Türkiye’nin “SAVAŞ”larının Ekonomik Maliyeti

Para, Devletler ve Biz | Cuneyt Akman | Eylül 17, 2018 at 10:00 am

“Savaşın maliyetleri sadece ekonomik değil, bunu herkes bilir; fakat para ya da kredi olmazsa (çoğu kere ikisi de aynı şey anlamına gelir) savaş da olmaz, daha doğrusu olamaz, varsa da biter.” Şimdilerde ciddi bir ekonomik krizin yaşandığı Türkiye’nin aynı zamanda bir savaşa doğrudan müdahil olduğunu düşünülürse; bu durumda katlanacağı maliyetin de epeyce daha yüksek olmasını beklemek normal. Peki, bu süreç nasıl ilerledi ve ilerliyor?

AKP hükümeti Ekim 2009 Habur sürecinden itibaren bir bozulup bir başlayan ateşkeslerle yarı gizli ve göz yumma şeklinde yürüttüğü “çözüm süreci”ni 2011 yılında yapıldığı bildirilen Oslo görüşmeleriyle daha derinleştirdi; sonunda 2012 Aralık ayından itibaren açıktan İmralı toplantılarıyla da resmen başlattılar. Bu süreç garip bir şekilde barışa hazırlanmak değil de bir sonraki çatışmaya hazırlanmak şeklinde geçti. Daha 2 ay geçmişti ki PKK, 24 Şubat 2013’te şehir milisleri YDG-H’nin (Yurtsever Devrimci Gençlik Hareketi) kuruluşunu ilan etti Bu gruplar daha sonra meşhur asayiş yol kesmeleri ve hendek kazma işlerini yapacak gruplardı. Bu arada 8 Ocak 2013: Paris’teki PKK ofisindeki saldırıda Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Söylemez öldürüldü. Olayın ardında MİT elemanlarının olduğu kuşkusu şimdi ağır basıyor ve iktidara yakın medya da bundan MİT içindeki FETÖ’cüleri sorumlu tutuyor. Bütün çözüm sürecinde HDP’liler AKP’nin yeni kalekollar inşa etmesine yönelik protestolarda bulundu ve aslında AKP’nin savaşa hazırlandığını iddia etti. Buna karşılık muhalefet de çok sayıda kanıt göstererek AKP’nin valilere ve askere talimat göndererek PKK’nın hareketlerine ve hazırlıklarına müdahale etmediğini ileri sürdü. Aradaki o sözüm ona çözüm sürecinde PKK daha sonra hendek eylemleri yapacağı yerlere kilometrelerce patlayıcı kablo ve fitili yerleştirdi. Hükümet ise seyretti.

Ne zamana kadar?

7 Haziran 2015’te genel seçimde AKP büyük oy kaybedip parlamento çoğunluğu da elden gidince bu politikanın oy kaybettirdiğini düşündü ve Erdoğan, “Dolmabahçe Mutabakatını tanımıyorum” dedi. Kandilden gelen kışkırtıcı açıklamalar ve hükümetten gelen sert açıklamalar ve birbiri ardından provokasyon olduğu çok belli kitle katliamları ve polislere yönelik suikastlar sonunda ülkenin tek konusu 1 Kasım 2015 seçimine kadar terör oldu. Bu durum ekonomik gidişatı iyi yönetemeyen ve muhalefetin ekonomi temelli eleştirileri karşısında oy kaybeden iktidarın işine yaradı. Düne kadar “Analar ağlamasın” diye PKK’ya göz yumduklarını ima eden AKP’liler birden bire MHP’den bile daha “milliyetçi” kesildiler ve sertlik yanlısı oldular.

Aynı politika daha sonra dışarıdaki savaşla sürdürüldü. Suriye’de Münbiç’e yönelik Fırat Kalkanı Operasyonu, 15 Temmuz darbe girişiminin hemen ardından 24 Ağustos’ta başladı ve AKP iktidarı darbe nedeniyle içine düştüğü siyasi zafiyet pozisyonundan sadece darbe karşıtı gösterilerle değil bu operasyon sayesinde de kurtulabildi. Yurt dışında ve içindeki askeri uzmanların oldukça kolay olacağını tahmin ettiği operasyon tam 216 gün sürdü ve ne tesadüf ki 16 Nisan’daki kritik başkanlık referandumundan hemen önce 24 Şubat 2017’de El Bab’ın tamamen kontrol edildiğinin ilanıyla sona doğru gelmiş oldu. AKP’nin bu operasyondan da siyasi fayda sağladığı referandum sonuçlarından da belli olduğu gibi OHAL idaresinin sürmesinde FETÖ tehdidi kadar “ülkenin savaşta oluşu” da sebep teşkil etti.

Sonrasında 20 Ocak 2018’de Afrin Harekâtı, ya da resmi adıyla Zeytin Dalı Harekâtı başladı. Uzunca bir süre sınırdan 5-10 kilometre ancak ilerlenebilen harekâtta, daha sonra dış kaynaklarda PKK ile aracılarla gizli görüşmeler yapıldığı dedikoduları yayıldı ve sonra YPG grupları önce bütün cephelerden Afrin merkeze çekildiler. Çekilmeyi, YPG merkezi “önceliğimiz orayı savunmak” diye açıkladı. Bu sıralarda iktidara yakın yazarlardan Abdülkadir Selvi, AKP’ye yakın kaynaklara dayanarak Afrin Harekâtı’nın AKP oylarını arttırdığını öne sürdü. Bu arada boşalan mevziler dolayısıyla Afrin’e TSK hızlı bir şekilde ilerledi. Ve YPG bunun üzerine Afrin merkezi de boşalttı. Bunu da “şehrin zarar görmesini istemiyoruz” diye açıkladı. Resmen Afrin Harekâtı hala bitmedi ve bu arada erken seçim ilan edildi.

Olayları böyle tarih sırasıyla sıraladığınızda 2015 Haziran’dan bu yana olan biten ve aniden gelişen iç dış operasyon silsilesi bilmem size de tuhaf geliyor mu?

Tuhaf veya değil fakat TSK 2016 başından bu yana hem şehirlerde hem kırlık alanlarda; hem içeride hem de Suriye’de ve şimdi komando ve hava harekâtlarıyla kısmen ve zayıf şekilde de olsa K. Irak’ta askeri harekâtlar yapmakla meşgul. Sürekli askerler, askeri araçlar, tanklar sevkiyat halinde; sürekli hava ve kara operasyonlarında atışlar sortiler yapılıyor. Çatışma zaman zaman tempo kaybediyor, zaman zaman hızlanıyor. Fakat F-16’lar daima havada, Fırtına obüsleri ve sair sabra topları içeride dışarıda sürekli ateş halinde. Bu arada hemen her gün şehit haberleri gelmeye devam ediyor.

Bir savaş halinin şüphesiz en büyük maliyeti insan hayatıdır. Fakat ne yazık ki savaş içine girdiğinizde mali durum belki cephane kadar önemlidir. Sonunda cephaneyi üretmek veya satın almak için de para gerekir.

Bu savaş politikaları belki AKP’ye oy kazandırıyor ama geçmişteki göz yummaların, ihmallerin bedeli şimdi çok ağır ödeniyor. AKP iktidarı nerdeyse sıfır terörle devraldığı ülkeyi sürekli savaş haline sürüklemiş durumda. Sahte çözüm sürecinin yanlışlarını ve bu tür bir karşılıklı rol yapmanın ülkeyi daha beter bir çatışmaya sürükleyeceğini ekranlardan daha o zaman defalarca söyledik. Sonunda korkulan (belki bazılarının da istediği) oldu. Fakat bu savaş politikalarına dönüldüğünde bir şey daha söylemiştik. Türkiye’nin çok kırılgan olan ekonomisi bu (özellikle dış) savaşların maliyetini çok zor kaldırır. Şimdi ise Cumhur İttifakı ekonominin daha fazla dayanamayacağını itiraf edip erken seçime gidiyor. Döviz almış başını gidiyor. TCMB’nin faiz artışları bile artık dövizi yeterince aşağı çekemiyor.

Bütün bu ekonomik katastrofun elbette tek sebebi askeri harcamalar değil bu kitapta ve daha başka yazılarımızda sebepleri yeterince anlattık fakat askeri harcamaların da çok büyük katkısı var ve bu katkı gitgide katlanılmaz oluyor.

Niye mi?

İşte aşağıda bazı rakamlar. Kararı siz verin.

***

Savaşın maliyetleri sadece ekonomik değil, bunu herkes bilir; fakat para ya da kredi olmazsa (çoğu kere ikisi de aynı şey anlamına gelir) savaş da olmaz, daha doğrusu olamaz, varsa da biter. Savaş her zaman askeri kaynaklar bittiği için kaybedilmez; bazen de ekonomik kaynaklar bittiği için kaybedilir. Genel kanaat, mesela “soğuk savaş”ı, Sovyetlerin askeri olarak geri kaldığından değil, askeri alanda rekabet etmeye çalışırken –biraz da o sebepten- mali, ekonomik kaynaklarını tükettiğinden kaybettiği yönündedir. Napoleon, o ünlü general/imparator boşuna “Para, para, para” dememiş!

ABD’nin açık ara dünyanın en zengin ülkesi olduğu bir sırada büyük ölçüde Vietnam savaşının masrafları nedeniyle ne hale düştüğü ve dünya ekonomisini de peşinden o düştüğü yere nasıl sürüklediğinden bahsetmiştik. Savaşın dev bir güç için bile ne kadar tahammül edilmesi zor maddi maliyetlere yol açtığını daha yakın bir örnekle tekrar hatırlatalım. Irak savaşının (sadece ikincisi) ABD’ye maliyeti 823.2 milyar dolar tutmuştu. Üstelik aradan 8 yıl geçtikten sonra 2011 de ABD hala 49,3 milyar dolar harcıyordu ve bu yıllık rakam savaş yılı olan 2003’ten sadece 4 milyar dolar daha azdı.

ABD Irak’a savaşı başlatırken baştaki Bush yönetimi savaşın “çabuk ve ucuz” olacağını söyleyerek kamuoyunu ikna etmişti. O zaman Saddam’ı devirmek ve yerine işleyen bir yeni hükümet kurmak da dâhil olarak savaş masrafı projeksiyonu diye sunulan rakamlar 50-60 milyar dolardı. Bugün Bush hükümetinin o tahmini “savaşın saklı masraflarını gizleyerek halkı aldattılar” başlığıyla haberleştiriliyor.

Aynı araştırmalar aslında gazilere sağlık harcaması ve sair ödemeler, ödenen faizler ve gelecekte yapılacağı kesin olan harcamalar da işin işine katınca toplam maliyetin 4 trilyon dolar civarında olduğunu ortaya çıkardı. İşin ironik tarafı ABD herhalde bu savaşı kaybetse bu kadar masrafa girmezdi. Bazen zafer yenilgiden daha pahalı olabiliyor; en azından mali açıdan.

ABD’nin Irak savaşı nedeniyle bütçesinde açtığı fazladan delikler şüphesiz 2008 küresel ekonomik krizine giden yolda kendi çaplarında bir rol oynadı. Herhalde bu hikâyeden savaşa giren başka devletlerin, hele de mali kaynakları ABD kadar güçlü olmayan, dünya parası olan ABD dolarını basma yetkisi de olmayan ülkelerin çıkaracağı dersler var. Şu sıralarda da özellikle Türkiye’nin…

Şimdi gelin savaşın “dolaylı’; “saklı” “gelecekteki” türünden harcama ve yükümlülükleri bir süre bir kenara bırakalım ve savaşın “mermi atmak” “benzin yakmak” gibi olabilecek en doğrudan ve en ucuz maliyetlerine göz atalım.

Önce TSK’nın belki de haklı olarak çok öğündüğü Fırtına obüslerine bakalım. Savaşta cihazlarımız arıza yapar, yedek parça gerekir, bazen tümüyle imha olabilir; şimdilik silahın kendi maliyetini, yedek parça maliyetini ihmal edelim. Sadece attığı top, daha doğrusu obüs mermilerine odaklanalım.

Fırtına obüsü dakikada 6-8 mermi atma kapasitesine sahip. Sadece 4 mermi kadar atıldığını varsaysak 1 saatlik bir salvo tek bir obüs için 240-250 mermi anlamına gelir. Obüsün günde sadece 2 saat kadar kullanıldığı gibi ucuz bir tahmine yönelsek günde 500 obüs mermisi demektir. 7 ay süren Fırat Kalkanında çok yoğun kullanıldılar. Afrin Harekâtı’nın da ilk aylarında daha da fazla. İç güvenlik operasyonunda da yıllardır kullanılıyorlar. Mesela sadece 10 aylık bir dış operasyonu hesaplasak Fırat Kalkanı ve Afrin zaten o kadar tutuyor. K. Irak hava ve topa atışı operasyonlarını şimdilik saymayalım. Fırtınaların bu süredeki atışlarının maliyeti ne olur? Türkiye’de yazılı kaynaklar bu mermilerin maliyetini vermiyor; ancak bu tür “Howitzer” türü benzer mermilerin fiyatlarını bunları satan firmaların web sitelerinden bulmak mümkün. Türkiye’deki Fırtına obüsleri G. Kore’nin 1998 gibi geliştirdiği K-9 Thunder 155 mm/52 kalibre “self-propelled” Howitzer mermi atan obüsünün bir varyantı. Adı bile aynı: Fırtına=Thunder. Türkiye bunları G. Kore lisansıyla üretiyor. Anlaşmayı 2001 yılında imzalamış.

Bu tür mermiler cinslerine göre farklılaşıyor. 300-500 dolar olan da var 3000-5000 dolar olan da… Biz 1000 dolar varsayalım. Günde 500 mermi 500 bin dolar/gün eder. 10 ayda sadece 3 ay böyle yoğun sayılabilecek bir kullanım yapıldığı yönünde işi daha da ucuzlatan bir varsayımda daha bulunalım; tek bir Fırtına obüsünün sadece atıştaki mermi maliyeti operasyon boyunca 45-50 milyon dolar tutabilir. Türkiye’nin elinde bu obüslerden tahminen 300’e yakın var. Bunların sadece 100 kadarının Fırat ve Afrin operasyon cephelerinde kullanıldığını varsaysak sadece 5 milyar dolar bu obüslerin mermi masrafı tutacaktır. Muhtemelen başlangıçta daha sık kullanılacak bu salvolar… Önemli kuşatma anları dışında tasarruf edilmeye çalışılarak, atış sayıları azaltılarak diyelim ki bu bedel yarı yarıya düşürülsün… Fakat bunun karşılığı, etkili ateş gücünün azalması veya buradan tasarruf edilen merminin çok namlulu roketatar veya savaş uçaklarından atılan daha pahalı bomba ve füzelerle telafisidir.


O zaman biraz da savaş uçakları ve kullandıkları cephanelerden bahsedelim. Bir savaş uçağının attığı sıradan bir bombanın fiyatı ortalama 2.500 dolar. Aslında F-16’larda kullanılan General Dynamics’in genel maksat bombası 925 kiloluk MK-84’ü baz alırsak, onun fiyatı 3.100 dolar.

10 ay kadar sürecek ve arada bazı haftalar oldukça sıkı bir ateş gücüne ihtiyaç duyulabilecek bir operasyonda bunun masrafının ne kadar olacağını artık konuyu merak eden asker okuyucularımıza bırakalım. Yalnız günümüzde bu tür bombalar tam hedefe isabet yüzdeleri düşük olması sebebiyle hem çok sayıda sivil ölümüne neden olmaları hem de isabet için çok fazla sayıda atılmaları gerektiği için artık pek az kullanılmakta. Onun yerine tercih edilen bombalar ise lazer güdümlü bombalar. Türk Silahlı Kuvvetleri için de bu tür bombalar artık Türkiye’de üretiliyor. Fakat bu bombalar son derece pahalı. Çünkü aslında normal bir bomba ve bir de Lazer Güdüm Seti’nden (Laser Guidance Kit) oluşuyor. Bu kit 25 bin dolar tutarında yani bir lazer güdümlü merminin maliyeti 28 bin dolar. Amerikan malı ve F-16’larda sık kullanılan nispeten ufak boy (mesela 250 kiloluk GBU 12 Paveway-2) lazerli bombaların maliyeti yaklaşık 22 bin dolar. Çoğu durumda beton ya da yer altı sığınaklarına karşı bu bombalar da pek az etki yapar. Onun için “bunker buster”, Türkçe adıyla “sığınak delici” veya “nüfuz edici” bombalar kullanılır. Türkiye yaklaşık iki senedir bunları Kırıkkale’de üretiyor. Tabii bunlara da lazer kitleri takılabiliyor.

2 bin librelik yani 900 kilo civarındaki bu bombaların yurt dışındaki muadillerinin maliyeti ortalama 7.500 dolar. Bunlara lazer kiti takıldığında maliyetinin 35 bin dolara kadar yaklaşabileceğini hesaba katmak gerekir.

Bir savaş uçağı sıradan bombalar ve lazer güdümlü bombalar kadar havadan havaya ve havadan yere füzeler de kullanır. Basit bir Maverick füzesinin maliyeti yaklaşık 15-20 bin dolar iken daha sofistike olanların birim maliyeti 110 bin dolara çıkabilir. ABD’nin Irak’ta kullandığı çok etkili AGM -114 Hellfire füzesi 100 bin doların üstünde maliyete sahip AGM-88 HARM füzeleri ise ortalama 284 bin dolar maliyete sahip. Neyse ki bildiğimiz kadarıyla TSK bunları kullanmıyor. TSK’nın yerli malı olarak yeni geliştirilen Roketsan’ın ürettiği Cirit füzeleri ise, firma yurt dışına 10 bin tanesini 196 milyon dolara sattığına göre yaklaşık 20 bin dolara mal oluyor. Şüphesiz Roketsan’ın her ne kadar ilk dış müşterisine insaflı bir fiyat vermiş olduğunu düşünsek de TSK’ya maliyeti biraz daha ucuz olmalı.

Mühimmatlardan bahsetmişken bizim tanklarımıza karşı kullanılabilecek ve aynı şekilde TSK’nın da karşıdan gelebilecek herhangi bir zırhlı araca karşı yaygın olarak kullanılacak TOW tanksavar füzesi yaklaşık 60 bin dolar. Fakat cinsine göre 4 ila 10 milyon dolarlık bir tankı durdurabildiğine göre hak ediyor diyelim. Özellikle helikopterlere karşı omuzdan kullanılan ve MANPAD tabir edilen silahların en tanınmışlarından Stinger füzelerini ABD, Sovyet helikopter ve uçaklarına karşı kullansınlar diye Taliban’a ve sonranın El Kaide’sine vermişti ve bu silahlar çok etkili olmuştu. YPG’nin elinde bunların ve benzerlerinin olması kuvvetle muhtemel. Stinger’ların uçak ve helikopterlerden yer hedeflerine atılanları da var. TSK bunları da kullanıyor ve yaklaşık 40 bin dolardan başlıyor, cinsine göre gidebileceği yere kadar gidiyor.

Tabii, özellikle uçaklar bomba veya füzelerini havalimanından atmıyor; havalanıp hedefin üzerine gidiyor, bombalıyor ve dönüyor. Sadece bombalamak için de değil, çoğu kere keşif, koruma amaçlı da uçuyor. Uçarken de jet yakıtı harcıyor. Peki, ne kadar? Bir F-16’nın ne kadar yaktığını örneğin yine ABD’de kullanılan bir F-16 cinsi olan F-16 Viper’dan kıyas edebiliriz. F-16 Viper, muhtemelen bizim F-16’lar gibi saatte ortalama 7 bin galon jet yakıtı yakıyormuş. Bunun da galonu zaman içinde değişmekle birlikte ortalama 2 dolar olduğunu düşünsek sadece şöyle bir 1 saat dolaşması, hiç ateş açmasa bile 14 bin dolara mal olur. Böylece Afrin Harekâtının ilk gün 72 uçakla yapıldığı bildirilen ilk sortilerinin sadece yakıt bedeli bile minimum 1 milyon dolardır. Fakat mühimmatla ilgili verdiğim bilgilerden görülebilir ki bir hava taarruzunun en ucuz kısmı yakıttır. Tek bir füzenin bedeli bile bunun iki katını genellikle aşar. Ayrıca bir F-16’nın uçuşa hazırlanması ve geri dönüşünün destek faaliyetlerinin de maliyeti vardır. Sonuçta bir savaş uçağının tek bir sortisinin maliyeti ne kadardır? Toplam hava akınlarının yoğunluğu, kullanılan araçların ve uçakların cinsi, kaç uçağın katıldığı, hangi silahların ne kadar kullanıldığına bağlı olarak çok değişiyor elbette. Fakat ABD’nin Irak ve Suriye ile Kosova ve Bosna gibi değişik operasyonlarıyla ilgili verilen rakamlar en ufağından 800 bin dolardan başlıyor ve bir F-16 filosunun seferi için 2,5 milyon dolar olarak hesaplanıyor. ABD’nin geçen yıl birkaç ay içinde Suriye ve Irak’ta IŞİD hedeflerine yaptığı hava akınlarının ortalama birim maliyetinin bu olduğu yazılıyor. Tek bir F-16’nın ise 1 saatlik sadece uçuş maliyetinin ise 22.500 dolar olduğu belirtiliyor. Sonuçta uzunca bir savaşta çok yoğun bir hava desteği gerekeceğinden THK’nın kullandığı, Savaşan Şahinlerin uçuş maliyetleri ABD hava filosundan biraz daha ucuz olsa da Afrin ve Kuzey Irak sortilerinin ve iç güvenlik sortilerinin minimum maliyetinin milyarlarca dolarla ölçülebileceği aşikâr.

***

Birim uçuş saatleri gibi bir kavramdan bahsettiğimizde elbette ki sadece avcı uçakları yok işin içinde; nakliye uçakları, keşif uçakları, genel maksat helikopterleri, mesela T- 129 Atak taarruz helikopterleri, hatta İHA ve SİHA’lar (drone) da var.

Sikorsky’nin ta 1970’lerin sonlarından kalmış Kara Şahin’lerinin saat başı uçuş maliyeti neredeyse F-16’ya eşit. İnsansız Hava Araçlarının (İHA), cinsine göre değişmekle beraber model uçağın hallicesi gibi olan Bayraktar Mini’yi değil de diğer biraz daha iri olanını yahut TAİ’nin ANKA’sını baz alacak olursak, bunun muadillerinin 4 bin dolar ortalama saat başı uçuş maliyeti var. İHAların uçuş saati keşif nedeniyle çok daha uzun olacağını hesaba katacak olursak maliyetlerinin günlük ortalamada F-16’lara yaklaşacağı bile tahmin edilebilir.

İHA’lar söz konusu olduğunda savaşın çok daha kötü yanına girmek gerekir. Çünkü İHA’lar düşürülmesi en kolay hava araçlarıdır ve sık sık da düşürülürler. Düşen nispeten sıradan bir İHA’nın maliyetini Milli Savunma Bakanı’nın bir soru önergesine vermiş olduğu cevaptan biliyoruz; 6 tanesi için 36 milyon TL’den biraz fazlası… O zamanın kuruyla 2-3 milyon dolar… ANKA tipi olanlar ise 5 ila 8 milyon dolar arasında…

Elbette ki bir tank veya uçak isabet aldığında şehit ya da gazi olan askerlerimize üzülürüz. Fakat burada konumuz, acımasızca da olsa, maalesef malzeme kaybı ve maliyeti. Operasyonun başlarında Afrin’de bir helikopterimiz kaza-kırıma uğramıştı. Bir Atak taarruz helikopterinin fiyatı dışarıya satış için verdiğimiz tehditlerden anlaşıldığı kadarıyla 50 milyon dolar. TSK’ya maliyeti biraz daha ucuz olabilir ama henüz yerli üretim oranı yüksek ve çok miktarda da üretim de olmadığından fazlaca fark olamaz. Afrin Harekâtı’nın yine daha başlarında 2 tankımızın vurulduğu haberi geldi. Fırat Kalkanı operasyonu sırasında da hemen hepsi Leopard-2A4 cinsi olan tankların vurulduğunu iddia eden bir “belge” basına sızmıştı. Ayrıca 5 tane de zırhlı muharebe aracı (ZMA) vurulmuştu “belge’ye göre… Leopard A7’ler 10 milyon dolar değerinde bu eski Leopard tankları’nın da minimum yarı fiyatı olduğu tahmin edilebilir.

Tanklar söz konusu olduğunda Almanya ve İsrail’le modernizasyonda problem yaşadığımız, eldeki tanklarının sayısının çok ama hemen hepsinin son derece eski olduğu, çoğunun özellikle artık son derece gelişmiş ve pratikleşmiş yeni tanksavar silahlarına karşı olması gereken reaktif zırh ve başka koruma sistemleriyle donatılmamış olduğu biliniyor.


Bütün bu aksaklıkları göz önüne alacak olursak ve karşıdaki birliklerin son yıllarda özellikle ABD’den füze ve tanksavarlar gibi modern silahlar da aldığı tahmin edildiğine göre her ne kadar kaleme almak bile içimizden gelmese) dışarıdaki topraklarda zaman zaman askerlerimize ve daha kolay, düşman açısından daha “kıymetli» zırhlı araçlarımıza başka saldırılar da olabilir. Umarız yeni vurulmalar olmaz ama verdiğim rakamlardan olası malzeme kaybı maliyetinin, hasar tamir ve yedek parça maliyetini de hesaba kattığınızda en iyimser tahminlerle yüzlerce milyar doları bulması ne yazık ki olası.

En kıymetli kayıpların can kaybı olduğunu söyleyip geçmek mümkün ama şehit ve gazilerimizin de maaş ve tedavi, bakım ve özellikle pilot gibi uzman personelin yeniden yetiştirilmesinin maliyetleri gibi gerçekten çok yüksek meblağlara ulaşan ve yıllara yayılan maliyetlere de işaret etmek zorundayız. ABD’nin Vietnam ve Irak savaşlarından öğrendiği bir ders varsa savaşın sadece manevi olarak değil maddi (parasal) olarak da en yüksek maliyeti, işin bu kısmıdır.

Buraya kadar daha çok modern silahlar ve hava araçlarını hesaba kattık ama aslında en büyük maliyet 100 bin civarında askerin ve binlerce ağır taşıtın mobilize olması, on binlerce askerin ise savaş bölgesine intikal ve orada faaliyetinin maliyetidir. Bunları derli toplu bir kıyasla incelemek mümkün olmamakla beraber bu maliyetin hava akınlarınınkinden daha fazla olacağı açıktır.

***

Son olarak bir de ÖSO yani Özgür Suriye Ordusu’nun maliyeti var. BBC, AA’ya dayanan haberine göre Fırat Kalkanı ile IŞİD’den kurtarılan bölgede 4 bine yakın “Özgür Polis”in görev yapmaya başladığını bildirdi. Aynı haberde;

“Türkiye destekli ÖSO’nun yeniden yapılandırılma sürecinin en son halkasını da 30 Aralık 2017’de kurulan ‘Suriye Milli Ordusu’ oldu. Suriye Milli Ordusu, ÖSO’ya bağlı yaklaşık 30 alt grubun birleşmesinden oluşturuldu.(…) Örgütün kurulduğunda yaklaşık 15 bin savaşçıyı bünyesinde barındırdığı belirtildi. (…) Yeni kurulan Suriye Milli Ordusu’ndan 15 bin asker Afrin harekâtı için hazırlanırken, Afrin sonrası gerçekleştirilecek Tel Abyad ve Münbiç harekâtında da TSK’nın yanında yer alacak” bilgisi veriliyor.

Böylece en az 20 bin civarında ücretli savaşçı. (Kaç para ücret ödendiği bilinmiyor. Donanımları, kendileri ve ailelerinin bakımları için ne masraf yapıldığı da bilinmiyor.) Savaş sonrasında başarılabilirse Fırat Kalkanı bölgesindeki gibi maaş alan kamu görevlileri ve yardıma muhtaç oraya yerleştirilen Suriyeli mülteci halk… Özetle Türkiye belki de 200 bini aşan insana maaş verecek bakım ve yardım parası ödeyecek; hem de muhtemelen yıllarca… En yüksek maliyetlerden birini oluşturduğunu söylemeye bilmem gerek var mı?

Verdiğimiz maliyetlerden bazıları biraz eksik biraz fazla çıksa da TSK gibi her attığı kurşunu bile tasarruflu kullanma geleneğine çok önem veren, israftan kaçınmaya çalışan bir yapı bu maliyetleri biraz aşağı çekse de bunun da bir sınırı var. ABD ordusu üzerinden yapılan maliyetler bize göre biraz daha fazla çıksa da tersine jet yakıtı gibi ve bizim ithal etmek zorunda kaldığımız çok sayıda malzemede tersine onların maliyet avantajı daha fazla; sonuçta TSK kısmi yerli üretim sayesinde burada da maliyetleri bir miktar aşağıya çekse de lisans sözleşmeleri, ithal girdiler gibi sebeplerle bunun da bir sınırı var.

Bütün bunların sonucu herkes bu rakamlar üzerinden farklı senaryolara dayanarak kendi maliyet hesabını çıkarabilir. Benim tahmini hesabım iç ve dış operasyonlar ile Türkiye’nin Suriye’deki varlığının yıllık masrafının eğer bunlar düşük yoğunlukta kalırsa 5-6 milyar dolar ile sınırlı kalacağıdır. Fakat yoğunlaşır ve uzarsa ve Suriye güçleri, İran milisleri de çatışmaya katılırsa bunun 2- 3 katı da gayet mümkün. Daha büyük bir maliyet ise ABD’nin Irak operasyonu gibi savaşın ardından sonraki yıllara yayılan harcamaların ilk savaş harcamalarının on yirmi katına tırmanma ihtimali ile başa gelir. Savaştan anlayan birçoklarının tahmin ettiği gibi YPG- TSK’ya karşı, yardım almadan başarılı bir cephe direnişi gösteremezdi ve götüremedi. Buna karşılık şimdiki sessizliğinin biraz da ABD’nin talimatı ile olduğuna ilişkin söylentiler yoğun. Bu sessizliğin zaman içinde tıpkı Türkiye’de ikide bir ilan ettiği ateşkesleri yine kendi kendine bozması gibi bozulacağın yönünde bir tahmin hiç de hesaba katılmayacak cinsten değil. Dışarıda da bir gayrinizamî uzun süreli savaş, yıllar boyu sürecek bir operasyon alanı olarak süregidecek bir masraf kapısı demek olacak.

Esasen Suriyeli mültecilerin bile şu ana kadarki maliyeti AKP’nin yanlış politikasının bir sonucu olarak çoktan milyarlarca doları bulmuş vaziyettedir. Yapılması son derece zorunlu bir harekât olan Kıbrıs harekâtı sonrası KKTC’nin artık bir hayli azalmış olan Türkiye üzerindeki mali yükü 2015 itibarı ile 10 yılda 9 milyar TL; parmak hesabı ile bir ortalama dolar kuru hesaplasanız yaklaşık 6 milyar dolar ediyor. Suriye’de oluşturulacak ÖSO tampon bölgeleri hem insan hem yüzölçümü olarak daha büyük olacağı gibi üstelik oralarda muhtemelen uzun yıllar ciddi bir üretim faaliyeti de olamayacak. O nedenle sadece o bölgelerin bakım ve korunma masrafı aynı 10 yıl içinde 25-30 milyar doları bulacağı söylenirse buna hiç şaşırmamak gerekir. Suriye’deki savaşa bugüne kadar dolaylı olarak müdahil olmuş olan Türkiye’ye bunun sonucu olarak milyonlarca Suriyeli mülteci gelmiş onlar için devlet yetkilileri bazen 30 milyar dolar mertebesinde para harcadıklarını iddia etmişlerdi. Ancak 2015 yılı itibarı ile resmi rakam 7 milyar 600 milyon dolar olarak açıklanmıştı.

Şimdi ise Türkiye savaşa doğrudan müdahil oluyor ve bu durumda katlanacağı maliyetin de epeyce daha yüksek olmasını beklemek normal.

Bu yazının tamamı yazarın Haziran 2018'de yayınlanan ''Kahrolsun İstibdat Yaşasın Hürriyet'' isimli eserinin birinci bölümünden alınmıştır.


Şimdi soru şu: Fırat kalkanı, Afrin operasyonu ve Suriye politikası bize yıllarca büyük paralara mal oldu ve bu harekâtın sonucu olarak o da her şey iyi giderse daha yıllarca büyük paralara mal olacaksa… Bunların tutarı savaş masrafları, savaş sonrası bakımı, önceki yıllar içinde mültecilere harcanan ve daha yıllarca harcanacak olan göz önüne alındığında toplamda birkaç yıl içinde bu kez gerçekten 35-40 milyar dolara varacaksa… Bu politikadan vazgeçmek daha doğru olmaz mı?
Dahası devam etmek istesek bile Türkiye ekonomisi bu fonlamayı kaldırabilir mi? Hele de dünya ekonomisinin bizim gibi ülkeler için yavaş yavaş riskli bir döneme girdiğini düşünecek olursak.

Üstelik bu savaşın burada kalmayacağı Münbiçe ve daha doğuya gidilmedikçe harekâtın Türkiye tarafından beklenen siyasi hedeflere ulaşamamış sayılacağı düşünüldüğünde… Ve üstelik şu anda uluslararası hukuk açısından Türkiye orada kabul etmesek de “işgalci” sayıldığı, yarın bir gün Suriye hükümeti veya bir başka gücün saldırısıyla karşı karşıya kalabileceğini, bu durumda işin büyük çaplı bir savaşa dönüşme riskini de hesaba katarsak… O zaman bunun siyasi, askeri risklerini bir yana bırakalım, ekonomik olarak zararını risk kelimesiyle anlatmak mümkün olamaz ve ülkeyi ekonomik olarak kesin bir çöküşe götürebilir.

Bölünme riskini azaltalım derken ülkeyi kendi elimizle çöküşe ve parçalanmaya götürmeyelim?

Yorum gönder

Yorum göndermek için giriş yapmalısınız.