Ülkelerde İnternet’in Geleceği (Çin, Türkiye, G. Kore)

Gelecek De Gelecek | Jared Cohen | Haziran 13, 2013 at 5:04 pm

İnternetle ilgili konuştuğumuzda, çoğumuzun nasıl çalıştığı hakkında aşağı yukarı bir fikri var. Doğrudan içine dalabilmemiz için onun iç mimarisini veya hash algoritmalarının nasıl çalıştığını felan bilmemize gerek yok. Ancak, eğer internetin devlet gücü üzerindeki etkilerini ve gelecekte ortaya çıkması söz konusu bazı çapraşık senaryoları anlayabilmek istiyorsak, o zaman bazı temel bilgilere ihtiyacımız var.

İnternet yasaları olmayan ve merkezsizleşmiş bir ağlar ağı. Dağıtık tasarımı gereği yönetilemeyen bir yapıya sahip olduğunu kabul ediyoruz. Sürekli değişen ara bağlantı yapısı nedeniyle hükümetlerin onu kontrol etme girişimleri faydasızdır. Ancak, yine de devletler kendi ülkelerindeki İnternet’i n altyapısı üzerinde muazzam bir güce sahipler. Bağlantıların gerektirdiği fiziksel altyapı – yani aktarma kuleleri, yönlendiriciler, santrallar ve ara bağlantıları üzerinde devletin güç sahibi olması onların İnternet verilerinin giriş, çıkış ve ara yollarını kontrol edebilmelerini sağlamaktadır. Devletler bu güçleri sayesinde insanların hangi cihazları kullanacaklarına izin vermek, içerikleri sınırlamak ve hatta tamamen ayrı internetler oluşturma imkanlarına sahip. Bağlanabilirlik imkanı hem vatandaşlara hem de devlete güç vermektedir. Ama farklı biçimlerde. Vatandaş erişim imkanı ölçüsünde bir güç kazanıyor, devlet ise köprü başını tutan olmanın gücüne sahip.

Milyarlarca insanın ağa bağlanmasıyla artık internetin kullanılıp kullanılmaması değil nasıl kullanılacağı öne çıkmaktadır. Ağın nasıl olacağı, devletlerin kendi halkı ve diğer devletlerle fiziksel ve sanal ilişkilerinin hangi biçimde gelişeceği gittikçe daha fazla önem kazanmaktadır.

En otoriterinden en demokratiğine genellikle karşılaşılan durum devletlerin İnternet’i regüle etme ve fiziksel dünyadaki yasalarının imajını sanal dünyaya da yansıtmaya çalışmaları biçimindedir. Dünyadaki internet kullanıcılarının büyük bir kısmı halen -hüsnütabirle “filtreleme” adı verilen- bir çeşit sansür ile karşılaşmaktadır. Ancak bu filtrelemenin ne mahiyette olduğu o ülkenin siyasetlerine ve teknolojik altyapısına dayalı oluyor.

Halen filtrelenen içeriğin tamamı (hatta çoğu bile) politik sansür değil. İlerici ülkeler bile mütevazi sayıdaki (çocuk pornografisi gibi) içeriği rutin olarak engellemekteler.

Bazı ülkelerde, internet bağlantısı farklı noktalardan yapılmakta ve bir avuç özel telekom şirketi tarafından (sınırlı bir düzenleme ile) yönetilmektedir. Bazılarında ise tüm trafiğin millileştirilmiş bir servis sağlayıcı (ISP) üzerinden ve sadece bir tek noktadan internet erişimine izin verilmektedir. Böyle bir durumda filtreleme ilkine göre çok daha kolay ve etkilidir. Ülkeler arasındaki bu gibi altyapı farklılıkları, kültürel özellikler ve hükümetlerin filtrelemedeki amaçları bir araya geldiğinde bugünkü dünyanın yamalı sistem yapısı ortaya çıkmaktadır.

Çoğu ülkede filtreleme ISP düzeyinde gerçekleşiyor. Hükümet tipik olarak kısıtlamaları ülkeyi birbirine bağlayan Alan Adı Sunucularına (DNS) ve geçit yönlendiricilerine koydukları sınırlamalarla gerçekleştirmektedir. Bu şekilde bir web sitesine erişim ya tümden (İran’da Youtube’un olduğu gibi) engelleniyor ya da web içeriği “deep packet inspection” denilen yöntemle süzgeçten geçirildikten sonra veriliyor. Bu ikinci yöntemde kullanılan yazılımlar içinden geçen veri paketlerini açıp bakarak sözgelimi yasak sözcükleri ya da politikacılarla ilgili olumsuz ifadeleri tarayarak engelleyip engellememeye karar vermektedir. Bu yolların her ikisi de aldatılamaz değildir. Kullanıcılar yönlendiricileri aldatan sunucular ya da kırılamaz şifreli yazılım protokolleri kullanarak bu engelleri aşabilmektedir. Komplike donanımlı sansüre sahip ülkeler bu donanımlar için ciddi boyutta yatırımlar yapmakta ve konulan engelleri aşmaya çalışanlara da şiddetli cezalar uygulamaktadırlar.

Halen dünyada uygulanmakta olan internet sansürü sistemlerini “Küstah”, “Utangaç” ve “Kabullenilebilir” olmak üzere üç ana grupta örnekleriyle inceleyebiliriz.

KÜSTAH SANSÜR (Çin Halk Cumhuriyeti)

Çin halen dünyanın en aktif ve en coşkulu bilgi sansürcüsü konumunda. Çin hükümeti Facebook, Tumblr, Twitter gibi dünyanın en popüler platformlarını bile tamamen bloke etmektedir. Muhalif grubun bir kanadını oluşturan ruhani grup “Falun Gong” ülkenin sanal ortak alanında tamamen yok edilmiş durumda. Bu yok etme kısmen oto-sansür kısmen de resmi sansür sayesinde gerçekleşebiliyor. Çin içindeki internet ağında Tienanmen meydanı protestoları gibi politik olarak hassas konularda hiçbir bilgi bulmak mümkün değil. Tibetlilerin hakları ya da Dalai Lama hakkındaki bilgiler veya Politik önderlerle ilgili utandırıcı bilgiler de ayni şekilde. İnsan hakları, siyasi reform ya da egemenlik (saltanat) konularına ilişkin hiçbir şey yok. Bu gibi konulara girildiğinde batı medyasının en bilindik kaynakları bile sansür mağduru haline gelmektedir.

Haziran 2012’de o zamanki başbakan, (şimdiki devlet başkanı olan) Xi Jinping ‘in muazzam aile servetine ilişkin bir yayın yaptığında Bloomberg News’un hem İngilizce hem de Çince yayını tamamen bloke edilmişti. Dört ay sonra başkan yardımcısı Wen Jiabao hakkındaki benzer bir haber nedeniyle The New York Times’ın başına ayni şey geldi. Sansürün üstünden aşmaya yarayacak araçların erişimi de ayni biçimde engellenmişti.

Çin’in sansür yetkililerinin ne kadar başarılı olabildiklerini Google başkanı Eric Pekin’i ziyaret ettiğinde gördük. Medyada çok ayrıntılı biçimde yer aldığı halde bu tartışmalı ziyaretle ilgili her türlü iz internetten tamamen silinmişti.
Ortalama bir Çinli kullanıcı için devletin sansürü tamamen kusursuzdur. Olaylar ve fikirlerle ilgili eğer daha önceden bir bilginiz yok ise aslında hiç var olmadığını sanabilirsiniz. İşi daha da karmaşık hale getiren şey hükümetin online içerik konusunda proaktif bir yol izlemesi. 2010 yılındaki bir tahmine göre Çin devleti patronlara, hükümete ve Komünist Partiye övgü düzen online yorumlar yazmak üzere yaklaşık 300bin kişiyi resmen görevlendirmiş durumdadır. (“Astroturfing” adı verilen bu yöntem halen başka yerlerde de halk tabanından sahte katılım sağlamak üzere reklam şirketleri, halkla ilişkiler firmaları ve seçim kampanyaları için kullanılmaktadır.)

Çinli liderler katı sansür politikalarını şiddetle savunmakta tereddüt de etmemektedirler. Hükümetin 2010’da yayınladığı beyaz kitapta “insan aklının kristalleşmiş hali” olarak vasıflandırılan İnternet’in ayni zamanda Çin yasalarına göre milli birlik ve beraberliği, ülkedeki huzur ve güven ortamını bozucu, milli onur ve menfaatlere zarar verici nitelikteki yayınlar için Büyük Çin Güvenlik Duvarı tarafından korunduğu da ifade edilmektedir. Çin’in İnternet’teki egemenliğinin yargı yetkisi altında bulunan bağımsızlığı korunmalı ve saygı gösterilmelidir. Sansür konusuna bu derece küstah ve özür dilemez biçimde yaklaşım otoriter eğilimlere sahip ülkelerde kabul görmektedir.

UTANGAÇ SANSÜR (Türkiye)

Türkiye sansür konusuna Çin’e göre hemen göze çarpmayan bir yaklaşıma sahiptir. Hatta zaman zaman halkın bu konudaki özgürlükçü taleplerine hassasiyet gösterir davranışta da olmuştur. Ancak, sansür politikaları üstü örtülü biçimde de olsa şiddetle sürdürülmeye devam etmektedir.

Türkiye’nin özgür İnternet kavramıyla baştan beri rahatsız bir ilişkisi olmuştur. Bu konuda bazı komşularına göre daha toleranslı olmakla birlikte, Avrupalı komşularına göre çok daha kısıtlamacı tavırlara sahiptir. Batılı ülkelerle Türkiye arasındaki çok önemli bir ayrım, halen Türkiye’de tamamen filtrelenmemiş bir internet erişiminin imkansız oluşudur.
YouTube Türk yetkililer tarafından ülkenin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ü karaladığı iddia edilen bazı videoları yayından kaldırmayı reddettiği için iki yıldan uzun bir süre bloke edilmiştir. (Atatürk’e hakareti resmen suç haline getiren 1951 tarihli yasayla uyumlu olarak YouTube söz konusu videoların Türkiye sathında yayından kaldırılmasını kabul etmiş, ancak yetkililerin tüm dünyadaki sunuculardan kaldırılması isteği gerçekleştirilememiştir.) Bu tür açıkça görünür sansürlerin ardından, resmen onaylanmadan ve halka duyurulmadan sekiz binden fazla sitenin bloke edilmesi şeklinde daha üstü örtülü sansürler gündeme gelmiştir.

Utangaç sansür dediğimiz bu model toplum içinde farklı inanç ve tavırların bulunduğu ülkelerin hükümetleri arasında yaygındır. Ancak bu yolu izlediğinde eğer çok ileri giderse veya çevrilen dolaplar ortaya dökülürse hükümetin kendisi doğrudan bir düşman haline gelebilir.

Bir örnek vermek gerekirse 2011 yılında hükümet ulus çapında en sınırlısından en sınırsızına istenen şekilde seçilebilecek (çocuk, aile, ev, ve standart olmak üzere) 4 katmanlı bir internet filtre sistemi hazırlandığını duyurdu. Sansür düzenlemeleri ile ilgili yetkili kurul (Bilgi ve Haberleşme Teknolojileri Kurulu) BTK bu planın küçükleri korumayla ilgili olduğunu, ve Standart’ı seçenler için hiçbir kısıtlamanın olmayacağını açıkladı.

Kurulun şeffaflık konusundaki sicili bilindiğinden pek çok kişi bu plana karşı direnişe geçti. Otuzdan fazla kentte halk hükümetin bu planına karşı eyleme geçti ve sokak yürüyüşleri yaptı. Baskı altında kalan hükümet kullanıcıların dilediğince seçebileceği sadece iki seçenekte (çocuk ve aile) karar kıldı. Ancak, tartışma burada bitmedi. Medya özgürlüğü grupları filtrenin gerçekte BTK’nın açıkladığından çok daha saldırgan bir sınırlama getirdiğini duyurdu. Getirilen filtreleme sistemi ile beklendiği gibi sadece pornografi ve şiddet değil sıradan haber kanallarında bulunabilen liberal ve batı kültürde olan içeriklerin de hepsi engellenmekte idi. Yeni filtre sisteminde evrim’le ilgili bilgiler, içinde “gay” sözcüğü geçen, ya da Kürt azınlıkla ilgili haberler hepsi filtre konusu idi.


Bazı aktivistler çocuk filtresi adı altında ayrılıkçı gruplarla ilgili bilgilerin engellenmesinin hükümetin kötü niyetliliğinin bir göstergesi olduğunu açıkladı. Sınır tanımayan gazeteciler örgütü Türk hükümetinin bu politikasını “el altından gizlice sansür” olarak tanımladı.

Türk hükümeti yeni sansür sistemiyle ilgili halkın şikayetlerinden bazılarına karşılık verdi. Mesela bir gazetede bilimsel evrim teorisiyle ilgili eğitimsel web sitelerinin yasaklandığı, buna karşılık yaradılışçı bazı Türk sitelerinin kapatılmadığı duyurulunca yetkililer hemen söz konusu engellemeyi kaldırdılar. Yine de nelerin sansür edildiğine(edileceğine) dair politikalarda herhangi bir şeffaflık yok. Hükümet ancak büyük çelişkiler vatandaşlar tarafından dile getirildiğinde harekete geçebilmektedir.

Utangaç sansür dediğimiz bu model devletçi kurumları kuvvetli ancak sivil toplumları henüz yeni gelişmekte olan ülkelerde, ya da kamuoyu desteği yeterince olmadığı halde tek taraflı kararlar verebilecek güç temerküzüne sahip olan otoriter toplumlarda söz konusu olabilmektedir.

KABULLENİLEBİLİR SANSÜR (G. Kore, Almanya, Malezya)

Politik ve kültürel bakımdan kabul edilebilirlik özelliği taşıyan bu sansür türü G. Kore, Almanya, ve Malezya gibi birbirinden çok farklı ülkelerde uygulanmaktadır. Seçici ve konusu sınırlı olan bu sansür türü yasal temeli de olan belirli bir konuda açıkça ve arkasındaki güdünün gizlenmesine gerek duyulmadan uygulanmaktadır. Bu sansürün gerekçelerine toplum içindeki bazı aykırıların itirazı olabilmesine karşın nüfusun büyük bir çoğunluğu tarafından onaylanmaktadır. Toplumlar genellikle güvenlik ya da halkın iyiliği için olarak tanımlanan gerekçelerle yapılan sansüre onay vermektedir.
Örneğin Güney Kore’deki Milli Güvenlik Yasası Kuzey Kore’yi desteklemeyi hem fiziksel, hem de sanal ortamda yasaklamakta ve bir suç olarak tarif etmektedir. O yüzden Güney Kore hükümeti de buna dayanarak kuzey komşusuna yakın duran her türlü internet içeriğini sürekli olarak filtrelemektedir. 2010 yılında hükümetin Kuzey Kore rejimini desteklediği düşünülen 40 kadar siteyi bloke ettiği ve Facebook ve Twitter gibi sosyal paylaşım sitelerinde Pyongyang ile irtibatı olabilecek bir düzine hesabı kapattığı, ayrıca kırk binden fazla Kuzey Kore ile ilgili blog yazısını site yöneticileri aracılığıyla sildirdiği açıklandı. .
Almanya’da neo-Nazi sözlemleri ve Musevi Katliamını inkar, gibi konular mevcut nefret söylemlerine karşı yasaların güvencesi altındadır. O yüzden Almanya bu tür konulardaki aksi görüşleri yansıtan siteleri bloke etmektedir. Malezya’da ise hükümet İnternet üzerinde hiçbir yasak bulunmayacağı yönündeki açık taahhütlerine rağmen Megaupload ve Pirate Bay gibi siteleri 2011 yılında yasaklamıştır. Buna gerekçe olarak ise 1987 tarihli Telif Hakları yasası gösterilmekte, ve denmektedir ki “yasaya uyum sağlanması sansür olarak gösterilemez”. Pek çok Malezyalı itiraz etmesine karşın bu engelleme politik ve yasal olarak yürürlükte kalmıştır.

Yorum gönder

Yorum göndermek için giriş yapmalısınız.