Kapitalizm vs Sosyalizm

Sözlük | canakci | Mayıs 6, 2012 at 4:02 pm

Kapitalizm, hür teşebbüsçü (özel girişimci) sistem olarak da anılabilir. Üretim, dağıtım, ve değişim araçlarının özel mülkiyetini ve kapital (anamal / sermaye) sahiplerinin rekabetçi koşullarda kar amacıyla kendi mülklerini işletme ve idare özgürlüğüne sahip olduğu bir ekonomi sistemini ifade ediyor. Bu sistemde üretim ve dağıtım araçlarına yatırım ve bu araçların mülkiyeti esas itibariyle özel kişi ve kuruluşların kontrolundadır. “Kapitalizm” kavramı ilk olarak rönesans sonrası ve endüstri devriminin başlamasıyla birlikte avrupa ülkelerinin deniz aşırı ülkelerde sömürgeler edinmeğe ve, büyük kentlerde küçük sanayi üretimlerine başladıkları 17nci yüzyılın ortalarında olmuştur. İlk merkezi İngilteredir demek hatalı olmaz.

Esas üretimin tarım ve hayvancılık olduğu eski çağlarda bilinen en önemli üretim araçları sadece “toprak” ve “insan” idi. Bunlara sahip olanlara kapitalist değil “feodal” diyoruz. Kölelik kalkmış dahi olsa bir feodal toprak sahipliği üzerinden orada yaşayan tüm insanlara hükmedebilme gücüne sahiptir. Köylünün ne yapıp yapmayacağı, karşılığında ne alacağı gibi konular üzerinde hiçbir pazarlık şansı olmaz. Feodal ile köylünün ast üst ilişkisi köle sahibi ile efendisi arasındakinden hiç farklı değildir. Bir feodalin şehirli sanayici versiyonuna ise kapitalist demekteyiz..

İnsanların sahip olmak ya da tüketmek istedikleri her türlü şeyin sağlanıp hazır edilmesine yönelik tüm çalışmalara endüstri (sanayi) diyoruz. Özellikle üretim kasdedilir ve tabii ki üretim insan hayatının ve refahının temelidir. O halde endüstriyel üretim herşeyin temelidir. Zenginliği de, ekonomiyi de , parayı da hiç yoktan var eden, olmazsa olmaz birşeydir.

Üretimin yapılabilmesi ise üretim araçları dediğimiz hammadde, toprak, makina, bina, işgücü bilgi gibi birçok faktörün biraraya getirilmesini gerektirir. İşgücünü de satın alınabilen bir mal olarak düşündüğümüzde kapitalist çalışan insanlara hükmedebilen herşeyin hakimi bir güç haline geliyor. Sanayi devrimi geldiğinde ortaya çıkmaya başlayan fabrikaların sahipleri ile onların çalışanları arasında işte böyle bir ilişki düzeni oluşmuştu. İşçinin neleri yapıp karşılığında ne alacağı tamamen patronun (yani kapitalistin) kontrolunda idi. İngilterede devletin çıkardığı ilk çalışma yasaları da (poor law) çok zalimce sermaye sahibinin haklarını kollar nitelikte olduğundan ilkel kapitalizmin aslen emek düşmanı, zalimce ve istismara dayalı olduğunu söylemek hiç yanlış olmaz.

Kapitalist ülkelerde de sosyalist ülkelerde de halk hala devleti 'olumlu' ve 'vazgeçilmez' bir faktör olarak görmektedir.


Kapitalizm kavramının esas önem ve anlam kazanması da bunun tek alternatifi gibi (çalışan sınıfların politik bir hareketi olarak) 18nci yüzyılda ortaya çıkan, ve 19ncu yüzyılda gelişip serpilen “sosyalizm” sayesinde olmuştur.

Bu teze göre “Mademki üretim, dağıtım, ve değişim araçlarının özel mülkiyeti özel kişi ve kuruluşların kontrolunda olunca patron kişiler çoğunluk durumunda olan emekçileri istismar etmektedirler o halde buna hemen bir son verilsin. Üretim araçlarının mülkiyeti kapitalistlerin elinden alınsın işçiye verilsin. İşçi fabrikanın asıl sahibi, en has ortağı olsun. Üretimin kazançları (katma değer) tüm çalışanlar arasında paylaştırılsın”… Sahi öyle mi..?

Üretim faktörlerinden “emek” dışındaki hepsini yoksayma iddiasındaki bu görüş nüfusun büyük kısmını oluşturan cahil “çalışanlar” açısından ilk bakışta çok cazip görüldü. Bu fantastik sosyoekonomik sistem dünya halkları arasında çok revaç buldu ve uygulamaya geçti. Dünyanın bazı ülkelerinde tüm üretim araçları halk adına kamulaştırıldı. Hemen hemen tüm dünya ülkelerinde ekonomik girişimlerin en azından bir kısmı halk adına işletilen devlet tekelleri konumuna geldiler. Patronların yerine devlet bürokratları geçti. Bu durum 1980’lerden sonra kısmen tersine dönse de halen büyük ölçüde devam etmektedir.

Eşitlikçi, özgürlükçü ve adil bir düzende yaratıcılığın, kalitenin ve üretkenlikteki yüksek performansın mutlaka ödüllendirilmesi, tersinin ise caydırılması gerekir. Oysa sosyalizasyon bize bunun tam tersini getirmektedir. Kollektifleşen bir üretimde testiyi dolduran da kıran da birdir. En yetenekli insanın bile yaratıcılığı körelir, üretkenliği azalır. Kötülük cezalandırılmaz., yaratıcı katkılar engellenir. Komitacılık, kandırma, korkutma, kışkırtma ve insani zaaflar öne çıkar. Böyle bir düzende testiyi kıran kişi kolaylıkla doldurup getirenden daha makbul hale gelebilir. Hayali varsayımsal değerler gerçek değerlerin önüne geçer. Tüm ölçümler hatalı sonuç verir.

21nci yüzyılda hala insanların önemli bir kısmı sosyalizmin kapitalizme tek alternatif olduğu gibi bir yanılgıya sahipler. Oysa ekonomik ve sosyal sonuçları bakımından bu iki sistem özde birbirine çok benzerler.. Heriki sistem de kolektivisttir, birey ikinci plandadır. İkisinde de kontrol çok büyük ölçüde devletin (kamunun) elindedir. Devlet en önemli ekonomik aktördür. Devlet çok büyük mülklerin bankaların ve paranın sahibidir. Tüm ekonomiye ve ekonomik aktörlere komuta ve hükmeder. Borçlanır, yatırımlar yapar. Monopol şirketler kurar, işletir. Emisyon yapar, faizlerle, kredi hadleriyle, kurlarla oynar. Vergiler ihdas eder. Oranlarını arttırır.. Ekonomiyi sürekli regüle eder. Fonlar kurar, batırır. Yabancı ülkelerle ticari bloklar oluşturur, dağıtır, ambargolar uygular. Üretim faktörlerinin kimini kısar kiminin önünü açar.

Devlet her gün iktisadi kuruluşların neyi nasıl yapıp yapamayacaklarını belirleyen yeni yasalar, regülasyonlar çıkartır. Mevzuatlar oluşturur. Denetler, düzenler. Yoktan hayali paralar yaratabilir veya var olan gerçek kaynakları ekonomiye hiç yaramayacak yerlere gömebilir. Üstelik çoğu zaman tüm bu faaliyetleri kendi alanlarında hiç de ehil olmayan bürokrat ve siyasilerin eliyle yapar. Mesela büyük, çok büyük askeri harcamalar yapıp, savaşlara girişebilir. Devletin bu tür faaliyetleri vergi ödeyen halka işsizlik, fukaralık, hastalık veya ölüm olarak geri dönecektir.. .

Sanki bize bir dikotomi dayatılıyor. Sosyoekonomik düzen olarak kapitalism veya sosyalizmin biri değilse öbürünü (ya da ikisinin hibridini) seçmemiz gerek. Eğer birinden nefret ediyorsak illaki öbürünü seçmemiz gerekirmiş gibi. Oysa bizim herikisinde de sevmediğimiz şeyler hep ayni. Öyle değil mi?.. İnsanın insana kulluğunu sevmiyoruz. Kendi kararlarımızı verebilmek istiyoruz. Birilerinin üretim araçlarının sahipliği üzerinden insanlara hükmetmesi asla tahammül edilemez birşey. Bize hükmeden insan sosyalizmde de kapitalizmde de daima temsili bir bürokrasidir. Bu bürokrasi mal sahibi şahısları(sermayeyi) temsil etttiğinde de toplumu veya çalışanları (emekçiyi) temsil ettiğinde de her durumda ciddi yanlış kararlar verebilmektedirler. Üstelik onların bu yanlışlarının yolaçtığı zararlar daima temsil edilenler tarafından ödenmek zorunda.

İnsanlar eşitlik, adalet, özgürlük gibi şeyler istiyorlar. Kapitalizm veya sosyalizm gözlüğüyle baktığınızda 'ötekinde' tüm bunlar eksiktir


İnsanlar eşitlik, adalet, özgürlük gibi şeyler istiyorlar. Kapitalizm veya sosyalizm gözlüğüyle baktığınızda “ötekinde” tüm bunlar eksiktir. İşin aslı her ikisinde de bunların eksik olduğu. Adalet bir devletin hiç umurunda değildir. Özgürlük konusuna gelince, bir devletin istediği tek özgürlük bürokratın vatandaşa istediğini yapabilme özgürlüğüdür. En yüce devletli gerektiğinde vatandaşın en fazla canına okuyabileni oluyor öyle değil mi?. Yasama, yürütme ve yargı erklerinin esas fonksiyonu vatandaşın özgürlüklerini kısıtlamaktan başka birşey değil.

ABD son 20 yılda kendi halkına hiçbir faydası olmayan Irak, Afanistan vb savaşlarına 1 katrilyon dolar harcadı. Şimdi doğan her amerikalı bebek mükellef bir ev parası kadar kamu borcu ile doğmaktadır. Çalışacak, üretecek ve ödeyecekler. Tunus, Libya, Sudan Mısır, Suriye vb ülkelerin orduları kendi halklarını bombaladılar, hala daha her gün bombalıyorlar. Ne için, kim için?..Sade insanlar bu bedelleri neden ödemek zorunda kalsınlar ki?.

Sosyalizmin hala kısmen de olsa uygulandığı örnekler ortada. Kuzey Kore, Çin vb halen dünyada çalışanlarına en az eşitlik, özgürlük ve refah vadeden ülkeler konumunda. Kapitalizmin yağmurundan kaçanlar sosyalizmle hepsi doluya tutuldular.

Artık bugün eski anlamıyla ne sosyalizm ne de kapitalizm hiçbir ülke için geçerli değil tabii. Aradan geçen zaman içinde sosyalist ülkelerde özelleştirmeler yapılarak üretim araçlarının kontrolu özel kişi ve kuruluşlara geçti, kapitalist ülkelerde de Rotschild’ler, Rockefeller’ler gibi bilinen anlamda sivri kapitalist patronlar neredeyse hiç kalmadı. Gelişmiş kapitalist ülkelerdeki büyük şirketlerin büyük payları halen çok büyük ölçüde emekli sandığı türü sosyal kurumların elindedir. Orada hisse senetleri yolu ile neredeyse tüm emekçiler dolaylı yoldan da olsa sermaye sahibi kapitalistler haline geldiler.

Ama dünyada hiçbir ülkede gerçek “Laissez faire(bırakınız yapsınlar)” yok. Liberal ekonomi, yani gerçek anlamda bir hür teşebbüs dünyanın hemen hiçbir yerinde uygulanamıyor. Hemen her ülkenin devleti halkın parasını ekonomisini ve yaşam tarzını ceberrut bir şekilde elinde tutuyor. Hatta şimdiki bu globalleşen dünya düzeninde artık devletlerin bürokrat ve siyasilerinin kararları sadece kendi ülke halklarına değil diğer ülkelerin halklarına da zarar verir boyuttadır.

Hemen her ülkenin devleti halkın parasını ekonomisini ve yaşam tarzını ceberrut bir şekilde elinde tutuyor.

Yine de ülkeler arasında halkların ekonomik konumu bakımından çok büyük farklar var. En dikkati çekici özellik şu; Bir ülkede din ve devlet ne kadar “büyük, ceberrut, halkından bağımsız, ve halkına istediğini yapabilen buyurganlıkta ise halk o kadar fakir, geri ve çaresiz. Bir ülkede din adamları, siyasiler ve bürokrasinin gücü ne kadar sınırlandırılabilmiş, ekonomi üzerindeki kontrolu kısıtlanabilmiş ise o ülkede halk o kadar ilerlemiş, refaha kavuşabilmiş oluyor.

İnsanlar demek ki aslında ekonomik faaliyetlerinde, birbirleriyle kuracakları “networking”(ağdaşım) faaliyetlerinde, tüm ekonomik faktörlerin arz ve talebinin özgürce birbiriyle buluşmasında ne kadar özgür olabilirler ise o kadar yaratıcı, o kadar üretken ve verimli olabiliyorlar. Oysa devletlerin yasama, yürütme ve yargı faaliyetleri buna engel.

Hiçbir halk devleti sayesinde var olmamıştır. Oysa devletler tüm o devasa ve kahredici güçlerine halkları sayesinde sahipler. Peki devletlerin parayı, ekonomiyi idare etmedikleri, yasama, yürtüme yargı erklerinin olmadığı bir düzen mümkün olabilir mi? Evet artık olabilir !.

Eskiden değildi, ama artık teknolojimiz sayesinde tüm bunlar mümkün hale geliyor. Günümüzde ekonominin en güçlü üretim faktörü bireyin kendi bilgi, beceri ve yaratıcılığı olduğuna göre artık insanlar hayatının sorumluluğunu kişilere, kurumlara devretmek yerine bizzat devralabilir. Feodale, dinci kapitalist, sosyalist devletçiye kimsenin ihtiyacı kalmaz. Para bireyselleşebilir (bitcoin). Kamu mülkiyeti, ile yasama, yürütme ve yargı ceberrutluğu ortadan kalkınca tüm ekonomik faaliyetler, eğitim, güvenlik ve adalet dahil herşey bireysel hale gelir.

Hayır bunun için devrim gerekmiyor. Ezilenlerin ezenlere karşı birleşip ayaklanmaları ve direnmeleri gerekmiyor. Bu biçim bir anarşi daima ezenleri güçlendirme sonucu vermiş. Spartaküsler, Battal Gazi’ler aramıyoruz. Sadece zihinlerimizi değiştireceğiz. Kolektivizme karşı çıkıp, devletçi hiçbir çözüme yanaşmayacağız. İsteyeceğimiz, uğruna mücadele edeceğimiz tek şey de-regülasyon. Mevcut yasaların kaldırılıp azaltılması. Devletin küçültülmesi. Miniminnacık olması. Sürekli küçültülüp cebimize sığacak hale gelinceye kadar buna devam edilmesi. Tek istediğimiz budur. .

10 Yorum

  1. Chaghlar diyor ki:

    Her ne kadar yazınıza içeriği itibariyle katılıyor olsam da, bazı hatalar içerdiğini söylemek zorundayım. Karşılaştırdığınız şey Soyalizm ve Kapitalizm değil, Sosyalizm ve “Kroni/yandaş Kapitalizmi” olabilir. diğer taraftan tüm bunlaara karşı ileri sürdüğünüz arguman ise sizin de büyük olasılıkla bildiğiniz üzere (Anarko Kapitalizm)dir (ki ben de Anarko kapitlizm)i savunuyorum, fakat Kapitalizm ve sosyalizm dediğiniz zaman birçok kronik komünistin düştüğü hatadan siz de kurtulamazsınız. Liberteryen görüşü savunan insanlar olarak, bizlerin kapitalizm ve dolayısıyla girişimciliği göğsünü gere gere savunabilmemiz ve devletçi propagandayla beyni enfekte olmuş insanımıza doğru anlatabilmemiz gerekiyor. Saygıyla.

    • canakci diyor ki:

      Haklısınız. Her kapitalizm ayni değil. Bence terminolojiye takılmayalım. Sözcüklerin herbirimizin kafasında farklı kavramsal çağrışımları var.

      Sermaye ve emek gibi üretim faktörlerinden hiçbirinin ayrıcalıklı olmadığı, kimsenin yasama yürütme ve yargı erkleri üzerinden insanlara hükmetme imtiyazı olmayan, herkesin kendi işinin tüm üretim faktörlerinin tam kontroluna sahip olduğu, girişimcinin yaratısının, üretiminin tüm öz imtiyazlarının doğrudan sahibi olduğu, arz talep piyasalarının tamamen özgür ve moneter kontrolların doğrudan aktif piyasa aktörlerinin uhdesinde olduğu, insanların kurgulanmış kutsallaştırılmış hükmi şahsiyetler tarafından ezilip üzülmediği, alternatif bir düzenin adında “kapitalizm” olabilir mi?.

  2. Chaghlar diyor ki:

    Kapitalizm olabilir tabiki, hatta insanımıza öcü gibi gösterilmiş bir kavram üzerinden birşeyleri anlatmaya çalışırsanız, bu insanların dikkatini çekecektir, kapitalizm sizin de bildiğiniz üzere içinde alan-satan, kiralayan, kiralatanın olduğu bir sistemdir, yani aslında serbest piyasadır, e devletlerin olduğu ya da asli yetkisi olan güvenlik ve hukuk alanıyla sınırlanmadığı yerlerde de bir serbest piyasanın dolayısıyla da kapitalizmin varlığından söz edemeyiz. ilk yorumumda özellikle kroni kapitalizmine değindim, ki şözde bulunduğumuz sistemin kapitalizm olamayacağını anlatmak için. ben misses.org’da yazdığım bi konu başlığında demiştim ki “Bir iş adamı size birşey satmak isterken, politikacı onu düzenlemeye kalkar”, dolayısıyla sizin de birçok yazınızda değindiğiniz üzere sahip olduğumuz birçok bireysel özgürlük aslında yarım yamalak da olsa kapitalizm’in marifeti. hür iradenin olduğu bir sistemde kapitalizmin adı var olabilir mi? kesinlikle, çünkü ancak serbest piyasa kapitalizmi ile (devletlilerin karma ekonomiye verdiği adddan bahsetmiyorum) mümkün olabilir. bu yüzden zaten Sağ Liberteryenizmi genellikle Anarko kapitalist veya Minarçist bakış açılarıyla sınırlandırıyoruz.

    • canakci diyor ki:

      Liberal Piyasa = Kapitalizmdir önermesini anlamıyorum ve kabul etmiyorum. Çok değer verdiğim Atilla Yayla gibi hocalar da bazen böyle yazabiliyorlar. “X – izm” dediğinizde X sevilen benimsenen imtiyazlı olandır. “Kapital”in (bilgi ve işgücü gibi) diğer üretim faktörlerine göre ayrıcalıklı (hakim unsur) sayılması mantıklı değil. “Liberal” ve “Piyasa” sözcükleri herşeyin özgürce ederini bulması gereğine işaret eder. Kavramsal olarak imtiyaz varsa özgürlük kısıtlanmış demektir. Ayni şekilde “emeği” ayrıcalıklı himayeye mazhar (imtiyazlı) üretim faktörü saymak (proleterya diktatörlüğü) benzer bir haksızlık. Üstelik proleterya diktatörlüğünde emek nasıl himaye yerine istismara uğruyor ve en ucuza gidiyorsa, kapitalizmde de gerçekte sermaye (yani asıl sermaye sahibi) istismar edilmektedir. Küçük tasarruf sahibi (kapitalist) bir kısım bürokratın elinde oyuncak olur. Tasarufları birtakım bürokratın elinde sürekli istismara uğrar ucuza gider.

      İstediğimiz sermayenin de emeğin de (bilgi ve becerinin de) “gerçek” bir serbest piyasada hakiki ederini bulması. Kimse tarafından istismar edilmeden “doğrudan” asıl gerçek sahibi tarafından piyasaya arz edilmesi. İstismar olmaması.

      Böyle bir sistem mümkün ve bunun adında ne sosyalizm olur ne de kapitalizm. Tamamen başka bir isimle anılması gerekir.

  3. Chaghlar diyor ki:

    Söylediklerinizi yanıtlamaya çalışiym, tırnak içindekiler sizin sözleriniz:

    “Liberal Piyasa = Kapitalizmdir önermesini anlamıyorum ve kabul etmiyorum. Çok değer verdiğim Atilla Yayla gibi hocalar da bazen böyle yazabiliyorlar. “X – izm” dediğinizde X sevilen benimsenen imtiyazlı olandır. “Kapital”in (bilgi ve işgücü gibi) diğer üretim faktörlerine göre ayrıcalıklı (hakim unsur) sayılması mantıklı değil. “Liberal” ve “Piyasa” sözcükleri herşeyin özgürce ederini bulması gereğine işaret eder. Kavramsal olarak imtiyaz varsa özgürlük kısıtlanmış demektir. Ayni şekilde “emeği” ayrıcalıklı himayeye mazhar (imtiyazlı) üretim faktörü saymak (proleterya diktatörlüğü) benzer bir haksızlık. Üstelik proleterya diktatörlüğünde emek nasıl himaye yerine istismara uğruyor ve en ucuza gidiyorsa, kapitalizmde de gerçekte sermaye (yani asıl sermaye sahibi) istismar edilmektedir. Küçük tasarruf sahibi (kapitalist) bir kısım bürokratın elinde oyuncak olur. Tasarufları birtakım bürokratın elinde sürekli istismara uğrar ucuza gider.”

    Dilbilgisi ve Türkçenin yapısı açısından baktığımızda Kapital=Sermaye, ism=cı-ci dolayısıyla Kapitalizm=Sermayecidir.

    fakat bu sözü de açmamız gerekir ki Kapitalizm sözü gerçek anlamını bulsun.

    Dolasıyla Kapitalizm dediğimiz zaman para ve birim değer karşılığı olan herşeyin felsefesidir diyebiliriz, bunun içine para, bilgi, işgücü
    herşey girer.

    Aslında ben de Liberal ideolojilerle ilk tanıştığım zamanlar bu izm meselesine takılıyordum, Düşünmüştüm ki Biz Liberal ideolojileri “ucu açık” olarak tanımlıyoruz, o halde özgürlük kavramını ideoloji kavramıyla yanyana getirmek bile haksızlık olur diye düşünmüştüm.

    ama öyle değil işte, siz bir ülke kurarken bile onun resmî ideolojisini, ayakta kalabilmesi için şemasını çizersiniz.

    dolayısı ile eğer Liberteryenizmi veya Serbest piyasayı da anlatmak istiyorsanız, arasıra terminolojiye başvurmanız gerekir.

    Diğer taraftan kapitalist bürokrat tanımı da çok doğru değil, bürokrat ve kapitalist terimleri her ne kadar devlet kapitalizmi diye bir kavram kullanmak zorunda kalıyorsak da yanyana kullanılması pek doğru değil.

    Serbest piyasa teriminin en cesurca ve gerçek anlamında kullanıldığı yerlerden biri Amerika birleşik devletleri biliyorsunuz, bu terimin bu terimin kökenine, Abd.yi kuran insanların nasıl bir ortamda hangi mantıkla yaşadığını incelerseniz ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız.

    “İstediğimiz sermayenin de emeğin de (bilgi ve becerinin de) “gerçek” bir serbest piyasada hakiki ederini bulması. Kimse tarafından istismar edilmeden “doğrudan” asıl gerçek sahibi tarafından piyasaya arz edilmesi. İstismar olmaması.

    Böyle bir sistem mümkün ve bunun adında ne sosyalizm olur ne de kapitalizm. Tamamen başka bir isimle anılması gerekir.

    Bence de böyle bir sistem olabilir ve içinde sosyalizm olamaz doğru, fakat kapitalizm olacaktır, olmak zorundadır, Çünkü Alan-satan-Kiralayan-üreten in olduğu bir sistemden bahsediyoruz, zaten siz de bundan başka birşey savunmuyorsunuz sanırım.

    uzun lafın kısası;

    1. birine birşey anlatmak istiorsanız bazı terimlere ihtiyacınız olabilir, yoksa havanda su döversiniz,

    2. inandığınız değerlerin romantik bir düşmü yoksa hayata geçen bir sistem mi olmasını istiyorsunuz, yani öyle bir dünyada mı yaşamak istiyorsunuz, yoksa sadece bunun rüyasını kurmak mı?

    3. hiç olmadığımız kadar liberteryen bir yapıyı hayata geçirebilmemizin mümkün olduğu bir zamanda yaşıyoruz, küreselleşme, iletişim teknolojilerindeki gelişmeler, neoliberal politikalar, hepsi lehte kullanılabilecek şeyler, o halde neden kullanmayalım?

    daha yazılabilecek çok şey var da, demek istediğim elmalarla-armutları birbirine karıştırmamak gerekiyor.

    • canakci diyor ki:

      İnsanların özgürce alıp sattığı, kiraladığı, ürettiği bir sistemden bahsediyoruz. Herkes kapitalist, herkes kendi ürettiği mal/hizmetin gerektirdiği tüm üretim araçlarının tam kontroluna sahip. Herkes kendi işinin patronu, ayni zamanda işçisi. Herkesin kapitalist olduğu bir sisteme kapitalist sistem denemez. Herkesin ayni zamanda bir anlamda emekçi olmasına rağmen bu sisteme sosyalist de diyemeyiz.
      Hedef heriki sistemin de insanlara vadettiği, ama asla veremediği tüm yüksek değerlere ulaşmak. (Özgüven, özgürlük, üretim, güç, refah, adalet vb). Bunlara ulaşmak için tek bir (anahtar) değişiklik yapıyoruz. Yaptığımız tek şey sadece hükmi şahsiyetlerin varsayılan itibarını sıfırlamak. Tüm itibarı sadece gerçek kişilere bahşetmek. (gerçek kişiler kendisini doğrudan temsil ediyor. Tüzel kişilerin (kurumlar /hükmi şahıslar/ kutsal kavram ve antitelerin) temsili gücü yok. Gerçek kişilerin namı hesabına akçalı işler yapamıyor sözleşme imzalayamıyor, taraf olamıyorlar. İtibarları yok.)
      Tüm malın, itibarın ve gücün sahibi sadece gerçek kişiler. Kimse altına bizzat imza atmadığı bir sözleşmenin tarafı sayılamıyor. Kimse üretiminde taraf olmadığı bir katma değerin paydaşı olamıyor. Amme(kamu) hukuku diye birşey kalmayacağı için hukuk sadeleşiyor ve çok daha etkin hale geliyor. Suçların dörtte üçü (kendiliğinden) ortadan kalkıyor. Aslında neredeyse tüm sıkıntının esas kaynağı olan varsayılan (hükmi) değerler (ve onların hükmi şahsiyetleri) ortadan kalkacağı için ayni üretimle üç kat daha fazla refah elde edilebiliyor.
      Evet bu romantik bir düş olabilir. Yaptığım şey bunun rüyasını kurmak. Hayal etmek. Tabii ki öncelikle hayal etmemiz gerek. Ben devrimci değilim. Var olan dünyayı yıkmak, ülke kurmak felan istemiyorum. Yapmak istediğim ‘bu dünya nasıl daha iyi olabilir’in gerçekçi bir hayalini kurmak. Kurduğum hayalin içinde bir ekonomik model de var ve eğer ayakları yere basmazsa rüyam yıkılır. Onun için çok dikkatli düşünmeye çalışıyorum. İyi bir hayal çok emek ister. Yapmaya çalıştığım o emeğin hakkını vermeye çalışmak.
      Terimlere hiç güvenmiyorum. Çok kullanılan terimlerle ilgili herkesin bazı önyargıları var. Herkes için farklı şeyler ifade ediyor. Etrafınızdaki kişilere sorun kapitalizm nedir diye, sorduğunuz kişi kadar farklı tanım elde edersiniz.
      Mussolini Faschist partiyi kurduğunda halka nurlu ufuklar vadetmişti. Ayni rejimi Hitler kurduğunda başka ve tamamen yeni bir isim (Nazi) verme ihtiyacı hissetti. Ayni rejim tüm dünyada farklı farklı isimlerle çoğaldı. Araplarda Baas partileri oldu. Kuzey Korede Juschism. Rejimlerin bir adı olur ama o ad aslında hiçbirşey ifade etmez. İslamizm de öyledir mesela 65 ülkenin hiçbiri diğerine benzemez. Fukaralık dışında hiçbirinde hiçbir kötülük diğerinin tam ayni biçimde yaşanmaz. Kötülüğün adı ve tarifi yoktur. Her defasında farklı kutsallıklar olarak karşınıza çıkar. Kölelik binlerce yıl sürdü. Engizisyon mahkemeleri 1200 yıl faaliyet gösterdi. Aradığım, hayal ettiğim şey insanları ezen, (insanı insana ezdiren) kutsallıkların kendi içine monte edilmesini engelleyen (sanctity-proof) bir rejim.
      Ben bir din veya ideoloji tarif etmiyorum. Anti-ideolojik bir yaklaşıma sahip olduğumu düşünüyorum. Yapmak istediğim sadece ayakları yere basan gerçekçi bir hayal kurmaya çalışmak.

  4. Chaghlar diyor ki:

    ‘İnsanların özgürce alıp sattığı, kiraladığı, ürettiği bir sistemden bahsediyoruz. Herkes kapitalist, herkes kendi ürettiği mal/hizmetin gerektirdiği tüm üretim araçlarının tam kontroluna sahip. Herkes kendi işinin patronu, ayni zamanda işçisi. Herkesin kapitalist olduğu bir sisteme kapitalist sistem denemez. ‘

    Terimsel olarak serbest piyasa kapitalizmi dediğimiz şey bu zaten.

    ‘Terimlere hiç güvenmiyorum. Çok kullanılan terimlerle ilgili herkesin bazı önyargıları var. Herkes için farklı şeyler ifade ediyor. Etrafınızdaki kişilere sorun kapitalizm nedir diye, sorduğunuz kişi kadar farklı tanım elde edersiniz.’

    Açık söyliyim ben şimdiye kadar bu konularla ilgili önyargılar kadar kullanışlı birşey görmedim.

    Kapitalizmin ne olduğunu bu ülkede anlatmaya kalkarsanız, Bizim klasik komiler dışında herkes birşeyler anlar (ki onların bile bazıları kısmen dönüştürülebilir), ve biz var olandan farklı bir tanım ve alternatif getyirdiğimiz için dikkat çekecektir.

    ‘Mussolini Faschist partiyi kurduğunda halka nurlu ufuklar vadetmişti. Ayni rejimi Hitler kurduğunda başka ve tamamen yeni bir isim (Nazi) verme ihtiyacı hissetti. Ayni rejim tüm dünyada farklı farklı isimlerle çoğaldı. Araplarda Baas partileri oldu. Kuzey Korede Juschism. Rejimlerin bir adı olur ama o ad aslında hiçbirşey ifade etmez. İslamizm de öyledir mesela 65 ülkenin hiçbiri diğerine benzemez.’

    ASlında ben yukarda ‘Siz ideoloji sözcüğünü kullandığınız zaman ya da ideolojiyi bir kenara bırakalım terimlere başvurduğunuzda, illa ki de Kuzey Koredeki gibi bir rejimden bahsetmiş olmazsınız’ benzeri birşey diyecektim ki atlamışım, siz örneklemnişsiniz.

    Hayır bahsettiğiniz rejimleri kullanışsız yapan şey birer ideoloji olmaları ya da terimsel içeriğe sahip olmaları değil, halk için iyi olanı halkdan daha iyi bilme ve belli kişilere atfedilmiş olma özelliklerinden dolayıdır.

    tabî ona keza başka handikapları da var.

    Diğer taraftan Liberteryenizm ya da liberteryen fikirler adına her ne derseniz deyin, kullandığımız terimlerle biz ona bir kutsallık atfetmiyoruz, Kuzey Kore’nin ya da Baaz’ın ideolojisi gibi bir ideolojiden de bahsetmiyoruz, biz sadece Siyaset biliminde durduğu yeri belirtiyoruz, işte terimler bu yüzden gereklidir diyorum.

    Haa son olarak zaten durduğumuz nokta itibariyle Sizin de, Benim de, Eski tüfek ideolojilere yaklaşım bakımından anti ideolojik olma noktasında bir ortak paydasında buluştuğumuz bir gerçek, fakat bu da ideolojik bir tutumdur.

    yani ideoloji dediğimiz zaman bu illa Ahmedizm, Mehmedizm olmak zorunda değildir.

    Varsın sizin gül hatrınız için Liberteryenizm’e ideoloji demeyelim (ki ben de az-çok böyle düşünüyorum), fakat yine de bir fikir akımı olması itibariyle haritadaki noktaları işaretlemek, sınırları çizmek, ne anlatmak istediğinizi doğru ifade etmek için bazı terimlere ihtiyacınız olacaktır.

  5. social-sosyal diyor ki:

    Kapitalist, pazarının,sermayesinin çıkarını düşünür.
    Sosyalist, devletinin-bürokrasisinin çıkarını düşünür.
    Bireyin kendi için üretip, doğrudan takas ettiği loncalar gibi bi şey arıyorum.
    Kapitalist sistem hem insanı kendi emeğine yabancılaştırıyor, hem makineleştiriyor, hem de delirtiyor hatta çıkarlar için doğayı yıkabilir, savaşlar açabilir ve kapitalist-sosyalist sistemlerde ya ekmeği alırsın ya özgürlüğü, ikisi aynı anda olmaz, ama aç yaşadığım özgürlüğün hazzını nasıl alabilirim yada yediğim ekmeğin enerjisini neden kendi hazlarım için yaşamıyorsam ne faydası var o ekmeğin bana..

  6. Chaghlar diyor ki:

    Kapitalizmin savaş çıkarmak gibi bir özelliği yoktur, Bahsettiğiniz şey duruma göre Mercantilizm ya da Devlet kapitalizmi olabilir, fakat Liberteryen mentalitedeki serbest piyasa kapitalizmi olamaz, Çünkü Kapitalizm genellikle sivil özel ya da tüzel kişiler arasındaki gönül rızasına dayalı alış-veriş veya kiralama işidir.

Yorum gönder

Yorum göndermek için giriş yapmalısınız.