Bizi kim birbirimizle konuşup anlaşamaz hale getirdi?

Sözlük | canakci | Kasım 26, 2011 at 11:02 am

Sebep, Saik, Amil
Birşeyin “olmasını gerektiren şey” (reason) anlamında bir “sebep” sözcüğümüz vardı eskiden. Mesela “sebeb-i hayat = Baba (biyolojik)” olurdu. Bila sebeb = sebepsiz, boş yere. Şimdi bu sözcük kalktı. (Hala kullananlar var gerçi, ama “”Yaşam nedeni = Baba”” karşılığını da kullanamıyoruz tabii doğal (felsefi) olarak.).

Sevk’den gelen “saik (saika)” sözcüğü de vardı. Götüren, sevkeden, yani sizi o işi yapmaya yönlendiren (motive eden) şey anlamında. Bir de kökü amel (iş)’den gelen “amil” var idi. Birşeyi fiilen yapan, eden anlamında. Doğrudan kozalite (nedensellik/illiyet) gösterirdi.

Şimdi dilimiz değişti. Eski kelimelerin bir kısmı sözcük edilirken diğerleri yok edildi. Farklı nüanslara işaret eden farklı sözcüklerin tümü yok edilip, her üç beş farklı sözcük tek bir kavramının sözcüğünün içinde düzleştirildi.

Aklen/mantıken birşeyin olmasını gerektiren şey (sebep), o şeyin olmasına yönlendiren (saik) ve fizik kuralları o sonucu doğrudan oluşturan(amil) şeyler hepsi ayni bişey “”neden”” haline geldi.. Neden bilmem.. Siz bilebiliyor musunuz?? Bunun bir açıklaması var mıdır??

Sebep yok, saik yok amil de yok… Şimdilerde sadece “neden” var artık nedense?. En az “Üç” farklı anlam bir tek sözcükte birleşti..

Birisi bir “neden’”den söz ettiğinde nedenini “”hiçç”" anlayamıyoruz. YeniKonuş (Öztürkişçemiz) sağolsun varolsun.
İngilizcesi (çevirisi) de şöyle oluyor;

Why = cause, motive, reason, ground, whence, wherefrom

Her durumda tek sözcük kullanıp işi bitiriyoruz. Türkçeye çevirirken yukarıdaki ingilizce sözcüklerden herhangi birini gördüğümüz her seferinde karşılığına “neden” deyip geçiyoruz… Oysa bu tek sözcüğün içine boca ettiğimiz kavramların herbiri aslında ateş, su ve toprak kadar birbirinden farklıdır.


Hoşgörü
Orwell’in 1984 romanındaki NewSpeak gibi bizim cumhuriyetimizin ürettiği bir dil var. “YeniKonuş(Öztürkiş)”. İşte bu “Hoşgörü” kavramı o dilin en mümtaz ve kutsal kavramlarından.

Başka dillerde karşılığı nedir diye bir arayın isterseniz. Bulamazsınız. Dünyada bir tanedir ve modern dillerden hiçbirinde (bildiğim kadarıyla) bir karşılığı yoktur bu kavramın..

Dünyada “hoşgörü” yok mu şimdi? diyeceksiniz. Yok efendim.. Yokk !.

Bizim eski dilimizde dahi karşılığı yok bunun.. Mesela müsamaha(complaisance), müsaade(permission), tahammül(fortitude) gibi daha onlarca benzer karşılıklar bulup koyabilirsiniz ama hiçbiri bizim “hoşgörü’nün” yerini tutmayacaktır.

“Tolerans, tolerasyon” demeyiniz sakın. Çünkü “tolerans” ölçü’sü olan bir dünyanın terimidir. “Hoşgörü” ise bize ölçüsüzlüğü getirmiştir. Bir yerde ölçü varsa eğer, onun toleransı da olacaktır mutlaka. Çünkü doğru bir ölçü toleransı da içerir. Eğer ölçü olmayacaksa.. Esas düzen “ölçüsüzlük” ile kurulmak istenirse, işte o zaman “hoşgörü” imdadınıza yetişecektir. Hoş olmayan, hoş olduğunu kabul etmek mümkün olmayan şeyleri ”hoş imiş gibi” görmenizi sağlar hoşgörü. Bile bile halüsinasyon (sanrı) görmektir.

“”"Bakıyorum. Hoş değil. Hoş olmadığını da biliyorum aslında.. Ama beynimin içindeki görme merkezine komuta ederek sanki hoşmuş gibi görünmesini sağlıyorum”"”. 1984’deki “doublethink” in benzeri bir icattır bu.

Ölçü bizdeki çoğunluk için “”ifrat ve tefritten””(yani aşırılık ve noksanlıktan) kaçınmaktır. “”Ortayol”” demektir. Ölçülü olmak da “”ortayolculuk”” anlamına gelir. Bu batı dillerinde “”Mediocrity(médiocrité, Mittelmaessigkeit, mediocridad) demek oluyor. Biz bunu türkçeye yeniden çevirdiğimizde “”çapsızlık, bayağılık ” anlamına dönüşür… Bayağılığın toleransı “hoşgörü”dür.

Hoşgörü'lü bir trafik lambası


Ölçü’den “Norm” anladığımızı ve ölçülülüğü normlara “uymak” olarak benimsediğimizi düşünerek bunun bizim için önemli birşey olduğuna varmak yanıltıcı olur. Ölçü kendi başına bir kalite konusudur. Ölçünün kalitesini belirliyen doğruluk (accuracy), hassasiyet (sensitivity), çözünürlük (resolution), ve tolerans gibi kavramlar var. Ölçü kavramındaki norm “normal”e dönüştüğünde ise bu kalite kavramlarının hiçbiri kalmaz. Tolerans kavramı “tolerasyon (hoşgörü)”, ya da “tahammül” kavramlarına dönüşür. “… Mış gibi” yaşanan bir hayatta ölçü ve tolerans yerine “hoşgörü”, “müsamaha”, “müsaade (izin)”, ve “tahammül (dayanma)” en kutsanan kavramlar olur.

 

Ahlak = Decency?
Dilimizde, kültürümüzde “ahlak” denilince ne anlaşıldığı bence gerçekten incelenmeye değer bir konu.

Anladığıma göre önemli bir kesim(kahir çoğunluk) “ahlak” kavramını özellikle ve öncelikle din ve dinin getirdiği cinsel yasaklarla bağlantılı olarak algılamaktadır.

Örneğin ingilizce ismi “Indecent Proposal” olan film türkçeye “Ahlaksız Teklif” olarak çevrilmiştir ki bu doğrudur. Yani indecent = ahlaksız kavramıyla örtüşmektedir. Öte yandan hortumculuk, rüşvetçilik, yolsuzluk(corruption) kavramlarının da ayni bir ahlaksızlık kavramının çeşitleri gibi algılanması laik bir dünya görüşü ile asla kabili telif değildir (bağdaştırılabilemez). Ancak teokratik bir rejimde bu mümkün olabilir.

Moraliteyle ilgili “indecency” anlamındaki ahlaksızlığın insanlık değerlerindeki çürüme anlamındaki “corruption” ile ayni sözcükte ve ayni kavramın içinde ele alınması, üstelik de dini ahlaksızlığın (indecency) öbürünün daha önüne koyulması insani değerler bakımından gerçekten acınası bir durumdur. Kişinin moral felsefesinin (etik değerlerinin) hiç olmadığını, hatta kişi bile sayılamayacağını gösterir.

Birey olmayı neredeyse imkansız kılan, insanların sadece çobanları tarafından işaret edilen bazı abuk sabuk “”dini, milli ve manevi”” değerler ile “güdüldüğü” bir sürünün ahlakına ahlak denilebilir mi??

Örneğin bir DGM yargıcı ile ünlü bir mafya babası ayni arabada iş konuşurken, veya birlikte içki içerken, şirket ortaklığı yaparken yakalandıklarında bu durum toplumda bir sansasyon yaratmaz. Bakan’a işe alınanlar listesindekilerden 20 tanesinin niye kendisiyle ayni soyadını taşıdığı sorulduğunda “”onlar da Türk vatandaşı değiller mi? diyebilir. Cumhurbaşkanının yakınları valizler dolusu dolarla görüntülenir sansasyon olmaz. Ama genç bir milletvekili genç bir hanımla bir masada içki içerken görüntülenirse işte o zaman kıyamet kopar, insanların ahlakları sorgulanmaya başlar. Bu nasıl bir ahlak anlayışıdır ki?

sonraki yazı

Sonraki yazı


“”Laik değerlerin islami değerlerle ikame edilmeye başlandığı”” iddiasını taşıyan son AKP iktidarı döneminden çok öncelerinden beri bunun böyle olması kültürümüz hakkında bizi gerçekten ümitsizliğe sevketmektedir. Laik “”insani değerler”" bu dilin kavramları arasına hiç mi giremeyecektir ki??

Yorum gönder

Yorum göndermek için giriş yapmalısınız.