Devlete Karşı İtaatsizlik Görevi Üzerine

Hikayeler / İnsanlık Halleri | | Eylül 28, 2020 at 10:27 am
Henry David Thoreau (1817- 1862)
Amerikalı yazar, filozof, şair, tarihçi, kölelik karşıtı, vergi direnişçisi, kalkınma eleştirmeni ve natüralist.

En iyi hükümet, en az yöneten hükümettir parolasını kendime düstur edindim. Bu amaca ulaşmak üzere daha hızlı ve sistemli çaba gösterilmesi beni çok mutlu eder. Böyle bir adımın atılması, gerçekleşeceğine inandığım ikinci adımın atılmasını da sağlayacaktır. “ En iyi hükümet, hiç yönetmeyen hükümettir.” Eğer insanlar olgunlaşırsa bir gün sahip olunacak hükümet böyle bir hükümet olacaktır. Bir hükümet en iyi durumda yararlı bir araçtır; ancak hükümetlerin çoğunluğu daima – zaman zaman da hepsi- lüzumsuzdur. Daimi orduya yönelik ciddi ve de kabul edilebilir birçok itiraz sonuç olarak daimi hükümete karşı da yöneltilebilir. Daimi ordu, daimi hükümetin bir kolundan başka bir şey değildir. Halkın isteklerini yerine getirmesi için seçtiği bir hükümet, halkın herhangi bir şekilde müdahalesine fırsat kalmadan kolayca kötüye kullanılıp kirletilebiliyor. Bunun en iyi örneği bugün Meksika’da yapılan savaştır. (Dipnot: Amerika ile Meksika arasında 1846-48 yılları arasında sürdürülen savaştan söz ediyor.)  az sayıda bir insan grup, daimi hükümeti, halkın baştan desteklemeyeceği bir davanın aracı olarak kullanıyor.

… İnsanlar bir hükümetleri olduğu yolundaki tasarımlarını tatmin etmek için tıkırtısını duyacakları hükümet denen karmaşık bir makineye ihtiyaç duyarlar. Yani hükümetler bize insanların nasıl kolaylıkla aldatılabileceğinin hatta – tabii ki kendi çıkarları için- kendi kendilerini bile nasıl aldatabileceklerinin örneğini sunuyorlar. İtiraf etmeliyiz ki çok etkileyici. Bu hükümet, kendiliğinden hiçbir şey geliştirmedi. Olsa olsa büyük bir kıvraklıkla böyle şeylerden kaçtı. Bu hükümet ülkenin özgürlüğünü korumuyor.  Batıyı yerleşime açmıyor. Eğitmiyor. Şimdiye kadar yapılan her şeyi Amerikan halkının içkin özelliklerine borçluyuz. Hükümet engel olmasa, bu halk daha çok şey yapmış olurdu. Hükümet insanların birbirlerini rahat bırakmalarını sağlayabilecek bir araçtır ve yararlılığı belirtildiği gibi, yönetilenleri rahat bıraktığı ölçüde artar. Peki gerçekte durum nasıldır? Ticaret ve ekonomi lastik gibi esnek olmasaydı yasa koyucunun sürekli olarak yollarına çıkardığı engelleri aşamazdı. Bu insanlar( yasa koyucular) kısmen de olsa niyetlerine göre değil, yaptıklarına göre yargılansalardı, demiryollarına engeller koyan eşkıya ile birlikte cezalandırılmayı hak ederlerdi.

… İktidar halkın elindeyse, bir çoğunluk yönetiminin oluşabilmesinin ve iktidarda kalabilmesinin pratik nedeni, bu çoğunluğun doğruyu yapması ya da azınlığa karşı adil olması değil, basitçe fiziki olarak en güçlü olmasıdır. Ancak çoğunluğun mutlak hakimi olduğu bir hükümet adil, hatta insanların bu kavramdan anladıkları kadar bile adil olamaz. Doğrunun ve yanlışın ne olduğuna çoğunluğun değil de vicdanın karar verdiği bir hükümet sistemi olamaz mı?  Yurttaş vicdanını bir an için ya da bir nebze olsun yasa koyucuya devretmeli midir? Eğer devretmeliyse neden her insanın bir vicdanı vardır? Bence önce insan, daha sonra uyruk olmalı ve yasaya değil adalete saygıyı esas almalıyız. Üstlenmeye hakkım olan tek sorumluluk her zaman doğru olduğunu düşündüğüm şeyi yapmaktır. Kitlelerin vicdanı olmadığı haklı olarak yeterince söylendi. Ama vicdanlı insanların oluşturdukları topluluk vicdanlı bir topluluktur. Yasalar, insanı bir zerrecik olsun daha adil hale getirmedi. Hatta yasalara duyulan saygı nedeniyle, iyi niyetli inşalar bile her gün adaletsizliğin aleti oluyor.

…Yasaya duyulan bu anlamsız saygının genel ve bariz sonucunu cepheye giden bir askeri konvoyda görürüz. İnsanların büyük çoğunluğu bedenleriyledevlete insan olarak değil makine olarak hizmet ediyor. Bunlar daima orduyu, milisleri, gardiyanları, muhafızları, jandarma birliklerini vs. oluştururlar. Çoğunlukla ne bir yargıda bulunur ne de ahlaki bir duygu ifade ederler. Kendilerini ağaç ya da taş seviyesine indirirler; belki de aynı şekilde hizmet verecek ahşap adamlar bile üretilebilirdi.

…Haksız yasalar vardır. Onlara memnuniyetle itaat mı edelim, yoksa değiştirme çabasına mı girelim? Değiştirmek istiyorsak bunu başardığımız zamana kadar mı itaat edelim, yoksa derhal ihlâle mi girişelim? İnsanlar bizdeki gibi bir rejim altında genellikle yasaları değiştirmek için çoğunluğu ikna edebileceğimiz zamana kadar beklememiz gerektiğini düşünürler. Direnişe geçilmesi durumunda, bulunacak ilacın hastalıktan daha kötü olacağını söylerler. Ancak ilacın hastalıktan daha kötü olmasının suçlusu yalnız ve yalnız hükümettir. Hükümet, onu daha kötü yapmaktadır. Hükümet neden daha önce davranıp reform yapmıyor? Neden aklı başında azınlığını bağrına basmıyor? Ucu kendisine dokunmadan çığlıklar atıp savunmaya geçmesi neden? Yanlışlarını göstersinler diye yurttaşlarını neden uyanık olmaya, daha iyi şeyler yapmaya cesaretlendirmiyor?

…Herhalde hükümetin kabullenemeyeceği tek saldırı otoritesinin bilinçli ve aktif biçimde reddedilmesidir. Yoksa neden bu tür suçlar için böyle ölçüsüz cezalar öngörsün? Devlete dokuz kuruş kazandırmayı reddeden bir çulsuz onu içeri atanların keyfi olarak belirleyecekleri bir süre için hapse tıkılır. Aynı adam, devletten doksan dokuz kuruş çalsa çok geçmeden serbest bırakılır.

…Bir insanı haksız yere içeri tıkan bir yönetimde, onurlu her insanın olması gereken yer cezaevidir. Devletle ilişkilerini kestikten sonra devlet tarafından da dışlanan özgürlük inancını ve umudunu yitirmemiş insanlara sunulan tek yer cezaevidir.  Kaçak köle, şartlı salıverilen Meksikalı savaş esiri ve ırkına yapılan haksızlıktan şikayetçi Kızılderili… Bu insanları cezaevinde; yani bu yalıtılmış ama daha özgür ve onurlu yerde, devletin kendisinden yana olmayıp, karşı olan herkesi kapattığı;  köleci bir devlette özgür bir insanın bir insanın şerefiyle yaşayabileceği bu biricik evde bulacaktır. Belki kimileri cezaevine kapatılan insanların etkilerini yitireceklerine, seslerinin artık devlete ulaşmayacağına, devlet karşıtlıklarının duvarların arkasında etkisiz kalacağına inanabilirler; ancak bunlar, doğrunun yanlıştan daha güçlü olduğunu ve haksızlığı az da olsa kendi benliğinde yaşayan insanların nasıl daha etkin mücadele edeceklerini bilmiyorlar. Sadece bir kağıt parçasını oy sandığına atmakla kalma, bütün gücünü, bütün etkini kullan! Çoğunluğa uyan bir azınlık güçsüzdür, hatta böyle bir durumda azınlık bile sayılmaz. Ama bütün gücünü ortaya koyduğu an yenilmez olacaktır. Devlet bütün onurlu insanları cezaevinde tutmak ya da köleliğe son vermek alternatifiyle karşı karşıya kaldığında seçimini yapmakta gecikmeyecektir.  Bin kişinin vergisini ödememesi şiddet içeren kanlı bir eylem değildir. Tersine bunların vergilerini ödeyip devletin suç işlemesine ve kan dökmesine olanak vermeleri böyle bir şeydir.  

…Yapmak istediğim devlete itaati reddetmek, kendimi bu sorumluluktan geri çekmek ve onun etki alanından çıkmaktan ibarettir. Birini öldürecek adama verilmediği ya da… silah satın almada kullanılmadığı sürece dolarlarımın nereye gittiği beni hiç ilgilendirmiyor. Dolar masumdur, suçlanamaz; ancak beni esas ilgilendiren uyruk olarak sadakatimin sonuçlarıdır. Evet, bu tür durumlarda adet olduğu üzere, ondan olabildiği ölçüde yararlanmaya çalışsam da devlete kendi tarzıma uygun biçimde gürültüsüz patırtısız savaş açıyorum.

…Benim bile severek boyun eğebileceğim devlet otoritesi –çünkü benden iyi bilen ve daha doğru yapana birçok durumda o kadar iyi bilmeyip daha doğru yapamayanlara da itaate hazırım– saf biçimiyle yoktur. Gerçekten adil böyle bir oluşumun yönetilenlerin vekaletini ve onaylarını alması gerekir. Yani hükümet benim şahsım mülkiyetim üzerinde mutlak olarak değil, sadece benim izin verdiğim ölçüde hak sahibi olabilir. Mutlak monarşiden sınırlı monarşiye, sınırlı monarşiden demokrasiye geçiş bireye gerçek saygı doğrultusunda atılmış ileri adımlardır. Çinli felsefeci bile bireyi imparatorluğun temeli sayacak kadar bilgeydi. Bizim tanıdığımız biçimiyle demokrasi en mükemmel yönetim biçimi midir? İnsan haklarının kabulü ve yasallaştırılması konusunda daha ileri bir adım atmak mümkün değil midir? Bireyi bütün bir güç olarak tanıyıp ve ona karşı bu anlayışla davranmadıkça hiçbir zaman gerçekten özgür ve aydınlanmış bir devlet var olamayacaktır…

( H. D Thoreau, Kamu Vicdanına Çağrı- Sivil İtaatsizlik adlı kitaptan alıntılanmıştır.)

Yorum gönder

Yorum göndermek için giriş yapmalısınız.