Üç Adalet Teorisi

Hikayeler / İnsanlık Halleri, Zeitgeist / Denemeler | | Mart 27, 2019 at 1:09 pm

Halen en fazla dikkat çeken üç farklı adalet teorisi var. J. S. Mill’in(1806 – 1873) “Utiliteryenizm”, John Rawls’ın (1921-2002) “Hakkaniyet olarak Adalet”, ve R. Nozick’in(1938 -2002 “Liberteryen Ahlakı”. Tabii bunların her birine karşı itiraz ve karşı argümanlar da geliştirilmiş. Şimdi genel hatlarıyla bunlardan ve karşı çıkılan özelliklerinden söz edelim.

Adalet nedir? Bu kelime farklı birçok kavramı ifade etmekte kullanılabiliyor. Haklara sahip olmak, hakkaniyet, eşitlik.. gibi. İnsanlar haklarının ihlal edilmesinin (sözgelimi bir hukuk mahkemesinde suçlu olduğu kanıtlanmadan hapse atılmak, kendisine zarar veren birinin zararı tazmin etmek istememesi, ya da ayrımcılıkla en liyakatli olduğu bir işe alınmaması gibi durumların) adil olmadığını düşünürler. Adalet teorileri ille de ahlâkî olmak durumunda değildir. Adalet biraz daha spesifik bir durumdur ve hatta ahlaklılıktan tümüyle farklı olduğu da düşünülebilir.


Mill’in faydacı (utiliteryen) adalet teorisi

Faydacı düşünenler adalet ile ahlaklılık arasında önemli bir ayrım olmadığı düşüncesine sahiptirler. Adaleti ahlaklılığın bir parçası olarak görür ve diğer ahlakî endişelere göre daha yüksek bir önceliği olduğunu düşünmezler.

Faydacılar özellikle iyiliği (değeri olan şeyleri) ilerletmemiz gerektiğini ve çoğu iyiliğin mutluluk, esenlik, ongunluk (bayındır olmak), arzuların tatmini gibi tek bir iyilikte bulunabileceğini düşünürler.  Faydacıların adalet fikirleri ahlaklılığı hukuka, ekonomik paylaşım ve siyasete bağlar. Onlar hangi ekonomik yahut siyasi prensipleri söylerlerse biz de kabul edeceğiz ki? Bu cevabı kolay bir soru değil ve hâlâ havada kalmaktadır. En iyi ekonomik ve siyasal sistemleri ürettikleri etkilerine bakarak keşfetmek zorundayız.

Faydacılar çoğu zaman sosyal refahı savunurlar, çünkü herkesin huzurlu, mutlu olması ahlakı ilgilendirir ve onlar için sosyal refah herkesin en az belli bir düzeyde ongunluğunu garanti etmenin iyi bir yolu olarak görünmektedir. Öte yandan faydacılar serbest ticareti de savunurlar çünkü (a) serbest ticaret insanları üretken olmaya teşvik eder ve sıkı çalışmayı ödüllendirir, (b) serbest piyasa geniş ölçüde özgürlükleri sağlar, (c) özgürlük daha fazla zenginlik getirme eğilimindedir ve (d) özgürlüklerin azalması insanların acı çekmesine yol açar.

Faydacı adaletin bir kavranış biçimi John Stuart Mill’in Utilitarianism isimli çalışmasında görülmektedir. Mill adaletin ahlaklılığın bir alt kümesi olduğu ve adaletsizliğin de belirli bireylerin haklarının ihlali ile ilgili olduğu görüşündedir.

Mill der ki “Adalet sadece haklı olanın yapılmasının doğruluğunu ve yapılmamasının yanlışlığını söylemez, ayrıca kimi bireylerin bizden ahlakî hak olarak da talep ettiği de bir şeydir. Ahlaklılık adaletten daha geniştir, çünkü kimi zaman başkalarına yardım etmekte kahramanlık gösterip, görevimizin gerektirdiğinin de ötesine geçerek, (pek “adalet örneği” olarak tanımlayamayacak) bazı şeyleri de yapmamız inanılır bir durumdur. Böyle yaptığımızda buna hakkımız da olmalı mıdır? Faydacı esaslara dayalı olarak toplumdan sahiplik hakkımızın savunulmasını istemekle ilgili bazı meşru taleplerimiz olabilecekse eğer (bunun olmasına “niye olacakmış ki diye” itiraz edeceklere) verebileceğim tek cevap “genel fayda” olacaktır.   

Toplumun herkes için tanıyacağı haklar veya koyacağı kurallar halkın genel gönencini ve zenginliğini arttırır. Uzun dönemde iyi olma halimizin arttırılacağı beklentisiyle bazı haklarımızın da olması gerekir. 

Mill’in haklar kavrayışı hem (kamusal eğitim, gıda, barınak, sağlık yardımı gibi) pozitif, hem de (ifade özgürlüğü, inanç özgürlüğü vb) negatif hakları kapsar. Bu iki tür hakkın ikisi de halkın genel ongunluğunu arttırma potansiyeli taşır.

Faydacıların somut önerileri

Ekonomik düzenleri geliştirmek için örneğin;
Mill işçilerle mal sahipleri arasındaki bölünmeyi azaltmak gerektiğini söylemiştir. Patronlarla çalışanları arasında sınıf mücadelesi ve diğer düşmanca ilişkiler söz konusu oluyor. Oysa birbirinden kesin çizgilerle ayıran patron ve çalışanların bir şekilde birbiri içine katışması ile bu sınıf mücadelesi ve düşmanca ilişkilerin azaltılması mümkün olabilir. Örneğin, kârlar çalışanlarla paylaşılabilir, demiştir.

Gelir eşitsizliğinin azaltılması teşvik edilebilir. Daha çok para kazandıkça kazancın iyi oluşumuza olan katkısı azalır. Milyarlarca doları olanların sahip oldukları her dolardan elde ettikleri yarar diğerlerinin edeceği kadar değildir. Fakirler genellikle tıbbi ihmallerden dolayı ölüyorlar, oysa diğer herkes hayatta kalmak için ihtiyacı olan şeyleri elde edebiliyor. Zenginlerin sahip olduğu lüksün onların iyi olma durumuna olan katkısı eğer servet paylaşılacak olsa diğerlerinin ihtiyaçlarını karşılayabilme durumunun onlara sağlayabileceği iyi olma durumuna göre önemsizdir. Eğer fakirlere yardımcı olmak üzere zenginleri vergilendirirsek bundan daha fazla bir iyi olma durumu ortaya çıkacaktır.

Mill’in adalet teorisinin uygulanışı

Mill haklarımız, yasalarımız olması ve devletin iyiliği maksimize etme yönündeki müdahalesinin acı çekme şeklideki kötülükleri azaltıp mutlulukları arttıracağı düşüncesindedir. Kısacası faydacılık mutluluğu maksimize etmemizi ister ve acı çekmenin mutlulukla uyuşmadığını ve onu tahrip ettiğini ileri sürer. “Herhangi bir hakkı ihlal etmeyen bir şey haklıdır ve mutluluğu maksimize edecek ideal haklar vardır” der. Ama bize ideal hakların neler olduğunu söylemez. 

Mill’in faydacı adalet teorisini hayatımıza nasıl uygulayabiliriz? Öncelikle daha büyük mutluluğa götürebilecek olan hakların hangileri olduğunu bulup belirlememiz gerekiyor. İkinci olarak da belirli bir durumda bu hakların ihlal edilmekte olup olmadığını bulabilmeliyiz.

Bizi daha büyük mutluluğa götürebilecek olan haklar hangileridir? –Bunlara ait bir liste önerisi evrensel insan hakları beyannamesinde yer almaktadır. Bunlardan üç tanesini ele alalım:

1. Mülkiyet hakkı – “Hiç kimse keyfi olarak mülkiyetinden mahrum edilemez.” (Madde 17). İnsanların mülkiyet hakkının olması en az dört nedenle gereklidir. Birincisi insanların çeşitli ihtiyaçları vardır ve mülkiyet bu hakları karşılamakta çok yardımcı olur. Yiyecek ve barınak ihtiyacımız var ve insanlar bunları elimizden alırlarsa ölür veya hasta oluruz. İkincisi geleceğimizi (örneğin emekliliğimizi) gün boyu planlarız ve mülkiyet hakları bu planların tutarlılığı için gereklidir. Üçüncüsü, soyulduğunda, (çalınanlar sadece lüks eşyaları olsa bile) insanlar allak bullak olur. Dördüncüsü, insanların emeğinden bir kârı olması sıkı çalışmasını ve üretken olmasını teşvik eder, bu da toplum genelindeki zenginliğin artmasını getirir.

2. Sosyal yardım hakkı – “Herkes kendisi ve ailesinin iyiliği ve sağlığı için gıda giyim, barınak ve tıbbi bakım ile kendi iradesi dışında gelişebilecek işsizlik, özürlülük, yaşlılık gibi gelirsizlik durumlarına karşı yaşam güvencesi dâhil uygun bir yaşam standardı hakkına sahiptir.” (Madde 25)

Yaşamın zorunluluklarına karşı hak sahibi olmak servetin yeniden dağıtımını gerektirir, ancak bu durum en çok yardıma ihtiyacı olanlara sağladığı yardım ve bu suretle genel iyiliği arttırmasına karşın bazılarına zarar verecektir. Fakirlere verilecek mutluluk buna karşılık diğer herkesin iyiliğinden biraz geri almayı haklılaştırır. Yukarıda söylediğim gibi, servetin yeniden dağıtımı gelir eşitliğini arttırır ve faydacılık da daha fazla gelir eşitliğini haklılaştırmaktadır.

Sosyal yardım güvencesinin mülkiyet haklarını ihlal ettiği ileri sürülebilir, ama insanların hakları arasında çelişkiler olması doğaldır. Bazen bir hakkın öbür hakkı çiğnediğini düşünürüz. Faydacıların teorisine göre bir hakkın öbürünü çiğnemesi durumu eğer sonuçta daha büyük bir mutluluk ortaya çıkacaksa haklılaştırılabilir. Örneğin herkesin saldırılmamaya hakkı olmasına rağmen eğer kendimi korumak için birine saldırırsam bu haklı olabilir. Kendi iyi durumda olma hakkım benim için tehlike yaratan birine zarar vermemi haklılaştırabilir.

Faydacılık teorisine göre birilerinin haklarını çiğnememizi gerektiren ahlaki endişeler de söz konusu olabilir. Sosyal yardım güvencesine hakkımız olmasa da mülkiyetin yeniden dağıtımını ahlaki öncelik haline getirecek şartlar yine de söz konusu olabilir. Servetin zorunlu yeniden dağıtımının alternatifi suç oranlarının artması —fakirlerin zenginlerden çalmak dışında bir seçeneğinin kalmaması— hatta fakirlerin kendi durumlarını kabul edilemez bulmaları halinde ayaklanmaları bile söz konusu olabilir.

Mill diğer insanlara yardım “yükümlülüğümüzün” hangi noktada başlayacağı konusuna bir açıklık getirmemiştir, ancak servetin yeniden dağıtımı kuşkusuz böyle bir yükümlülüğümüz olacağını, çünkü insanların eğer vergilerini ödemeyi reddederlerse cezalandırılabilmeleri söz konusudur.

3. Eğitim hakkı – “Herkesin eğitim almaya hakkı vardır. Eğitimin en azından ilk ve temel safhaları ücretsiz olmalı ve temel eğitim herkes için zorunlu olmalıdır. Teknik ve mesleki eğitim herkese açık olmalı ve yüksek eğitim de liyakate göre herkes için erişilebilir olmalıdır.” (Madde 26). Yaygın eğitim topluma birçok yönden yardımcı olur. Bunlardan birkaçını ele alacak olursak, öncelikle insanların nasıl daha üretken olunacağını ve toplumda daha yüksek mevkilere nasıl ulaşılabileceğini bilmesine yardımcı olur. Eğitimin artması sadece fırsatları arttırmaz, insanlara daha iyi mevkilere ulaşarak hayatlarını geliştirme fırsatı olduğunu gösterir ve daha üretken olmaya teşvik eder. İkincisi, eğitim hakkı olmadan çoğu insan toplumda daha iyi bir mevkie ulaşma şansı hiç olmadan fakirliğe çakılı halde kalır ve bu da insanların daha üretken olma motivasyonunu tahrip eder. Hatta fakirleri daha iyi bir hayatı elde etmek için tek şanslarının suç işlemek olduğuna inanmaya teşvik edebilir. Daha iyi fırsatlarının olması suç işleme arzusunu azaltır, çünkü çoğu zaman bu şekilde hayatını iyileştirmekte suç ile sağlanabileceğinden daha etkili ve daha az riskli yollar bulunabilecektir.

Haklar ne zaman ihlal edilir? – Aşağıdaki altı durumu düşünüp herhangi bir hak ihlali olup olmadığını değerlendirelim:

Bir şirketin insanların (aldıkları sırada çalıştığını düşündükleri için) para ödedikleri ancak aslında çalışmayan TV cihazlarını satıp halkı dolandırdığını düşünelim. Bu herhangi birinin haklarının ihlali midir? Mill bunu “evet” diye cevaplar, mülkiyet hakkının ihlalidir çünkü satın alma anlaşması bozuk televizyon almak üzerine değildir. Satın alırken çalışmadığı özellikle belirtilmemişse TV cihazının çalışmaması mülkiyet hakkının ihlalidir.

Samantha fakir bir aileden gelmekteydi, hiçbir eğitim almaya maddi olanağı yoktu. İş bulamadı, yiyecek alamadı ve acından öldü. Öte yandan toplumun neredeyse sadece zengin üyelerinin erişebildiği gıda ve servet bolluğu bulunmaktadır. Burada herhangi bir hak ihlal edilmiş midir? Mill’e göre edilmiştir, çünkü (a) bedava bir eğitim almış olmalıydı ve (b) sosyal yardıma hakkı olmalıydı ve servetin yeniden dağıtımı onun hayatta kalmasını sağlayabilirdi. İnsanların birbirine yardım etmek görevidir ve başkalarının açlıktan ölmesine izin veremezler.

Hükümet tüm kârların %10’unu fakir ailelerin yaşam ihtiyaçlarını karşılayabilmelerine yardım için vergi olarak alır. Vergilerini ödemeyenler cezalandırılabilir. Herhangi bir hak ihlal edilmekte midir? Burada mülkiyet hakkının ihlal edildiği açık olmakla birlikte Mill’e göre bu ihlal etik nedenlerle zorunludur —hakların çelişmesi veya “daha büyük iyilik” için ahlaki düşüncelerle zorunlu olur. Faydacı düşünceye sahip birisi kârların %10’unun alınmasının yeterli olmayacağını, ya da servetin yeniden dağılımı için daha iyi bir başka yöntemin uygulanabileceğini düşünebilir, ancak bu endişeyi şimdilik bir tarafa bırakalım.

Hükümet vergi paralarını kullanarak iflaslarını önlemek için büyük bankalara milyarlarca dolar sübvansiyon sağlayabilir. Burada herhangi bir hak ihlal edilmekte midir? Evet, bu durumda da mülkiyet hakkı ihlal edilmekte, halk bir kurtarma operasyonunu finanse etmeye zorlanmaktadır. Peki, bu durumda mülkiyet haklarının ihlal edilmesi adaletli midir? Bunun cevabı bankacılık sektörünün aldığı milyarlarca dolarlık karşılıksız paranın toplum için daha fazla bir iyiliğe yarayıp yaramayacağıyla ilgili bir konu. Eğer bankaların iflası işlerini doğru yürütemedikleri ya da insanlara talep ettikleri hizmeti doğru veremedikleri için ortaya çıkmış ise kurtarmanın daha büyük bir iyilik için olduğu söylenemez. Ama eğer “bankaların kurtarılması” eğer ekonomide ortaya çıkabilecek devasa bir felaketi önleyecekse ve önlemekte kesinlikle başka bir yol mevcut değilse o zaman haklı olduğu düşünülebilir.   

Bir büyük kuruluş kendisine rakip kuruluşu öldürmek için bir tetikçi tutmuş olsun. Herhangi hak ihlal edilmiş midir? Mill evet der, çünkü zarar verilmeme hakkına sahibiz ve bunun yapılması daha büyük bir iyiliğe de hizmet etmeyecektir. Rakip kuruluş’un (ve onların aile ve arkadaşlarının) mutluluğu diğer herkesin mutluluğu kadar önemlidir.

Rekabeti öldürmek için tetikçi tutma kararını bizzat veren kişi her kim ise yargılanır ve hapse mahkûm olur. Burada herhangi bir hak ihlali var mıdır? Evet, burada “zarar verilmeme hakkı” ihlal edilmektedir. Suçluların da diğer herkes gibi zarar verilmeme hakları vardır ve hapse konulmak özgürlük ihlalidir —masum insanlara karşı yapıldığında adaletsiz olan bu durum faydacı düşünüşe göre suçluların hapse gönderilmesi  “daha büyük iyilik için” yapılmalıdır, çünkü buradaki cebir eylemi suç eylemlerinin ve hak ihlallerinin caydırılmasında ve önlenmesinde etkilidir.

İtirazlar

1. Çok basit ve ilkel – Faydacılığa reddiyenin çoğu deontolojist (ahlak bilimci) felsefecilerden gelmektedir. Diyorlar ki faydacılık “ahlaklılık” konusuna sıkça referans vermesine rağmen bunu çok basit olarak yapmakta ve bazı ahlak prensiplerini ihmal etmektedir. Sonuçlar (iyiliğin arttırılması) ahlakla ilgisi olan tek şey olmayabilir.

2. Faydacılık “saygılı olma ihtiyacını” dikkate almıyor —İnsanlara neden saygılı olmamız gerektiğinin tam bir açıklamasını yapamıyor. Felsefecilerin faydacılığa “karşı” bazı örnekleri var. Genel iyiliği arttırsa bile bazen birini incitmek yanlış olabilir. Örneğin, genel iyiliğin arttırılması örneği olsa da organlarını (hayatta kalmak için ihtiyacı olan) birçok insana bağışlamak üzere birini öldürmeyi düşünemeyiz. Faydacı düşünceye sahip hükümetlerin —genelin iyiliğine hizmet edeceğine karar verdikleri her durumda—  insanların haklarını ellerinden alabilecekleri, ancak hakların böyle kolayca harcanabilir bir durumda olmasının da daha en baştan “hakların olması” amacını ortadan kaldırabilen bir şey olduğu eleştirisi söz konusudur.   

3. Kişisel ilişkileri ihmal ediyor  – Bazı felsefeciler kişisel ilişkilerin bizi özgün yükümlülükler altına soktuğunu, oysa faydacı teorinin bunu hesaba katmadığını ileri sürüyorlar. Örneğin ebeveynlerin kendi çocuklarını besleme ve koruma görevi var, oysa var olan tüm çocuklara karşı böyle bir görevleri yok. Kendi çocuklarını koruma ve besleme için harcamaları gereken zamanı başkalarının çocukları için de harcamaları söz konusu olamaz.

4. Çok talepkâr  – Bazı felsefeciler faydacılığın genel iyiliği olabildiğince arttırma görevimiz olduğunu ima ediyor, ancak bu çok zor bir konu. Mill’in faydacı teorisi özellikle genel mutluluğu alternatif bir yola göre daha az arttıracak bir şeyi yapmanın yanlış olacağını söylüyor. Hayatınızın her saniyesinde iyiliği arttırmak için daha iyi başka bir şey yapıyor olabilirdiniz. Mesela şimdi bunu okumak yerine belki kanseri tedavi edecek bir şey buluyor olabilirdiniz. Ne kadar daha fazla iyilik yapabileceğimizin hiçbir sınırı yok. O yüzden faydacılığın taleplerine uygun yaşamamız mümkün görünmüyor. Faydacılığa göre hiçbir eylemimiz bizi göreve çağıran şeylerin üzerinde olamaz, daha iyi bir şey yapabilecek iken keyfimize bakmamız yanlış.   

  

Nozick’in Liberteryen Adalet Teorisi

Liberteryenler negatif hakları (ve özellikle de mülkiyet hakkını), küçük hükümeti ve serbest piyasayı savunurlar. Çoğu liberteryen pozitif hakların varlığını tamamen reddeden aşırı bir görüşe sahiptirler ve sonuçları ne kadar berbat olursa olsun laissez-faire (bırak yapsınlarcı) serbest piyasayı savunurlar. Bu da hükümet düzenlemelerinin ve milli eğitimin olmamasını icap ettirir. 

Bazı faydacılar da liberteryendir, çünkü iyiliği arttırmanın en iyi yolunun liberteryenizm olduğunu düşünürler. Ancak, Robert Nozick “Anarşi, Devlet ve Ütopya” isimli eserinde —faydacılığın adaletle hiçbir ilgisinin olmadığını— savunan kendi adalet teorisini geliştirmiştir. Nozick herhangi siyasi kurumdan daha öncelikli olarak kendi doğamızdan kaynaklanan mesela mülkiyet hakkı gibi ”Locke’cu haklara” sahip olduğumuzu ileri sürer. Nozick’e göre bu haklarımız mutlaktır ve —aksi halde belki daha fazla hakkın ihlal edilmesine yol açması olasılığı bulunan durumlar dışında— hiçbir sebeple ihlal edilemez.

Nozick hakkaniyetle —yani daha önce başkalarına zarar vermeden, haklarını ihlal etmeden, birilerini dolandırmadan— elimize geçmiş olması kaydıyla sahip olduğumuz her şeyi mülkiyetimizde tutmaya hakkımız olduğunu düşünür. Dünyanın doğal zenginlikleri herkes tarafından ele geçirilebilir, ve onu ele almış olanın mülküdür. Mülkiyet haklarına ilişkin bu kavrayış üç adalet prensibiyle açıklanır:

1. Eğer ele geçirme durumu en baştan adalet prensibine uygun ise onu elinde bulunduran kişi elinde tuttuğu şeyin hak sahibidir.

2. Eğer bir kişi adalet prensibine uygun şekilde bir başkasından devralmışsa o kişi elinde tuttuğu şeyin hak sahibidir.

3. Yukarıda 1. veya 2. uygulanması ve tekrarı dışında hiçbir kimse elinde tuttuğu bir şeyin hak sahibi olamaz.

Nozick’in bu görüşü (mülkiyet haklarımızın ihlali söz konusu olduğu için) vergilendirmeyi bir çeşit hırsızlık olarak kabul ettiğini ima etmektedir. Çünkü halk hükümetleri tarafından vergilendiğinde kendi varlığını rızası dışında vermeye zorlanmaktadır. Hiç kimse meşru kazancımızı rızamız dışında bizden alamaz.  O yüzden bu durumda vergilendirme ile finanse edilen (milli eğitim veya fakirlere yiyecek yardımı gibi) her türlü kamu hizmeti de gayrimeşru olacaktır. 

Nozick kendi adalet teorisini “Wilt Chamberlain örneği” denilen bir düşünce deneyi üzerinden tartışmaktadır.

Diyelim ki sizin en beğendiğiniz ekonomik adalet biçimi yürürlüktedir ve basketbol oyuncusu Wilt Chamberlain, satılan her biletin yirmi beş senti kendisine verilmek kaydıyla bir takımda oynamayı kabul etmiştir. Beğendiğiniz ve yürürlükte bulunan adalet sisteminin gerçekten adil olduğunu varsayıyoruz, dolayısıyla herkes parasını istediği gibi harcama hakkına sahip. Wilt Chamberlain de kendisine verilecek parayı adaletli şekilde kazandıktan sonra istediği gibi harcama hakkına sahip olacak.

Nozick’in Adalet Teorisinin Uygulanışı

Nozick’in adalet teorisi negatif hakları (kendi başına bırakılma hakkını)  doğrular ancak pozitif (sosyal yardım veya eğitim gibi) haklarımız olduğunu kabul etmez. Nozick vergilendirmenin servetin zorla yeniden dağıtımı olduğunu ve adaletsiz olduğunu, çünkü mülkiyet hakkımızın olduğunu ama sosyal yardım hakkımızın olmadığını savunur. Başkalarına yardım konusunda bir etik yükümlülüğümüz yoktur —ama eğer olsaydı da onun adalet teorisi bu yükümlülüğü getirecek herhangi ahlaki mülahazaları geçersiz kılacaktır. Nozick kamu eğitiminin serveti yeniden dağıtmanın bir başka yolu olduğunu söyler. Eğer bir hükümet olacaksa belki tamamen bağışların finansmanıyla veya gönüllüler tarafından oluşturulmalıdır. Bir polis müdürlüğü oluşturmak için insanlardan vergi alınması yanlıştır çünkü o da mülkiyet haklarının bir diğer ihlalidir. Polis, itfaiye, devlet okulları, ve diğer her şey ya kâr amaçlı olarak, bağışlarla yahut da gönüllüler tarafından icra edilmelidir.  

Nozick’in adalet teorisini nasıl uygulayabiliriz? Öncelikle hangi haklara sahip olduğumuzu biliyoruz. “Locke’cu haklar” —yani zarar verilememe hakkımız, mülkiyet hakkımız, ifade özgürlüğümüz v.b. İkincisi, farklı bağlamlarda bu haklarımızın geçerliliğinin nasıl uygulanabileceğini bilmeliyiz.

Nozick’in adalet teorisi yukarıda daha önce bahsettiğimiz bağlamlarda şöyle uygulanabilir:

Bir şirketin insanların (aldıkları sırada çalıştığını düşündükleri için) para ödedikleri ancak aslında çalışmayan TV cihazlarını satıp halkı dolandırdığını düşünelim. Bu herhangi birinin haklarının ihlali midir? Burada Nozick de Mill’e katılır, bunu “evet” diye cevaplar, mülkiyet hakkının ihlalidir çünkü satın alma anlaşması bozuk televizyon almak üzerine değildir. Satın alırken çalışmadığı özellikle belirtilmemişse TV cihazının çalışmaması mülkiyet hakkının ihlalidir.

Samantha fakir bir aileden gelmekteydi, hiçbir eğitim almaya maddi olanağı yoktu. İş bulamadı, yiyecek alamadı ve acından öldü. Öte yandan toplumun neredeyse sadece zengin üyelerinin erişebildiği gıda ve servet bolluğu bulunmaktadır. Burada herhangi bir hak ihlal edilmiş midir? Nozick’e göre “hayır”, ihlal edilmemiştir, çünkü hiç kimse başkalarına yardım etmekle yükümlü değildir. Servetin zor kullanarak yeniden dağıtımı mülkiyet haklarımızın özünü sakatlar. Bu örnekte mülkiyet haklarımızla çelişen herhangi bir durum yoktur. 

Hükümet tüm kârların %10’unu fakir ailelerin yaşam ihtiyaçlarını karşılayabilmelerine yardım için vergi olarak alır. Vergilerini ödemeyenler cezalandırılabilir. Herhangi bir hak ihlal edilmekte midir? Burada Nozick “Evet” tıpkı diğer her tür zorunlu yeniden dağıtım gibi mülkiyet hakkının ihlal edildiği açıktır der.

Hükümet vergi paralarını kullanarak iflaslarını önlemek için büyük bankalara milyarlarca dolar sübvansiyon sağlayabilir. Burada herhangi bir hak ihlal edilmekte midir? Nozick der ki “Evet”, bu durumda da mülkiyet hakkı ihlal edilmekte, halk bir kurtarma operasyonunu finanse etmeye zorlanmaktadır —ve muhtemelen diğer hiçbir hak da yoktur ki vergilendirme veya servetin zorla yeniden dağıtımını haklı çıkartabilsin.

Bir büyük kuruluş kendisine rakip kuruluşu öldürmek için bir tetikçi tutmuş olsun. Herhangi hak ihlal edilmiş midir? Nozick “Evet” diyecektir, çünkü zarar verilmeme hakkına sahibiz ve zararlar verilmektedir. Burada herhangi çelişen haklar söz konusu değil, kuruluş haksız bir şey yapmıştır.  

Bunun yapılması daha büyük bir iyiliğe de hizmet etmeyecektir. Rakip kuruluş’un (ve onların aile ve arkadaşlarının) mutluluğu da diğer herkesin mutluluğu kadar önemlidir.

Rekabeti öldürmek için tetikçi tutma kararını bizzat veren kişi her kim ise yargılanır ve hapse mahkûm olur. Burada herhangi bir hak ihlali var mıdır? Nozick’e göre “Evet”, ancak bu durumda çelişen haklar söz konusudur, o yüzden diğerlerinin zarar görmeme hakkının korunması için suçlu hapse gönderilebilir.

İtirazlar

1. Birbirimize karşı görevlerimiz var – Pek çok kişi birbirimize karşı görevlerimiz olduğunu ve Nozick in böyle bir ahlaki gerçekliği reddetmesinin haksız olduğunu iddia etmektedir. Dünyaya aciz bebekler olarak geliyoruz;  hemen hepimiz herhangi bir yaşta hastalanma, yaralanma, ya da yaşlanma nedeniyle aciz hale düşüyoruz. Eğer hiç kimseye karşı bir görevimiz yoksa ; yetimler bırakalım ölsünler mi? sigortasız fakir insanlar hastalanıp yaralandıklarında ya da yaşlandıklarında sokaklarda yatıp ölsünler mi? Bu kabul edilebilir bir davranış olamaz, “ahlaklı bir davranış” olduğu da düşünülemez.

Nozick’in Wilt Chamberlain düşünce deneyi iyi bir adalet örneği olarak kabul edilebilir, ancak liberteryenizmin adil bir şekline ait bir örnektir, adaletsiz şekillerine ait bir fikir vermiyor. Verilen örnek senaryoda “servetin adil dağılımı” varsayımıyla kimsenin aşırı fukaralıktan acı çekmediğini düşünüyoruz.  Eğer liberteryen toplum kendi özgür rızasıyla kamu hizmetine bağışta bulunursa hiçbir sorun olmaz.

Ancak, liberteryen etiğini bir karşı örnekle eleştirebiliriz. İş fırsatları ve yiyecek satın alma imkânı olmadığı için tüm fakirlerin öldüğü bir liberteryen toplum düşünelim. Fakirler paragözlerin “nüfus fazlası” olarak değerlendirdikleri insanlar haline gelir. Bu durumda Wilt Chamberlain’ın servetini fakirlere yardım için kullanması daha iyi olacaktır kuşkusuz ama o bunu reddeder. Wilt Chamberlain’in fakirlere yardım görevi olduğunu düşünmek için iyi sebeplerimiz var, ama o bu görevlerini yerine getirmiyor. O halde onu vergilendirmek ve servetinin bir kısmını alarak fakirlere yardım için kullanmamız gerek. Mesele şu ki Nozick’in liberteryenizmi ille de adaletsiz değil, ama adaletsiz durumlara da izin verme potansiyeli taşıyor ve gerçekten uygun bir adalet teorisinin bu tür durumlara izin vermemesi gerekir.

2. Özgürlük negatif haklardan daha fazlasıdır – Nozick özgürlüğü seviyor ve liberteryen adalet biçiminin özgürlüğü en fazla destekleyen teori olacağına inanıyor. Ancak, Nozick’in özgürlüğü sadece negatif (yani kendisine karışılmaması, ifade özgürlüğü, mülkiyet hakkı gibi) haklara eşit saymasının adil olduğu tartışılır. Özgürlük güç konusunu da içerebilir. ABD iç savaşı sonrasında köleler özgürleştiklerinde negatif hakları vardı ama gıda, kaynaklar, fırsatlar, sağlık, eğitim gibi pozitif haklara sahip değillerdi. Özgür kalan köleler bir bakıma köle iken olduklarından daha kötü durumlara düştüler.

Pek çoğu ortakçı marabalar haline geldiler, yaşayabilmek ve hayatlarını geliştirebilmek için çok sınırlı kaynaklara erişebildiler. Kölelik koşullarında hatta belki daha da kötü şartlar altında çalışma seçeneği bünyesinde adalet olan bir ekonomik sistemin ürünü olamaz gibi görünüyor.

3. Serbest piyasa baskı ve istismara yol açabilir  – Bu durum yukarıdaki itirazla ilgili. —Mülkiyet haklarının mutlak oluşu serbest piyasaya yol açar, ama düzenlenmemiş bir serbest piyasa da sömürüyü diğerlerine karşı saygısız ve baskıcı davranışları getirebilir. Ortakçı marabalık bunun örneğidir. Eğer asgari ücret diye yasal bir ölçü belirlenmemişse şirketlerin fakir işçileri yasal olarak bunun çok altında ödemelerle çalıştırmayı denemeleri bunun açık kanıtıdır. Nozick bir işçinin aslında şirketlerin kendisine ödemek isteyeceğinden daha fazla para hak ettiklerini düşünmüyor. Eğer işçiler korkunç koşullarda ve hayatta kalmalarına anca yetebilecek kadar bir gelirle yaşamak zorunda kalırlarsa bu mükemmel bir durum mudur? Tamamen serbest bir piyasanın sonuçta bizi getirdiği durum şirket sahipleri tonla para kazanmaktalar iken, işçilerin fukaralık koşulları altında, sağlık sigortası ve eğitim fırsatları hiç olmadan yaşamak zorunda kalmaları oluyor. Dünyanın kaynakları ve üretim araçları her kimlerin eline geçmiş ise onlar kartları elinde tutuyorlar ve fukaralık içindeki insanlara iş verebilecek kadar iyi insanlar olarak büyük karlar elde ediyorlar. Nozick herhalde bu durumdaki işçilerin zenginlere karşı ayaklanmak yerine kötü çalışma koşulları ve hastalıklar nedeniyle erkeden ölme durumuna teslim olmalarını öngörüyor.  

4. Veraset adil değildir –Bazı insanlar Nozick’in liberteryen adaletinin sınırsız verasete izin verdiğini ama bunun da zenginlerin çocuklarının haksız ölçüde özgürlük, eğitim, güç ve fırsat sahibi olmalarını, fakirlerin çocuklarınınsa bir köleninkinden hiç de daha iyi olmayan korkunç bir hayata mahkûm olmalarını neredeyse garanti ettiğini düşünüyorlar.   

5. Serbest piyasa korkunç sonuçlara yol açabilir. Mülkiyet haklarının mutlak olması serbest piyasaya yol açar ama bu pek çok insana zarar da verebilir. Örneğin, piyasa serbest olduğu halde pek çok kimse gıdaya erişemediği için açlıktan ölebilir. Oxford üniversitesinden Amartya Sen belirli durumlarda pazar yetkilendirmelerinin nasıl açlıktan kitle ölümlerine yol açabildiğini göstermiştir. İnsanlar genel olarak açlıktan ölümlerin sadece gıda kıtlığından olabileceğini düşünürler. Oysa Sen ve diğer uzmanlar mutlak bir gıda kıtlığının hiç bulunmadığı koşullarda, hatta parası olan için aç ölümün olmadığı yıllardakinden daha fazla gıdanın mevcut olduğu bir zamanda bile açlıktan ölümlerin gerçekleşebileceğine işaret etmişlerdir. Ölümler büyük sayıda insanın maddi imkânlar nedeniyle  gıdaya hiç erişimi olmadığı için gerçekleşmektedir.   

Bazı durumlarla bir ülke daha fazla kazanç için gıdasını kendi açlıktan ölen vatandaşları yerine dış ülkelere satar. Bazen de ülke verimli topraklarını kendi açlıktan ölen vatandaşları yerine daha ucuza yabancılara satar. Serbest piyasada bunun olamayacağını düşünmemiz için bir neden var mı? Belki Nozick’in ülke fakirlerinin ihtiyacı olan gıdayı yurt dışına ihraç edenleri eleştirmesi için de bir neden yoktur.  

Rawls’ın adalet teorisi

Rawls Bir Adalet Teorisi isimli kitabında kendi adalet teorisini “Hakkaniyet olarak Adalet“ diye tanımlıyor. Adaletin ahlaklılıktan tamamen farklı olduğu konusunda Rawls da Nozick ile ayni görüştedir.  Öncelikle adaletin prensiplerini öğrenmek için yeni bir yol önermektedir —Orijinal Pozisyon. Orijinal pozisyon bizden bir grup insanın adalet prensiplerini tayin etmesi durumunu hayal etmemizi ister. Bu insanlar kim olduklarını bilmemektedirler ( “cehalet perdesi” diyor), kişisel çıkarlarının peşindedirler ve bilimin sunduğu tüm bilgilere sahiptirler. Cehalet perdesi nedeniyle ırk, cins, yaş, sosyal konum veya meslekî bir önyargı sahibi değildirler çünkü kendilerinin hangisinden, hangi kategoriye dâhil olduklarını bilmemektedirler. Kişisel çıkarlarının peşinde olmaları nedeniyle de Rawls’ın “başlıca öncelikli sosyal iyiler” olarak adlandırdığı ve herkesin değer verdiği şeyleri “adil olarak” dağıtacak adalet prensiplerini seçeceklerdir. Rawls orijinal pozisyondaki kişilerin oylamaya geçmeden önce hangi prensiplerin en iyileri olduğunu tartışacaklarını ve bunun sonucunda sahip olunacak en iyi prensipler konusunda bir “düşünce mahsulü denge durumu” ortaya çıkacağını böylece aralarındaki uyumun korunması için sezgisel olarak en yakın durulanların seçilip aykırı duranların reddedileceğini öngörmektedir.

Her kişi için eşit temel özgürlüklerin bulunacağı, herkesin eşit haklara sahip olduğu en geniş çaplı bütünsel bir sistem aranmaktadır. Sosyal ve ekonomik eşitsizliklerin iki koşula uyması gerekiyor: birincisi, hakkaniyetli fırsat eşitliğine dayalı olarak toplumun tüm üyelerine açık konum ve mevkilere bağlı ve ikincisi de, toplumun en dezavantajlı üyelerinin de umulan en fazla yararına olmalı.

Rawls, en azından orta varsıllık düzeyine ulaşmış toplumlarda birinci prensibin ikinciye göre öncelikli olduğunu söylüyor. Rawls’un kastettiği düşünce özgürlüğü gibi negatif haklardır. Sosyal iyilikler de eğitim, beslenme, konut gibi pozitif haklar olarak düşünülebilir.

İkinci prensibin ikinci kısıtlaması —yani sosyal ve ekonomik eşitsizliklerin en kötü durumdaki grubun yararına olması— “fark prensibi” olarak bilinir ve buna göre ekonomik ve sosyal eşitsizlikler yoksa eğer, total komünizm otomatik olarak adil olur çünkü mantıksal temeli eşitsizliklerin bulunmasına dayalıdır. Kapitalizmin ise adil olabilmesi için en dezavantajlı grup —yani fakirler, öksüzler ve benzerlerinin— yararına olması gerekir.  Eşitsizliğin sıkı çalışmayı ancak insanların daha üretken olup servetini fakirlerle paylaşmaya izin vermeye karar vermesi noktasına kadar ödüllendirilebileceği varsayılmaktadır. Fakirlerle paylaşılmadıkça servet artışına izin verilemez.

Rawls’ın Adalet Teorisinin Uygulanışı

Rawls negatif haklarımızın olduğu, pozitif haklarımızın ise olmadığı konusunda Nozick ile ayni fikirdedir, ancak sosyal ve ekonomik eşitsizliklerin belirli şartları karşılamaması durumunda adil olamayacağını savunur. Özellikle fırsat eşitliğinin (kamusal eğitim) gerekliliğine ve eşitsizlikteki artışın sosyal ve ekonomik bakımdan en altta olan kesimin yararına dayalı olması gerektiğini ileri sürer.

Rawls utiliteryenlerin(faydacıların) —eğer toplumun üretken üyeleri ödüllendirilerek mutluluk azamiye çıkartılabilecekse ekonomik eşitsizlik adildir— görüşüne; “eğer en alttakilere bir yarar sağlamayacaksa adil değildir” görüşüyle karşı çıkıyor. (Bir utiliteryen bazılarının fukaralık içinde yaşamalarının toplumun genel iyiliği için gerekli olduğunu savunabilir. Oysa Rawls kimsenin fukaralık içinde yaşamaması gerektiğini savunuyor. )

Rawls servetin yeniden dağıtımı ve vergilerin ancak en kötü durumdakilerin sosyal ve ekonomik eşitsizliklerini düzeltme yönünde bulunabilecek en iyi çözüm olması durumunda adil olabileceğini düşünüyor. Rawls’a göre bütünsel bir ekonomik eşitlik durumu belki bir sosyalist devlette adil olabilir, ama kapitalist sistem üretken davranışları ödüllendirmesi sayesinde üretkenliği ve dolayısıyla zenginliği teşvik ettiği için daha iyidir ve yüzden en kötü durumda olanlara yardım edilmesinde de daha elverişli olabilir.

Peki diğer ikisi için yaptığımız gibi Rawls’ın adalet teorisinin de yukarıdaki altı durumda nasıl etkili olabileceğini değerlendirelim:

Bir şirketin insanların (aldıkları sırada çalıştığını düşündükleri için) para ödedikleri ancak aslında çalışmayan TV cihazlarını satıp halkı dolandırdığını düşünelim. Bu adaletsiz midir? Rawls burada Mill ve Nozick ile ayni görüşte olacak ve “evet” diyecektir. Mülkiyet hakkının ihlalidir çünkü satın alma anlaşması bozuk televizyon almak üzerine değildir. Satın alırken çalışmadığı özellikle belirtilmemişse TV cihazının çalışmaması mülkiyet hakkının ihlalidir.

Samantha fakir bir aileden gelmekteydi, hiçbir eğitim almaya maddi olanağı yoktu. İş bulamadı, yiyecek alamadı ve acından öldü. Öte yandan toplumun neredeyse sadece zengin üyelerinin erişebildiği gıda ve servet bolluğu bulunmaktadır. Burada herhangi bir hak ihlal edilmiş midir? Rawls’a göre edilmiştir, çünkü ekonomik eşitsizlikler en kötü durumda olanlar için yardımcı olmamaktadır. (Belki Rawls eğer ekonomik eşitlik sağlanırsa hiçkimsenin açlıktan ölmeyeceğini farz etmektedir.)

Hükümet tüm kârların %10’unu fakir ailelerin yaşam ihtiyaçlarını karşılayabilmelerine yardım için vergi olarak almaktadır. Vergilerini ödemeyenler cezalandırılabilir. Herhangi bir hak ihlal edilmekte midir? Rawls’a göre de vergilendirme mülkiyet haklarımızın ihlalidir —ancak eğer en kötü durumda olanların ekonomik eşitsizliklerden yararlanmaları için bu bulunabilecek en iyi yol ise yeniden dağıtım için vergilendirme adil olabilir.

Hükümet vergi paralarını kullanarak iflaslarını önlemek için büyük bankalara milyarlarca dolar sübvansiyon sağlayabilir. Burada herhangi bir hak ihlal edilmekte midir? Evet, Rawls’a göre bu durumda da mülkiyet hakkı ihlal edilmekte, halk bir kurtarma operasyonunu finanse etmeye zorlanmaktadır. Ancak, eğer bu kurtarma en kötü durumdakilerin yararına olacaksa yine de adil sayılabilir.

Bir büyük kuruluş kendisine rekabeti yok etmek için bir tetikçi tutmuş olsun. Herhangi hak ihlal edilmiş midir? Rawls burada da Mill ve Nozick ile ayni görüşte olduğu için, “evet” diyecektir, çünkü zarar verilmeme hakkına sahibiz ve zararlar verilmektedir.

Rekabeti öldürmek için tetikçi tutma kararını bizzat veren kişi her kim ise yargılanır ve hapse mahkûm olur. Burada herhangi bir hak ihlali var mıdır? Rawls’a göre evet, burada “zarar verilmeme hakkı” ihlal edilmekte, ancak bu bağlamda birbiriyle çelişen etik mülahazalar söz konusudur. Rawls diğerlerinin haklarını korumak bakımından zorunlu olduğu için suçluların hapsedilmesi konusunda Nozick ile mutabık kalabilir.

İtirazlar

1. Temel özgürlükler yeterince iyi değil – Rawls’ın ilk adalet prensibi özgürlüğü bir kısım negatif haklarla eşit kılmaktadır. Ancak özgürlüğün aslında bundan daha fazlası olduğu ve olması gerektiği de tartışılabilir. Hakların sınırlı sayıda olması haklar listesinde yazılı olmaması kaydıyla insanlara gönülsüzce de olsa rastgele her türlü baskıyı uygulayıp özgürlüklerini sınırlayabileceğimizi ima ediyor. Özgürlükleri neden aksi ispat edilmedikçe masum kabul etmiyoruz? Daha ağır basan bir neden olmadıkça hiçbir özgürlük sınırlanmamalı.

2. Bu insanlar risklere aşırı muhalif değiller mi? – Rawls’ın orijinal pozisyondaki insanların hangi prensiplerde mutabık kalacaklarını nereden biliyor? Ayrıca orijinal pozisyonun en iyi adalet prensiplerini bulmamıza yardımcı olacağı kesin midir? Bazı insanlar özellikle  -en az avantajlı grupta pek az insanın bulunacağı varsayımı dolayısıyla- fark prensibine mutabık olmayacaklardır. Madem ki fakir olma şansımız o kadar düşük niye geri kalan tüm insanlara yardımcı olmak için fakir insanlara ihanet etme riskini göze almıyoruz?

3. Fark ilkesi özgürlük ve gücü adaletsiz olarak sınırlıyor. – Çoğumuzun olabildiğince fazla özgürlük ve güç sahibi olmak istediği ve fark ilkesinin zengin ve güçlüleri -kimseye bir zararı olmasa dahi- daha fazla güç ve zenginlik sahibi olmaktan mahrum bırakacağını tartışabilir. Zenginler varsın kimseye bir zarar vermeden daha zengin ve güçlü olabilsinler. Engellenmeleri zulüm değil midir?

4. Fark ilkesi fukaralığa yol açabilir  – Birincisi, komünizm kitle olarak fukaralığa yol açabilir. Herkes eşit derecede fukara olabilir, yine de bunun ekonomik olarak adil bir sistem olduğunu göstermez. İkincisi, zenginliğe ulaştıran bütün sistemlerde en kötü durumdakilerin diğerlerine kıyasla çok fakir olmaları gerekiyor olabilir. Fark ilkesi ekonomik farklılıkların en kötü durumdakilerin geri kalanlara göre çok kötü durumda olmalarını zorunlu kıldığı için bizi zenginliği reddetmeye ve fukaralık içinde yaşamaya zorlayabilir.

5. Uluslararası sorumluluklar  –Rawls’ın hakkaniyet olarak adaleti bir medeniyetin diğer medeniyetlere karşı saygılı davranmasını ve pek çoğu açlıktan ölecek şekilde fukaralık içinde yaşamalarına engel olunmasını garanti etmiyor. Faydacılar adalet sadece bizim sınırlarımız içinde durmaz, dünyadaki herkes için geçerlidir derlerken Rawls’ın hakkaniyet olarak adaleti bu gerçeği ihmal etmektedir.

Sonuç

Bu adalet teorilerinin hiçbiri doğru olmayabilir, ancak onlarca yıllık felsefenin ürünüdürler. Bunlar şu an itibariyle felsefecilerin bize sundukları en iyileri olabilir ve şüphesiz ki adalet konusunda süregelen tarihsel tartışmanın tarihini anlamakta çok önemlidirler. Hiçbir adalet teorisinin tamamen benimsenmesi gerekmiyor da olabilir ve adaleti yakalamak için sistematik bir girişimin yerine sezgisel varsayımlarımızı kullanarak muhakememizi gerekçelendirmeyi de seçebiliriz. Bu da adaletin bir kanaat meselesi olduğunu ve anlamsız bir şey olduğunu göstermez. Adalet hakkında cahil olduğumuz gerçeği de adalete ilişkin tüm inançların eşit olduğunu ya da adalete ilişkin hiçbir şey bilmediğimizi ima etmez.  

Kaynak: https://ethicalrealism.wordpress.com/2011/04/26/three-theories-of-justice/ — JW Gray

Yorum gönder

Yorum göndermek için giriş yapmalısınız.