Kleptokrasi

Sözlük | canakci | Haziran 26, 2018 at 6:09 pm

Kleptokrasi hükümet yetkililerinin rutin olarak soygun yahut el koyma mahiyetinde icraatlarda bulundukları bir hükümet şeklidir. Her ne kadar alışıldık siyasi tartışmalarda kleptokrasilerin kabul gören hükümet şekillerinin çürümüş biçimleri olduğu farz edilse de liberteryen siyasal bilimleri hemen her hükümetin (asıl niyetleri bu olmasa da) gerçek durumunun kleptokrasilere ilk başta farz ettiğimizden çok daha yakın olduğunu ortaya koymaktadır.


Bu sonuç James Buchanan ve Gordon Tullock’un “Rızanın Hesabı” (The Calculus of Consent) isimli ünlü eserinde açıklanan “Kamu Tercihi Teorisi” tarafından ortaya konulmuştur. Buchanan, Tullock’la birlikte iktisadın bu alanını geliştirmekte öncü olmuşlar ve bunun sonucu olarak da Buchanan 1986 yılında Ekonomi Bilimi Nobel Ödülü’nü almıştır.

Kamu tercihi teorisi herkesin —bazen sorunlu olarak “şahsi menfaatler” diye ifade edilen— kendi çıkarları doğrultusunda hareket edeceği varsayımına ve bu durumun birisi yaygın şekilde “kamu hizmeti” olarak ifade edilen bir işe giriştiğinde davranışının pazar yerindeki yaklaşımından farklı olamayacağı varsayımına dayanmaktadır.


Oysa can alıcı fark şudur ki, pazar yerinde, —en azından tekelci olmayan bir pazar yerinde iken— çoğumuz oldukça sıkı bütçe sınırlarına göre hareket ederiz. Yani eğer ürün ve hizmetlerimiz iyi satılmıyorsa, kredi değerliliğimiz kurumuşsa, sermayemiz erimişse, mutlaka hedeflerimizi takip etmekten vazgeçip, daha karlı başka hedeflere yönelmemiz gerekir. Ancak, kamu hizmetinde bu sınırlamalar ya geçersiz ya da çok daha az etkilidir. Bütçeler türlü şekillerde arttırılabilir —vergi artırımı, para basma, ödünç alma vb— böylece kamu görevlilerinin gündemlerini oluşturan özel amaçları her ne ise onu sürdürmeleri mümkün hale gelir. (Burada “özel amaç” ifadesini kullanmakta duraksıyorum çünkü bazen kamu görevlilerinin amaçları bizzat kendilerinden ziyade aralarında seçmenlerinin de bulunduğu diğer tarafların amaçları olduğu gibi görünmektedir. Her ne kadar bazı ekonomistler diğer tarafların amaçlarına ilgi duymalarının mümkün olduğunu reddetseler de bazen bunun da olası bulunduğunu kabul edebiliriz.)

Eğer “kamu tercihi teorisi”ni doğru anlıyorsak, tüm hükümet aktivitelerinin içinde kayda değer oranda kleptokrasi unsurunun bulunduğunu görebiliriz. Çünkü kullandıkları fonlar için o kaynakları üretmiş olan ve fonların asıl sahibi durumunda olanların rızasını almıyorlar. Kleptokrasinin tanımında “hırsızlık” terimi sıkça kullanılsa da liberteryen bakış açısıyla bu durumu ifade etmek için daha genel bir deyiş olarak haraca kesme/gasp (extortion) terimini kullanabiliriz.

Pek çok kimse bu özelliğin hükümet düzeninin doğasında olduğunu ve adil ve özgür bir toplumda tüm servetin bireylere mahsus olması gerektiğine (bireylerin özel mülkiyet hakları olduğuna) dair olan liberteryen görüşün yanıltıcı olduğunu iddia ediyor. Onlara göre servet sosyal bir üründür ve toplumun bütününe aittir. Özel taraflar (şahıslar, şirketler ve her çeşit kuruluşlar) her ne kadar toplumun servetlerini tutsalar da gerçek sahibi değildirler. Onlara bu tutma iznini hükümet vermiştir ve o bu servetin bir kısmını vergiler yoluyla geri istemek yetkisine sahiptir. Bu bakış açısı Liam Murphy ve Thomas Nagel’in Mülkiyet Söylencesi (The Myth of Ownershi) ve Stephen Holmes ile Cass Sunstein’in Hakların Maliyeti (The Cost of Rights) kitaplarında serdedilmiştir.


Liberteryenler ise servetlerin üzerindeki bu kolektif mülkiyet iddiasını haklılaştırma girişimini reddederler ve hükümetlerin toplumun servetlerinin asıl sahibiymiş gibi davranmalarını kleptokrasi olarak nitelendirirler. Hükümet görevlileri ve yandaşlarının kamu fonlarının idaresini kendi kişisel servet ve siyasal güçlerini idame ettirebilmek için, ona uygun biçimde tasarladıklarını ileri sürerler.

Liberteryenler servetin bazen çok kolay bazen de büyük güçlüklerle ancak bireyler tarafından yaratıldığını ve bu yüzden bireylerin layıkıyla sahip oldukları bu şeyleri tutma ve takas etme konusunda tam hak sahibi olduklarını ileri sürerler. Mülkiyet hakları teorisi liberteryen düşüncenin bir temel ilkesidir. Her ne kadar mülkiyetin ilk tahsisinin nasıl yapılmış olacağı konusunda tam bir uzlaşı olmasa da çoğunluk Locke’un mülkiyetin kaynağını doğada bulunan malzemeye kişinin emeğini katmasının oluşturduğu görüşüne katılmaktadır.

Liberteryenler ayrıca toplumun servetini hükümetin elinde tutmaya hakkı olduğu fikrini savunanların aslında monarkın (sultanın) memleketin tüm mülkünün sahibi olduğu yolundaki eski monarşik kavrama geri dönüş içinde olduklarını iddia ederler. Bu görüşe göre saltanatın tebaasının işyeri ya da konut olarak kullandıkları her ne mülk varsa bunlarda ancak kiracı olarak bulunabilirler. Ancak, ABD’nin kuruluş devrimi sırasında tam olarak da bu monarşik görüşe karşı çıkılmış ve yeni ulusun oluşumunda prensip olarak tamamen reddedilmişti.

Şüphesiz ki neredeyse tüm hükümetler kleptokrasidirler iddiası tartışmaya açıktır. Hatta bazı liberteryenler iyi hazırlanmış bir anayasayla layıkıyla sınırlandırılmış bir hükümetin kleptokrasinin kötülüklerine engel olabileceğini de savunurlar. Aslında pek çok sosyalist de özel mülkiyetin uydurma bir şey oluşu kadar, kollektif mülkiyetin yönetiminde onun adına temsilen hareket eden bireylerin de emanet edilen serveti kendi uygun gördükleri biçimde kullandıklarını tartışmışlardır. Onlara göre eğer bu yönetim (demokratik sosyalizm gibi sürdürülebilirliği varsayılan bir teoriye uygun) prosedürleri doğru izleyecek olursa o zaman liberteryenlerin kleptokrasi olarak gördükleri şey gerçekte basit ve sıradan bir makroekonomik kamu finansmanı uygulaması olacaktır.


Geleneksel anlamda belki de en küstah kleptokrasi vakası hükümetin haydutların ellerine geçtiğini açıkça gördüğümüz bazı komünizm sonrası ülkelerde söz konusudur. Burada kleptokrasi herhangi yasalara uygunluk yahut da anayasa maddelerine uyarmış görünme kaygısı dahi bulunmadan işletilmektedir. Eski komünist rejimlerin kolluk kuvvetlerinin kurumlarının biri veya öbürüne ait zorlayıcı güce sahip bir şefin hizmetinde görünen birinin ahbap kayırmacılığıyla kimi bireyler kendilerinin olmayan çok büyük servetleri (özel kurumların kamulaştırılması gibi bahanelerle) ele geçirebilmektedirler. Bazen petrol gibi büyük doğal kaynakların keşfedilmesi hükümetlerin kleptokratik doğasını harekete geçirir. Çünkü böyle bir durumda onlar bu kaynaklar üzerinde tekel oluşturarak küresel pazarlara asıl yasal sahibi gibi pazarlayabilmektedirler. Bu tür devletler toplumun mülkünü diğerlerinin haklarını hiç itibara almadan ve en küçük bir yasal mantık yoluna başvurmadan doğrudan alıp el koyma yoluyla yaygın bir sistem oluşturmaktadır.

Kaynak: https://www.libertarianism.org/encyclopedia/kleptocracy Tibor Machan – 15 Ağustos 2008

Yorum gönder

Yorum göndermek için giriş yapmalısınız.