da sayıldığı takdirde yirmi beş bini bulan sakinlerin dışında ayrıca beş bin asker vardı. Mehmet Edirne’ye döndü ve kuşatma işini Vezir Mahmut Paşa’ya bıraktı. Mahmut Paşa, Midilli’yi öyle bir top ateşine tuttu ki surların Melanudion adı verilen kısmı, istihkâmların bir bölüğü ve kuleler yıkıldı. Ducas’ın tarihi burada birdenbire tamamlanmadan kesildiği için eksik kalanları Chalcondyles’e başvurarak tamamlamaya çalışacağız.

Adanın Teslimi

Bu kadar büyük bir gedik kuşatılanları ürküttü. Birkaç kez daha kuşatmayı yarmaya çalıştılar ve birkaç korsanın da yardımıyla adayı savunmaya devam ettiler. Ancak başka hiçbir yerden yardım beklemeyen Prens, daha fazla dayanabilmekten umudu kesince Mahmut Paşa’ya haber göndererek önceden önerdiği gibi yerine başka topraklar verdiği takdirde adayı teslim etmeye hazır olduğunu bildirdi. Paşa, durumu Sultan’a haber verdi ve Mehmet adayı ele geçirmiş olmanın sevinci içinde anlaşmayı imzalamak üzere ordugâha bizzat geldi.
Adanın tesliminden sonra, avam takımını toprakları işlemek üzere adada bıraktı: orta tabakalar ya köle olarak satıldı ya da yeniçeri ocağına yazıldı; bütün soylu ve seçkin kişiler ise bu şehri yeni baştan iskân için İstanbul’a gönderildi. Korsanlara gelince ki üç yüz kişiydiler, bunlara vücutlarının ortasından kestirdi ve böylece işkence çeke çeke ölmeye mahkûm etti.

Prensin Öldürülmesi

Mehmet, başkentine döndükten kısa bir süre sonra, lskender Bey’i kuzeni Lucius ile birlikte hapsettirdi. Aeme Prensi olan Lucius, genç olmasına rağmen, kardeşini öldürmekte kendisine yardım etmişti. Canlarını kurtarmak için ikisi de Müslüman olmuşlardı. Fakat dinlerinden dönmeleri bir süre sonra tutuklanmalarına ve sonunda da başlarının kesilmesine engel olmadı. Yukarıda belirtildiği gibi, Eflak Voyvodası yıllık haraç ödemeyi reddetmişti. Kendisini cezalandırmak için Sultan topraklarına girdi. Vlad’ı kovdu ve ülkesinin yönetimini küçük kardeşine verdi. Rum tarihçileri ve diğer Hıristiyan tarihçileri bu savaşın nedenlerini ve sonuçlarını daha açık seçik olarak anlatmışlardır.

Eflak’ın Bağımlılığı Reddetmesi

Onlara göre, Mehmet Voyvoda’ya haber göndererek gelip saygılarını sunmasını, beraberinde beş yüz genç adam getirmesini ve gelecekte kendisine yılda on bin Ekü haraç ödemesini istedi. Voyvoda cevabında haracı ödemeye hazır olduğunu, ancak ne istediği genç adamları getirebileceğini ne de ayaklarına kapanabileceğini bildirdi. Bu cevaba canı sıkılan Sultan, sarayının ileri gelenlerinden birini, yanında bir kâtiple Voyvoda’ya gönderdi ve haracı adamlarına vermesini, gerisini sonra düşüneceğini söyledi. Fakat Voyvoda, Sultan’ın elçilerini kazığa oturttu, bir miktar askerle Tuna Nehri’ni geçti; Distere’yi yağmaladı, çok sayıda esir aldı ve hepsini kazığa oturtarak öldürttü. Daha sonra, eyaletin valisi olan ve on bin askerle kendisine saldıran Hamza’yı yendi, kendisini daha başkalarıyla birlikte esir aldı ve hepsini öncekilerin akıbetine uğrattı.

Mehmet’in Saldırıya Geçmesi

Bu yazının (görseller hariç) tamamı Historia Üniversitesi Tarih Kurumu tarafından 1783 yılında Paris'te yayınlanan 30 ciltlik Dünya Tarihi eserinin Osmanlı İmparatorluğunu anlatan 19. cildinin sekizinci bölümünden alınmıştır.

Çılgına dönen Mehmet, yüz elli bin kişilik bir ordunun başında Eflâk’a girer. Ancak halk ormanlara ve dağlara çekildiğinden yedi gün boyunca korkunç bir boşluk ve ıssızlıktan başka bir şeye rastlamaz. Nihayet uzaktan oldukça hoş görünen bir yere gelir fakat çok geçmeden yere çakılmış sayısız kazıklar ve her birinin üzerinde bir insan cesedi görür. Bunların arasında, kırmızı atlas giysileri içinde Hamza’nın cesedini tanır. Bu dehşet verici manzara karşısında tüyleri ürperir. Geceleyin Voyvoda ordugâha girer ve büyük bir kıyıma girişir. Hava aydınlanınca geri çekilir. Fakat kendisini takip etmekle görevlendirilen Mihaloğlu Ali Bey, adamlarından birçoğunu öldürür ve iki bin esir alır.
Mehmet, bunların hepsini önünde idam ettirmiştir. Uladus(Vlad), Türkleri hırpalamak için Eflak’a altı bin atlı bıraktı ve askerlerinin geri kalanlarıyla Tuna Nehri üzerinde Sulina’yı kuşatan Boğdan’ın üzerine yürüdü. Türkleri takip etmek için bırakmış olduğu müfreze, Voyvoda’nın emirlerine aykırı olarak orduya saldırma cesaretini gösterdi ve iki bin kayıp vererek yenildi. Bu başarısızlık Mehmet’e ülkeyi yağmalamak ve hiçbir direnmeyle karşılaşmadan yansı öküz yarısı at olmak üzere iki yüz bin hayvanı alıp götürmek olanağını verdi.


Yorum gönder

Yorum göndermek için giriş yapmalısınız.