Sivil İtaatsizlik

Adalet - Hak, Hukuk, Hakkaniyet | | Ekim 2, 2020 at 5:01 pm
John Rawls

Şimdi doğal bir ödev ve sorumluluğun temel içeriğini sivil itaatsizlik teorisi çerçevesinde izaha çalışacağım. Bu teori sadece bir ciddi adaletsizlikler yaşansa bile, genel anlamda adil toplumlar için geçerlidir. Bana göre genel anlamda adil bir durumun önşartı demokratik bir yönetim biçiminin varlığıdır ve bu anlamda teori, sivil itaatsizliğin yasal yasal demokratik otorite karşısındaki rolü ve uygunluğu ile ilgilenir. Bu nedenle, sivil itaatsizlik teorisi ne başka yönetim biçimlerine uygulanabilir ne de istisnalar bir kenara bırakılırsa, başka türden bir sapma ( İng. Dissent, Alm. Nonkonformitat/ Abuweichung)  ya da başka başkaldırı biçimlerini konu edinir. Bu protesto biçimini militan davranış ve direniş biçimleriyle birlikte ele alıyorum, çürümüş bir sistemin değiştirilmesi ya da devrilmesinin taktiklerinden birisi olarak değil. Çünkü böyle bir durumda fazla bir sorun yoktur. Belirtilen amaca uygun herhangi bir meşru araç söz konusu ise, kuşkusuz öncelikle şiddete dayalı olmayan bir direniştir. Benim anladıüım biçimiyle sivil itaatsizlik sorunu, sadece şu ya da bu ölçüde adil demokratik bir devletin anayasayı meşru olarak kabul eden yurttaşları için ortaya çıkmaktadır. Sorun bir görevler çatışması ile ilgilidir. Yasama gücünün çoğunluk tarafından belirlenen yasalara ( ya da yürütme gücünün bu yasalara dayanan edimlerine) uyma görevi, kişilerin kendi özgürlüğünü savunma hakkı ve haksızlığa karşı direnme görevi dikkate alındığında, hangi noktadan itibaren bağlayıcı değildir? Bu soru, çoğunluk kuralının anlamı ve sınırlarına dokunmaktadır. Bu nedenle sivil itaatsizlik sorunu, demokrasinin ahlaki temeline ilişkin her teorinin denektaşıdır.

Anayasal bir sivil itaatsizlik teorisi üç bölümden oluşur. Teori öncelikle karşı çıkış biçimini tanımlar ve demokratik otoriteye yönelik diğer muhalefet biçimleriyle olan ayrımını belirler. Bu eylemler yasal mitinglerden, mahkemelerde emsal kararlar çıkarılmasını sağlama amacına yönelik yasa ihlallerine, militan eylemlere ve örgütlü direnişe kadar uzanır. Teori sivil itaatsizliğin bu olasılıklar kümesi içerisindeki yerini netleştirir. Bu yazıda ele alınan bu ilk kısımdır.

Sivil itaatsizliği, yasaların ya da hükümet politikasının değiştirilmesini hedefleyen kamuoyu önünde icra edilen ( aleni), şiddete dayanmayan, vicdani ancak yasal olmayan politik bir eylem olarak tanımlayarak başlıyorum. Bu tür eylemlerde toplumun çoğunluğunun adalet duygusuna hitap edilir ve onları enine boyuna düşündükten sonra, eşit ve özgür insanlar arasındaki toplumsal işbirliği ilkelerinin dikkate alınmadığı sonucuna varıldığı mesajı verilir. Öncelikle belirtilmelidir ki bu tanım sivil itaatsizlik eylemiyle, protesto edilen yasanın ihlal edilmesi zorunluluğunu getirmiyor. Tanım, hem doğrudan hem de hem de dolaylı sivil itaatsizliğe izin verir. Böyle olması da gerekir; çünkü bazen haksız olduğuna inanılan bir yasayı ihlal etmemek ya da bu tür politikalara karşı doğrudan protesto eylemlerinde bulunmamak için önemli nedenler olabilir. Bunun yerine trafik kuralları ya da konuyla doğrudan ilgili olmayan başka yasaların söz konusu olaya dikkat çekilebilir. Örneğin; devlet belirsiz bir ihanet tanımı yapıp, ancak bu suçu işleyenlere karşı çok katı yasal düzenlemeler yapmışsa bu gelişmeye karşı çıkmak için yasal düzenlemede tanımlanan ihanet suçunu işlemek uygun değildir ve böyle bir durumda alınacak ceza üstlenilmeye hazır olunanın çok üzerine çıkabilir. Bazen de dış politika ya da ülkenin bir başka bölümüyle ilgili durumlarda olduğu gibi, hükümetin politikalarına doğrudan karşı çıkmanın hiçbir yolu yoktur. İkinci bir nokta: Sivil itaatsizlik yasa karşıtı bir eylem olmalıdır ve katılanların amacı sadece yasanın anayasaya uygunluğunun sınandığı bir deneme yapmak değildir; söz konusu düzenlemenin anayasaya uygunluğuna karar verilmesi durumunda bile direniş devam ettirilmelidir. Elbette anayasal rejimlerde yargıçlar, nonkonformistlerin tarafını tutup karşı çıkılan düzenlemenin anayasaya aykırılığına karar verebilirler. Yani sivil itaatsizlik eyleminin yasaya aykırı olup olmadığının tartışmalı olduğu durumlar ortaya çıkabilir. Ancak bu sorunu sadece karmaşıklaştıran bir unsurdur. Adil olmayan yasalara karşı sivil itaatsizlik eylemine girişen kişi, yargıçların kendi fikrini paylaşmamaları nedeniyle eylemine son vermez: tersi yöndeki bir karar çok istenir bir şey olsa da.

Belirtilmesi gereken nokta ise, sivil itaatsizliğin sadece politik iktidarı kontrol eden çoğunluğa hitap etmesi nedeniyle değil, politik ilklerden yani anayasayı ve toplumsal kurumları genel olarak düzenleyen adalet ilklerinden yola çıkıp bunlarla haklı gösterilmesi nedeniyle de politik bir eylem oluşudur.  Taleplere uygun düşüp, onları destekler özellikte olsalar da sivil itaatsizliğin haklı gösterilmesi için, bireysel ahlak ya da dini doktrinler temel dayanak yapılamaz; sivil itaatsizliğin sadece bireysel çıkarlar ya da grup çıkarlarıyla gerekçelendirilmesinin söz konusu olamayacağı ise açıktır. Bunun yerine politik düzenlemenin temelinde yatan ortak adalet anlayışına gönderme yapılır. Belli ölçüde adil, demokratik bir sistemde, yurttaşların politik sorunların çözümünde kendilerine referans yaptıkları ve anayasayı yorumlamakta ölçü aldıkları bir kamusal adalet anlayışının varlığı veri olarak kabul edilir. Bu anlayışın temel ilkelerinin uzun dönem devam eden sürekli ve kasıtlı ihlali, özellikle de eşit temel özgürlükler ilkesinin ayaklar altına alınması ya teslimiyete ya da başkaldırıya yol açar. Sivil itaatsizlik yoluyla bir azınlık grup çoğunluğu yaptıklarının bu şekliyle anlaşılmasını isteyip istemediğini gözden geçirmeye ya da ortak adalet anlayışına uygun olarak, azınlığın taleplerini tanımak isteyip istemediğini incelemeye zorlar.

Önemli diğer bir konu sivil itaatsizliğin aleni (kamusal) bir eylem olmasıdır. Eylem sadece kamusal prensiplere dayanmakla kalmaz, ayrıca kamuya açık bir biçimde gündeme getirilir. Gizli değil, tersine kamuoyu tarafından yeterince algılanabilecek biçimde uygulanır. Bu haliyle, sivil itaatsizlik herkese açık bir hitapla, vicdani, derin politik kanaatlerin ifade edildiği bir ağrıyla karşılaştırılabilir ve bu çağrı kamuoyu önünde yapılır. Başka nedenlerin yanında, sivil itaatsizlik bu nedenle de barışçı yöntemler kullanır. Sivil itaatsizlik şiddetten, özellikle de insanlara karşı şiddetten kaçınır; ancak şiddetten prensip olarak tiksinti duyulduğu için değil; şiddetin bir tavrın kesin ifadesi olması nedeniyle kaçınılır. İnsanları yaralayabilecek, ,incitebilecek şiddet eylemleri sivil itaatsizliğin çağrı karakteri ile uyuşmaz. Başkalarının özgürlüklerinin sınırlaması yolundaki davranışlar, eylemin sivil itaatsizlik özelliğinin belirsizleşmesine yol açar. Çağrıların başarısızlığı durumunda, şiddeti içeren direniş yöntemlerine başvurulması fikri akla gelebilir. Ancak unutulmaması gereken, sivil itaatsizliğin vicdani ve derin kanaatleri ifade ettiğidir; bu nedenle uyarıda bulunup ihtar edebilir, ancak tehdit edemez. Sivil itaatsizlik, yasaya karşı itaatsizliği, sınırları zorlama durumunda da olsa, yasaya sadakat sınırları içinde ifade ettiği için barışçıldır. Bir diğer bakışla, yasaya itaatin sınırında yer alan bir nonkonformizm biçimidir.

Rawls adalet teorisinin ana fikrini eserinde söyle anlatmaktadır.

Yorum gönder

Yorum göndermek için giriş yapmalısınız.