Kültür Kavramı Ve Kargaşası

Sözlük | Idil Tuglu | Nisan 17, 2018 at 2:54 pm

Cumhuriyetin kuruluşu, ülkemizde başka konularda olduğu gibi kültür konusunda da – ve en başta kültür konusunda- kurucu önderi Atatürk’ün değer anlayışı ve kişiliği sayesinde, bir dönüm noktası oluşturmuştur. Öncesinde ise Ziya Gökalp’in, Ali Seydi Bey’in başlattığı kültüre ilişkin pratik amaçlı teorik tartışmalar ise, yani kendi kültür sorunlarımıza ilişkin tartışmalar, ellili yıllardan beri – dönem dönem yoğunluk farkları gösterse de- sürekli olarak gündemdedir ülkemizde. Bu tartışmaların oldukça yoğun olduğu bir dönem yaşıyoruz şu anda.

Dünya düzeyinde kültür konusu, altmışların sonuna doğru gündeme getirilmiştir; o zamandan beri de gitgide artan bir önemle gündemde bulunuyor.

Ülkemizde kültür konusuna ilişkin tartışmalar geçmiş yıllarda Atatürk devriminin farklı yorumları çerçevesi içinde yapılmaktaydı. Şimdilerde ise Osmanlı ve İslam kültürü sentezini içinde barındıran tam olarak tanımları netleşmemiş bir “yerli ve milli kültür” çerçevesi içinde tartışılmaktadır. Dünya düzeyinde kültür konusunun gündeme gelmesinin iki ana nedenden kaynaklandığı görülmektedir.

Bu ana nedenlerden biri, ellili yıllarda Birleşmiş Milletler’e üye ülkelerin ulusal politikalarının ana hedefi haline getirilen ve yalnızca ekonomik gelişme olarak anlaşılan gelişmenin (development-kalkınmanın), yetersiz olduğunun Batı dünyasında farkına varılmasıdır. Gelişmiş denen ülkelerde yaygınlaşan çevre kirliliği, enerji bunalımı ve bunlar gibi elle tutulur sıkıntılardan dolayı, ekonomik gelişmenin yetersizliğinin farkına varıldıktan sonradır ki , “kültürel gelişme” den, daha sonraları da “gelişmeye kültürel bir boyut getirme” den söz edilmeye başlanmıştır.

Ancak kültür konusunun dünya düzeyinde gündeme getirilmesinin bir nedeni daha vardır: Batı kültürü denen kültürün dışında bulunan ve birçoğu ancak son zamanlarda bağımsızlığını elde etmiş olan Üçüncü Dünya ülkelerinin “kafaların kolonileşmesi”ne karşı başkaldırmaya başlamaları; bunun bir sonucu olarak da “kültürel kimlik” sorununu dünya düzeyinde gündeme getirmeleridir. şu sırlarda “kültürel kimlik” sorunu bizde de güncel bir konudur.

Ne var ki, gerek ülkemizde gerek dünya düzeyinde kültür konusunda yapılan bu tartışmalarda -bu arada da nutuklarda- göze batan nokta, kültür kavramının bulanıklığıdır: “Kültür” sözcüğüne ilişkin anlam karışıklığı. Kavramsal olarak açık değildir “kültür” kafalarda. Bu da kültür politikaları için amaç belirlemeyi olumsuz yönde etkiliyor, dünyada da bizde de.

Cultura Animi

“Kültür fizik”, “mikrop kültürü” gibi bağlamlardaki “kültür” ü şu anda başka bir yana bırakırsak acaba “kültür hayatı”, “kültür mirası”, “kültür boyutu”, “kültür hakları”, “kültür varlığı”, “kültür merkezi”, “kültürel işbirliği”, “kültürel politika”, “kültürel gelişme”, bağlamlarındaki “kültür” ile “kültürel kimlik”, “kültürlerin eşitliği”, “yerel kültür”, “alt kültür”, “din kültürü”, ” milli kültür”, “batı kültürü”, “İslam kültürü” bağlamlarındaki “kültür” aynı kültür kavramı mıdır?

Bu kavram bulanıklığı, uzun soluklu ve beklentili kültür politikalarının çizilmesini, ülkemizde güçleştirdiği gibi; aynı bağlam içinde “kültür”ün farklı (ikili) anlaşılmasına yolu açık tutmakta; böylece de somut kararlar alma aşamasında, herkesin -niyetine göre- konuyu başka bir tarafa çekebilmesini olanaklı kılmaktadır.

Anlam kargaşasını çözmek için kültürü, “tekil anlamda kültür” ve “çoğul anlamda kültür” olmak üzere ikiye ayırıyorum. Örneğin; Batı dünyası – kültürel hak denildiğinde- bir kişi hakkını; kişiye kültürel etkinliklerde bulunabilme (konferans, konser, resim heykel yapabilme, sergilere gidebilme vb.) olanağının sağlanmasını yani kültüre ulaşabilme ve katılabilmeyi anlıyor. Bizim gibi ülkeler ise-bir grup hakkını. Yani, Batı dünyası dışındaki grupların, toplumların kendi kültürlerini geliştirmesini anlıyor. Bir de kültür sözcüğü bu toplumlarda “geleneksel” anlamıyla da yaygın bir biçimde kullanılıyor. Oysa kültürün asıl tanımı cultura animi ( ruhun işlenmesi, ruhun kültürü) fikridir ve tekil anlamdadır.

Bizim gibi toplumlarda çoğul anlamda kullanılan kültür, bugün “grupsal kimlik”, “kollektif kişilik” gibi kavramlarla ilgili görünüyor. Böylece bu “kültür” den bir sosyal grubun yaşamının somut, tek tek ifadeleri arasındaki farklılıktan çok, bu ifadelerin hepsinde ortak olma özelliği anlamak daha uygun görülüyor. O zaman bizde kullanılan şekliyle- çoğul anlamda kültür- den sınırları çeşitli açılardan çizilebilen bir insan grubunun yaşayışını ve bu yaşayışın görünümlerini belirleyerek; o grupta uzun ya da göreli olarak kısa kısa bir süre geçerli olan (egemen olan) insanı görme tarzını ve değerlilik anlayışını anlayabiliriz. Böyle anlayışlar, bir grupta belirli bir süre canlı olan, neredeyse bilinçsiz ama o grubun yaşamının bütün ifadelerine sinmiş anlayışlardır. Ayrıca, çoğul anlamda kültürün tarihselliğinin de hesaba katılmaması, bugün ülkemizde de gördüğümüz gibi grupsal kimlik arayışlarını da bilgisel temelden yoksun iddialar ve yönelişler haline getirmektedir. Artık geçmiş olan, artık o grupta canlı olmayan insan ve değerlilik anlayışlarını geri getirme-yeniden yaygınlaştırma- çabaları da böyle çabalardır: çoğul anlamda kültürün tarihselliğini farkında olmayanların çabaları. Bugün kültür adı altında, belirsiz bir tarihsel anda getirilen fikirlerle felsefesiz- özellikle de sağlam bir bilgi ve değer felsefesi görüşüne dayanmadan- iş görme, girilmiş bir çıkmazdan çıkma çabalarının, eklenen başka etkenlerle birlikte yeni bir çıkmaz yaratmalarına tanık oluyoruz.

Cultura Animi (ruhun işlenmesi) kaynaklı tekil ya da çoğul anlamda olsun kültürünü oluşturan sanat, bilim, edebiyat ve felsefe yapıtlarının pek okunmadığı yerlerde kişilerin insan -ve kendilerine- bakışını ve değerlilik anlayışını , insanın olanaklarının bilgisinden kaynaklanmayan insan anlayışları ve ahlakların değer yargılarının oluşturduğunu görüyoruz; başka bir deyişle sözünü ettiğim iki anlamda “kültür”ler arası kopmayla karşılaşıyoruz. Bu kopmanın olduğu yerlerde artık çok açık olan dünyamızda çoğul anlamda birkaç kültürün oluşmasıyla değil, çatışmasıyla karşı karşıya geliyoruz.

Ne var ki, bu çatışma sırasında oluşan yine, o ülkenin insanlarının o andaki kültürüdür: O andaki insan bakışı ve değerlilik anlayışı.

“Değişim” çabası içinde olan birçok ülkede, bu arada da kendi ülkemizde gözlediğimiz bir olgudur bu. Oluşmakta olan bu anlayışın ne özellikte insan ve değerlilik anlayışında oldukları ise ayrı bir sorudur.

Kültürel Kimlik

Bugün “değişim çabası içinde olan ülkelerde kültürel kimlik sorunu, kişi düzeyinde yapay bir sorun olarak, grup(ülke) düzeyinde ise bir tepkiden kaynaklanan bir sorun olarak görünüyor. Şöyle ki;

Bir kişi, bu bakımdan “ben kimim?” ya da “benim insan ve değerlilik anlayışım nedir?” diye sorduğunda bu sorusunu o an kendine bakarak yanıtlayabilir. çünkü o anda onunla olan insan ve değerlilik anlayışı -ister beğensin, ister beğenmesin- odur.

Ne var ki aynı soruyu bir grup -:bu grubun bazı kişileri- sorduğunda, yani “biz kimiz?” ya da “bizim insan ve değerlilik anlayşıımız nedir?” diye sorduğunda, işler çetrefilleşiyor. Çünkü böyle bir soru bir toplum hakkında soruluyorsa yanıtı da ancak bilimsel araştırmalar ile verilebilir. Böyle araştırmalar ise bugün böyle ülkelerde, genellikle birkaç kültürün – çoğu zaman ikiye indirgenebilen birkaç insan ve değerlilik anlayışının- aynı anda orada bulunduğunu, aynı anda yan yana ya da çatışarak yaşadığını gösteriyor.
Toplumsal yaşamda aynı grup içinde olan daha küçük bir grup, bir alt grup kendi insan ve değerlilik anlayışının herkesin olduğunu – olması gerektiğini değil, olduğunu- iddia edince, kişilerde intihara kadar varan iç çatışmalara, toplumsal yaşama ise öldürmeye kadar varan silahlı çatışmalara tanık oluyoruz.

Bugün bir “kültürel kimlik sorunu” ortaya atılmış tartışılıyor. ama kültür kavramımız açık olmadığı için , teorik tartışmalar havanda su dövmekten öteye gidemiyor. Ama en önemlisi, bu kavram bulanıklığından, pratikte birçok yaptıklarımızı , aslında ne yaptığımızın ulusça farkında, belki ulusça istemeyeceğimiz bir yola bizi sokabileceğini gözden kaçırıyoruz.

Şu anda ulusça aldığımız-almakta olduğumuz kararları bu açıdan değerlendirmeye çalışmak, “kültürel kimlik” tartışmaları yapmaktan daha önemli görünüyor. Ne isek oyuz şu anda. Şu anda ne olduğumuz ise ancak insan ve toplum bilimlerimiz bilimsel araştırmalarıyla ortaya konabilir. Açıklığa kavuşturulmuş bir kültür kavramıyla baktığımızda, “Atatürkçüyüm” diyenler arasında acaba kimler Atatürkçüdür?
(Kaynak: İoanna Kuçuradi, Uludağ Konuşmaları)

Tags: , , , ,

Yorum gönder

Yorum göndermek için giriş yapmalısınız.