Kapitalizm

Sözlük | canakci | Temmuz 10, 2018 at 10:28 am

Bir ekonomik sistem olarak kapitalizm ekonomik modernitenin merkezi özelliğidir. Çağdaş bir ekonominin başka hiçbir tür düzenlemesi başarılı olamamıştır. Liberteryenler genel olarak kapitalizmi eleştirenlere karşı destekler ve savunurlar ancak onun daha saf, daha ödünsüz bir hâlini isterler.

Günümüz ekonomik ve siyasi tartışmalarında sıkça kullanılan bir terimdir kapitalizm. Başlangıçta kötüleyici amaçla üretilmiş olsa da bu terim 1960’lardan bu yana açıkladığı fenomenin hem destekleyicileri hem de karşıtlarının kullandıkları nötr bir kavram olmuştur. Geniş anlamıyla kapitalizm üretim araçlarının (biriktirilmiş varlıklar ya da kapitalin) özel mülkiyette olduğu ve bu varlıkların üretim faaliyetindeki “”kullanımlarının”” sahiplerinin seçimlerine göre belirlendiği bir ekonomik sistemi ifade eder. Tanımın karşıtlarından çok destekleyicilerinin kullandığı ikinci kısmı bu kullanımların sahiplerinin özgürce katıldıkları gönüllü mutabakat ve alışverişler sonucunda gerçekleşmesiyle ilgilidir. Diğerlerine mal ve hizmetlerini sunan “sahipler”in genellikle varlıklarına sağlanacak getiriyi maksimize etmeyi amaçlayacakları varsayılırsa da ekonomik faaliyetlerin geniş ölçüde pazar güdümünde (serbest takas ve piyasanın bulunduğu bir sistemdeki üretici ve tüketicilerin ilişkilerine dayalı seçimleriyle belirleneceği) kabul edilir. Çünkü bu ilişkiler fiyatları ortaya çıkartır, “sahipler” de seçimlerini piyasadan gelen bir sinyal niteliğindeki bu fiyat bilgilerine göre belirlerler.

Ancak yaygın olarak kullanılan ve kabul gören bu tanımın bazı problemleri bulunmaktadır. Tanımda kullanılan “ideal tip” karmakarışık olan gerçek durumu tam olarak yansıtmamaktadır. Dahası bu tanımla kapitalizm pazar ekonomisi ile yani özel mülkiyet ve takasa dayalı herhangi ekonomik sistemle neredeyse eşanlamlı hale gelmektedir. Bu durum kapitalizm kelimesinin 19. yüzyıl sonlarına kadar yaygın kullanıma girmemiş olması dolayısıyla bu terim ve fenomenin tarihselliğinin anlaşılmasında bir eksiklik ve yanıltıcılığa yol açabilmektedir. Bir ekonomik sistem olarak kapitalizm belirli ayırıcı özellikleri ile 19. yüzyıl sırasında ortaya çıkmış ve 1920’lere kadar da tam olarak gerçekleşmemiş spesifik bir pazar ekonomisidir.

Gerçekte kapitalizm sözcüğü oldukça yenidir. Şaşırtıcıdır ki Marx bu sözcüğü basılı eserlerinin hiçbirinde kullanmamış, sadece hayatının sonuna doğru yaptığı bazı yazışmalarında bu sözcük geçmiştir. (Şüphesiz üretici kaynaklar anlamında “kapital” sözcüğünü kullanmış, bazen de kapitalistlerden söz etmiş ama daha çok burjuvazi sözcüğünü kullanmıştır. Oxford İngilizce Sözlüğüne göre Kapitalizm sözcüğünün basılı bir eserde kayda geçen ilk kullanımı 1854 yılında William Makepeace Thackeray’in Newcomes (yeni gelenler) isimli taşlama eserinde olmuş. Ancak, 1890’lara kadar yaygın kullanıma ulaşmamış. Bir tanımlayıcı ve analizde ilk olarak geniş çapta kullanılışı 1902 yılında Werner Sombart’ın Der Moderne Kapitalismus (Çağdaş Kapitalizm) isimli eserinde olmuş. Ondan hemen sonra yaygın olarak kullanılmaya başlanmış ve 1920’lere gelindiğinde Sovyetler Birliğinin ve her taraftaki sosyalist partilerin yeni sosyalist sistemiyle meydan okuduğu “statüko”yu ifade eden bir terim haline gelmiş. 1920’lere kadar sosyalizme veya devlet müdahaleciliğine karşı olanlar kendi savundukları sosyoekonomik sistemi tanımlamak için kapitalizm sözcüğünü hiç kullanmadılar. Onların tercih ettikleri terim “bireycilik” idi. Sombart gibi yazarlar açısından Kapitalizm bir opprobrium (aşağılama sözcüğü)ydü. Ancak, daha sonra çoğu zaman olduğu gibi kapitalizm sözcüğü muhatapları tarafından bir onur nişanı olarak kabul edildi. Bunun ilk örneklerinden birisi 1925 yılında İngiliz yayıncı ve entelektüel aktivist Sir Ernest Benn’in 1925’de yazdığı “Bir Kapitalistin İtirafları” isimli eserdi; ardından pek çok diğerleri geldi. Buna rağmen pek çokları da serbest girişim (hür teşebbüs), ya da rekabetçi sistem ifadelerini kullanmayı tercih ettiler; Her iki tarafın da “kapitalizm”i terim olarak kullanmaya başlamaları 1960’lardan sonra oldu. Milton Friedman’ın Kapitalizm ve Özgürlük isimli 1962 tarihli eseri terim olarak olumlu anlamda çekincesizce kullanan popüler ilk kitaplardan biridir. Bir diğer dönüm noktası da 1969 tarihli Ayn Rand’ın “Bilinmeyen İdeal” ve Alan Greenspan dâhil diğer yazarların eserlerinden oluşan Kapitalizm isimli makaleler derlemesindeki kullanımıdır.

1920’lerden itibaren Kapitalizm —geniş anlamıyla— üretim aracı olarak “özel mülkiyetin” ve takas için de “piyasanın” (iki unsurun kombine olarak) kullanıldığı sistem anlamına gelmektedir. Kelimenin kullanımı da (bu iki unsurdan biri veya her ikisini de istemeyen ) çeşitli türlerdeki sosyalizm ile çeşitli nedenlerle sosyalizme karşı duranlar arasındaki münazaradan kaynaklanmıştır. Ancak, bu kullanım problemlidir. Basitçe “şeylerin olduğu gibi” demek için kullanılmadığı zaman, kapitalizmi bir piyasa ekonomisi ile aynı şey yapar ve aslında birçok yazar iki terimi aynı şekilde ele alır. Bu imada iki sorun var. Birincisi, daha az önemli olan, daha önce verilen tanımın, mevcut modern ekonomik hayatın gerçek dağınık gerçekliğine karşılık gelmemesidir. Özellikle, devletin sıkça görülen rolünü ve kaynak sahiplerinin kendi çıkarları için siyasal iktidarı ele geçirme ve kullanma biçimlerini göz ardı eder ve piyasa sinyalleri kadar politik sinyallere sıklıkla yanıt verir. Bu doğrudur, fakat bu terimin, her zamanki ideal soyut tip sosyalizm veya komuta ekonomisine zıt olan bir Weberci ideal tip olarak kullanılmasını sorgulamaz.

Daha ciddi zorluk ise, kapitalizmin çağdaş kullanımının büyük ölçüde ahistorik olmasıdır. Bu yorum şimdiki tarih yazıcılığı göz önüne alındığında garip gelebilir, ancak bu tamamen doğrudur. Eğer kapitalizm özel mülkiyet ve piyasa tahsisinin bir birleşimi ise ve bu nedenle de piyasa ekonomisi ile çok benzerse, sorun tarihsel olarak onu bulmaktır. Hem özel mülk hem de piyasalar, kaydedilen tarihin neredeyse her döneminde var olmuştur; aslında, bunlardan biri ya da her ikisinin birden göz ardı edildiği dönemler olmuştur. Zorluk, örneğin, ortaçağ ya da erken modern Avrupa ekonomisi ile bugünkü ekonomi arasındaki farkların (aynı terim kullanıldığında) o kelimeyi neredeyse anlamsız kılacak derecede büyük olmasındadır.

Marksistler, kapitalizmi Marx’ın tarih şemasındaki ekonomik kalkınmanın ardışık aşamalarından biri için etiket olarak kullanarak bu problemden kaçınmaya çalışırlar. İlkel komünizmin, köleliğe dayalı eski ekonomiler tarafından takip edildiğini, sonra feodalizmle, fealty (tebaanın efendiye sadakat yemini) ilişkilerine dayanarak, daha sonra da piyasa ilişkilerine dayanan kapitalizm ile sürdürüldüğünü ileri sürerler. Her aşamada, baskın üretim faktörünü (yani köle sahipleri / toprak sahipleri / kapitalistler) kontrol eden bir yönetici sınıf vardır. Bu şema kapitalizmi ekonomik tarihte ayrı bir aşama haline getirmektedir. Ancak, kaçış belirgindir. Ampirik araştırmalar, piyasaların ve özel mülkiyete ait üretim varlıklarının (sermaye) birikimlerinin çoğu zaman ve yerlerde bulunduğunu ve dönemlendirmeye ilişkin herhangi bir tarih vermenin neredeyse imkânsız hale geldiğini ortaya koymaktadır. Marksist tarihçiler, Marx’ı takip ederek, 14., 17. ve 18. yüzyıllarda feodalizmden kapitalizme geçişi çeşitli şekillerde konumlandırdılar. Marksist olmayan tarihçiler, modern dünyanın endüstriyel kapitalizmi ile tarım veya ticari kapitalizm olarak tanımlanan daha önceki varyantları birbirinden ayırt etmeye çalışmışlardır. Yine, bu formları kronolojik olarak tespit etmek son derece zordur ve bu belirsizlik kapitalizmi değişim-temelli herhangi ekonomik faaliyet için başka bir terimden daha farklı yapmaz.

Kapitalizmi daha kesin bir anlam kazandıran ve aynı zamanda modern dünyayı anlamamızı artıran bu bilmeceye çözüm, piyasa, piyasa ekonomisi ve kapitalizm kategorileri arasında ayrım yapmaktır. Bu tür analizlere en iyi örnek, Fernand Braudel’in Materyal Medeniyeti ve Kapitalizm’inin üç bölümden oluşan eseridir. İnsanlık tarihi boyunca ticaret ve takas içeren ekonomik faaliyetler var olmuştur. Ancak, bunlar tek ekonomik faaliyet türü değildir. Zenginliklerini artırmak için kıt kaynakların manipülasyonunu içerdiğinden ekonomik, ancak ticaret, takas veya para içermeyen bir dizi fenomen de vardır. Böyle bir faaliyet, ev ya da günlük yaşam alanına aittir ve Şarlman zamanı Avrupası(751-987)ndaki gibi bir geçim ekonomisinin baskın özelliğidir. Ticari ilişkilerin yaygın ya da baskın olduğu bir ekonomi, bir piyasa ekonomisidir. Bununla birlikte, piyasa ekonomileri sınıfı ya da piyasa temelli ekonomik sistemlerin başka bir yolla ortaya konması, hem teoride hem de gerçek tarihsel örneklerle ilgilidir. Böylece klasik İslam dünyasının ticari pazar ekonomisi hem eski selefinden hem de modern piyasa ekonomisinden farklıdır. Bu düşüncede kapitalizm, ayırt edici özellikleri olan belirli bir piyasa ekonomisidir. Aynı zamanda, belirli ve tanımlanabilir bir zaman ve yerde göründüğü gibi tarihsel olarak da yer almaktadır.

Eğer her türlü piyasa ekonomisi özel mülkiyet ve değişime sahipse, kapitalist çeşitliliğin ayırt edici özellikleri nelerdir? Modern ekonomiye baktığımızda, başlangıçta kuzeybatı Avrupa’da gelişmiş, ancak daha sonra geniş çapta, daha çok, belli kurumlar ön plana çıkıyor. Kapitalizm olarak adlandırılan piyasa ekonomisini tanımlayan bu ayırt edici ve tarihsel olarak özel kurumlar. En önemlisi yatırım için bir pazarın varlığıdır. Bireylerin bir teşebbüse yatırım yapmalarına izin veren ve dolayısıyla bu teşebbüsün yarattığı zenginlik ya da gelirin bir kısmına bir güvence iddiası tesis eden kurumlar olması tarihsel olarak yaygındır. Kapitalizmde, bu iddialar (paylar veya hisse senetleri) tamamen ticarete konu olabilir, başka bir mal gibi satın alınabilir ve satılabilir ve sofistike pazarlarda işlem görür. Bu süreç, tarihsel olarak piyasa ekonomisinin diğer biçimlerinde olduğundan daha fazla yatırım ve sermaye birikimine yol açan bir yatırım pazarı yaratır. Bu kavramla yakından ilgili olan şey, kapitalizmin bir başka ayırt edici özelliğidir; büyük şirketler aracılığıyla büyük ölçekli üretimin örgütlenmesi, sınırlı sorumluluk ve sürekli ardışıklık (birinin gidip ardılının gelmesi) gibi iki temel ilkesine dayanmaktadır. Yine kapitalizmi, 18. yüzyılın ortalarından önce hâkim olan ticari piyasa ekonomisi ile karşılaştırmak öğreticidir. Ortaçağ ve erken modern Avrupa’da (Medici ve Fugger gibi) büyük şirketler vardı, ama bunlar esasen akrabalık bağlantıları ve tüccarlar arasındaki ittifaklar etrafında inşa edilen büyük aile işletmeleriydi. Kapitalizmde, firma giderek Peter Drucker ve Alfred Chandler gibi bir dizi yazar tarafından tanımlanan türden yapılandırılmış ve kişisel olmayan bir örgütlenmeye dönüşür. Bu kuruluşlar gerçek sahipleri / yatırımcılar tarafından yönetilebilir, ancak genellikle bu işlevi yerine getiren profesyonel yöneticilerdir.

Kapitalizmin anahtar kişisi pazardaki boşlukları fark eden ve hem arz hem de talebi koordine eden ve daha da önemlisi “yaratıcı yıkım” ya da “sabit” sürecini harekete geçiren yönetici / sahibi / yatırımcı rollerinden birini üstlenen girişimci oluyor. Bu durum Kapitalizmin çok belirgin bir özelliğidir. Kapitalizmin dördüncü özelliği ise ilk iki özellikten kaynaklanan artan verimlilik sayesinde kısmen mümkün kılınan kitlesel tüketim ve üretimdir. Son olarak, son derece önemli, ancak az fark edilen, emek pazarlarında oynadığı baskın rol, kapitalizmin bir başka önemli yönünü oluşturmaktadır. Tarihsel olarak, kölelik, serflik ve diğer ödenmemiş emek biçimlerinin aksine yaygın olan çıraklık sözleşmesi biçimi idi. Bugün, işveren ve çalışan arasında uzun vadeli ve son derece belirleyici kontratlar ile ücretli istihdam yaygın iken çıraklık sözleşmesindeki biçim sadece yüksek bedelle organize edilen profesyonel atletler ve sanatçılar ve sporcular için geçerlidir —Avrupalı futbolcular ve Amerikan sinema oyuncuları öne çıkan örnekler.

Piyasa ekonomisinin kapitalist biçimi ilk olarak kuzeybatı Avrupa’da 1720 ve 1860 yılları arasında gelişti. Bu, kademeli bir değişim sürecinde olan, ancak var olan birkaç ekonomik kurumun radikal bir dönüşümüyle ortaya çıkan, ancak daha önceden de var olan ticari piyasa ekonomisinden doğdu. İki önemli yön, 1690′lardan başlayarak sermaye piyasalarının ortaya çıkması ve 1720′lerden sonra ve özellikle 1862′de İngiliz Şirketler Yasası’nın yürürlüğe girmesinden sonra ortaya çıkmasıydı. Bu değişiklikler ekonomik yenilikleri, tasarrufları, yatırımları ve hepsinden önemlisi, güvenli ve uygulanabilir mülkiyet haklarını ve sınırlı ve sınırlı siyasi güce sahip bir hukuk kuralını tercih eden bir dizi kurumun Avrupa tarihinin önceki bir döneminden zaten mevcut durumda olmasından dolayı mümkün oldu. Ancak, ticari bir piyasa ekonomisinden kapitalist bir yapıya geçiş kaçınılmaz değildi ve modern ekonomiyi daha önceki Avrupa tarihinin yönlendirildiği bir hedef olarak düşünmemeliyiz. Çin gibi diğer piyasa temelli ekonomilerde böyle bir geçiş gerçekleşmemişti ve kritik faktörlerden biri, Avrupa’nın belli başlı devletler tarafından baskın iktidar olarak kurulmasına yönelik çeşitli girişimler karşısında devam eden siyasi bölünmüşlük gibi görünüyor. Bu siyasi bölünme, devletler arasında kurumsal rekabetler dâhil bir rekabete yol açtı ve Çin’de olduğu gibi, bir iktidarın tüm ekonomik değişimi kontrol etmesini engelledi.

Yakın zamanda yenilenmiş bir popülerliğe sahip olan bir tez, kapitalizmin ortaya çıkışının, önceki tüm sosyal sistemlerle gerçekten radikal bir kopuşu içerdiğini iddia ediyor. Nihayetinde Karl Polanyi’nin Büyük Dönüşüm’den türeyen bu argüman, iki unsurdan oluşur. Birincisi, 18. yüzyılın sonlarından önce ticaretin veya değişim ilişkilerinin (yani piyasaların) rolünün sınırlı olduğu ve tüm piyasa alışverişinin diğer sosyal ilişki türlerinin içinde “gömülü” (onlar ile tam bağımlı) olduğu iddiasıdır. Özellikle, bu teori toprak ve emeğin serbestçe ticarete uğradığı mallar olmadığı iddiasındadır. Ampirik araştırmalar bu varsayımın açıkça yanlış olduğunu göstermektedir. Daha önce de belirttiğim gibi, pazarlar ve değişim ilişkileri, kaydedilen tarihin çoğu için dünyanın kültürlerinin ve medeniyetlerinin çoğunun merkezi bir özelliği olmuştur. Hem toprakta hem de işgücünde serbest değişim, Orta Çağ İngiltere’sinde, Alçak Ülkelerde(Belçika, Lüksemburg, Hollanda) ve Song Hanedanı zamanı Çin (960–1279 A.D.) gibi dünyanın başka yerlerinde bulunabilir. İkinci iddia, kapitalist bir ekonominin yükselişinin, daha önce var olmayan dünyayı düşünmek ve algılamak için yeni bir insan rasyonalitesinin ortaya çıkmasını içermesidir. Bu düşünceye göre, 18. yüzyıl sonlarından önce Avrupa toplumu (ve dünyanın başka yerlerindeki diğer toplumların uzantısı), “ekonomik rasyonalite” kullanmıyordu ve daha ziyade ekonomik etkenlerin egemen olduğu bir “ahlaki ekonomi” olarak düşünmüştü. Yine, bu düşünce, 19. yüzyıldan önceki insanların ekonomik hesaplamayla daha az değil, daha çok olduğunu gösteren ampirik araştırmalarla çelişmektedir. Kapitalist tipte piyasa ekonomisinin yeniliği, bizim bu yeniliği abartmamıza ya da tam teşekküllü haliyle aniden sahneye çıktığına inanmamıza yol açmamalı.


Genel olarak, liberteryenler kapitalizmi güçlü bir şekilde desteklemektedir. Kapitalizmi, sunulan alternatiflerin herhangi birinden daha üstün görüyor olmaları nedeniyle, bu görüşü kısmen tutuyorlar, fakat onların destekleri, kapitalizmle ilgili olarak, “diğerlerinin dışında en kötü sistem” olarak görmekten biraz daha olumludur. Liberteryenler, modern kapitalizmi hem özgürlüğün hem de iyi bir yaşamın olmazsa olmaz, esas koşulu olarak görüyorlar. Ayrıca, faziletli ve ahlaken savunulabilir olduğunu ve diğer herhangi alternatifine göre ahlakî değerler ve erdemlerin her biri açısından tutarlı ve takdire şayan bir ekonomik sistem olduğunu ileri sürerler. Bazı liberteryenler, kapitalist bir sisteme desteği doğuştan gelen doğal haklar bütünü gibi belirli belitsel (aksiyomatik) inançların gerekli sonucu olarak görürler. Diğerleri kapitalizmin yararlı sonuçlarını vurgulamayı tercih ediyorlar. En belirgin olanı, kapitalizmin ilk ortaya çıkmasından bu yana ortaya çıkan pratik bilgi ve zenginlikteki kayda değer artıştır. Sıradan insanlar için yaşam kalitesinde büyük bir iyileşmeye yol açmanın yanı sıra, kapitalizm, özgürlüğün söz konusu olduğu yerlerde net faydalar sağlamıştır. Kapitalizm bireylerin kapasitelerini veya eylemliliğini, yani hedefleri gerçekleştirme yeteneklerini büyük ölçüde artırır. Hareketliliğin artması ve bilginin daha geniş bir şekilde yayılması gibi diğer faktörlerin yanı sıra, daha sadece 300 yıl önce hayatları doğuştan kendileri için belirlenen insanlara şimdi artık açık alternatifler ve bir dizi yaşam seçenekleri sunmaktadır. Kapitalizm, aynı zamanda modern dünyada köleliğin ve diğer türden özgür olmayan emeğin ortadan kalkması, kadınların özgürleştirilmesi, dini inancın özelleştirilmesi gibi liberteryenlerin karşıladığı diğer türden değişikliklerin gerçekleşmesiyle de doğrudan irtibatlıdır.

Bu olumlu değişimlere rağmen, kapitalizmi bir taraftan sosyalizm ya da faşizm gibi alternatiflere karşı desteklerken, öte yandan aslında mevcut kapitalist ekonomilerin pek çok özelliğini de eleştiren bir liberteryen düşünce geleneği vardır. Hemen hemen tüm liberteryenler, karma ekonomi fikrine karşı düşmancadırlar ve büyük firmalar ile politik güç arasında sık gerçekleşen ensest ilişkiyi yoğun bir şekilde eleştirirler. Var olan kapitalizm, ideal bir saf laissez-faire tipine zıt oluşuyla da eleştirilmektedir. Ancak bazıları daha da ileri giderek, daha “ana akım” liberteryenlerin desteklediği kapitalist ekonomilerin önemli özelliklerini de eleştiriyorlar. Kurumsal organizasyon biçiminin ve sınırlı sorumluluk gibi bazı temel özelliklerin ısrarlı bir eleştirisi vardır. Serbest meslek genellikle ücretli emeğe göre daha üstün görülmekte ve ücretli emeğin büyümesi şiddetle reddedilmektedir. Fikri mülkiyet kurumu, liberteryenler tarafından yıllarca haksız bir tekel ya da ayrıcalık biçimi olarak görülerek eleştirilmiştir ve bu argüman hattı gittikçe destek kazanmaktadır. Güçlü bir dip dalgası da kapitalizmin kilit bir parçası olarak ortaya çıkan yönetimsel sınıfta karşı gelişen düşmanlıktır. Bu türden radikal liberteryenler, büyük ticari kuruluşların egemen olmadığı ve daha az ücret emeğine sahip olan farklı bir piyasa ekonomisini savunma eğilimindedirler.

(Kaynak: Stephen Davies 15 Ağustos, 2008. https://www.libertarianism.org/encyclopedia/capitalism)

Yorum gönder

Yorum göndermek için giriş yapmalısınız.