Gelecek İçin Vizyonunuzu Oluşturun

Gelecek De Gelecek | Thomas Frey | Şubat 21, 2018 at 4:10 pm

Futurist Thomas Frey “Communicating with Future” (Gelecekle İletişim) isimli eserinde geçmişten ve günümüzden örneklerle yaşamımızı düzenleyen sistemlerin analizini yaptıktan sonra, %5- %10 arasında, belki de daha düşük bir verimlilikte olduğumuzu söylüyor. Diyor ki gelecekteki tüm ilerleyebilmemiz büyük işler başarmamızı engelleyen sınırlayıcı sistemlerin olumsuz etkilerini azaltabilecek vizyonu geliştirebilmemize bağlıdır.

ANTİK DÜNYADAN DERSLER

Antik Yunan medeniyetinde, çalışmalarıyla üne kavuşan birçok matematikçi yaşamıştır. Arşimet, Pisagor, Öklid, Hipparkos, Poseidonius ve Batlamyus gibi insanların hepsi de Babilli ve Mısırlı matematikçilerin çalışmalarını devam ettirerek, topluma yeni düşünce biçimleri kazandırmışlardır.

Birkaç nesil sonra dünyadaki egemen toplum Romalılar oldu, fakat matematikçiler bu toplumun epeyce dışındaydılar. Şüphesiz Roma toplumunda uzmanlar iyi bir gen havuzundan geliyorlardı ve tıpkı Grekler gibi tamamen üstün yetenekli insanlardı.

Fakat Roma toplumu kendi sisteminin tutsağı olmuştu. Romalı matematikçi sayısındaki yetersizliğin en önemli nedeni kullandıkları sayı sistemiydi: Roma rakamları…

Bugün baktığımızda Roma rakamlarının çok aptalca bir sayı sistemi olduğunu düşünebiliriz ama eski zamanlardı kullanılan sıradan sayı sistemlerinden sadece birisiydi.

Fakat Roma rakamlarını bu kadar bayağı yapan şey onun bir sembolik sayı sistemi olmamasıydı. Birler, onlar, yüzler, binler basamağı için yer tutucular yoktu. Sonuç olarak her sayı bir denklemdi ve bu ekstra karmaşıklık insanların yüksek matematik yapmasına engel olmuştur.

Roma rakamları bir sistem sorunuydu ve gerçekten de büyük bir sorundu. Tüm bir medeniyetin matematik ve bilim alanında ilerlemesine engel olmuştur.

Roma toplumu abaküsle yapılan toplama, basit çarpma veya bölme gibi temel matematik hesaplamalar yapmalarını engellediğinin farkında olmadıkları kendi sayı sistemlerine iyice gömülmüşlerdi. Bu durum, karmaşık bankacılık ve hesap sistemleri oluşturmalarını da engellemiş ve akademinin bilim, astronomi ve tıp alanlarında gelişmesini sınırlamıştır.

Ve günümüze gelindi.

Gerçekten de her şeyin Roma İmparatorluğu zamanlarından farklı olduğu bir toplumda yaşamaktayız. Mantığa bu kadar aykırı olansa kendi sistemlerimize, Romalıların kendi sistemlerine olan bağımlılıklarından çok daha fazla bağımlı oluşumuzdur.

Bu sistemlerin çoğunu; ağırlık, ölçü) hesap, bankacılık, satın alma, trafik ve besin sistemlerimizi sorgulamadan kabul ederiz. Bu sistemlerin her birine tıpkı Romalılar gibi öyle gömülmüşüzdür ki şöyle bir geride durup altta yatan nedenlerini ve mantığını çok nadiren sorgularız.

Türkiye’de yetişen bireyleri totaliter ’’milli ve manevi değerler’’ eğitimleri üzerinden global insani gelişme çizgisinin çok gerisindeki bilinmedik hedeflere doğru taşıyabilecek resmi programlar mevcut. Bunlarla uyumlu kalarak Türkiye’de gelecekteki insani gelişmeleri doğru biçimde öngörmek mümkün değil.


Sistemlerimiz gerçekten de yaşamımızı her anlamda kontrol eder. Nasıl yaşadığımızı, nerede yaşadığımızı, ne yediğimizi, nerede çalıştığımızı, nereye ve ne zaman seyahat ettiğimizi, ne kadar para kazanacağımızı, işimizi, arkadaşlarımızı, kiminle evlendiğimizi ve hatta ne kadar yaşayacağımızı bile belirlerler.

Ancak bir balığın suyun ne olduğunu hiç sorgulamaması gibi, biz de varlık bağlamımızı anlamak için nadiren geriye çekiliriz.

Peki, bugün büyük şeyler yapmamızı engelleme konusunda Roma rakamlarına eşdeğer sistemlerimiz nelerdir?

Bu basit soru aslında gayet aydınlatıcıdır da.

Bu soru her gün uğraştığımız sürtünme noktalarıyla, verimsizliklerle ve akış kısıtlayıcılarıyla dolu Pandora’nın kutusuna dikkat etmemizi sağlar. Sistemlerimiz ticaret akışını ve toplumun bireyleri olarak verimliliğimizi kontrol eder. Günlük yaşamdaki stresimizin çoğu onlardan kaynaklanır.

Amerikan sistemleri üzerine çalışıp bu “Roma rakamlarına eşdeğerlik” analizini yaptıktan sonra, %5-10 arasında, belki de daha düşük bir verimlilikte olduğumuzu söylemek çok da zor değil.

Peki, büyük işler başarmamızı engelleyen sınırlayıcı sistemlere örnek olarak neler verilebilir? İşte birkaç örnek:

• Boğucu Gelir Vergisi Sistemi
Bugün gelir vergisi sistemi ticareti yavaşlatan en büyük gemi çapası ve iş faaliyetlerinin yerlerde sürünmesine neden olan en etkin şeydir. Şu anda kullandığımız ve 64.000 sayfa gibi bir uzunluğa denk gelen ABD Vergi Kanunu, tarih boyunca dünyanın en anlaşılmaz sistemlerinden biri olup parıldayarak karşımızda duracak.

• Yarı-Uygulanan Metrik Sistem
Amerika insanların 3.2 motor araç satın alıp çeyrek galon benzin koydukları yarı-uygulanan metrik sistemiyle tanınır. Bazı büyük sorunlar İngiliz sistemiyle Metrik Sistem arasındaki dönüşümde karşılaşılan mühendislik karmaşıklıklarından kaynaklanır.

• Durgun Klavyeler
Hala tuşları sık sık tutukluk yapan, en sık kullanılan tuşların daktilolardakine benzer şekilde rastgele dağıtıldığı ve kişinin yazma hızını yavaşlatan tasarıma sahip klavyeler kullanıyoruz. Fakat nasıl tasarlanırsa tasarlansın, klavyeler bilgiyi bir kişiden başka birine aktarmada kullanılan oldukça verimsiz bir araçtır.

• Aşırı Yüklü Kanunlar
Kâğıt üzerinde Birleşik Devletler’deki kanunlarımız tarihe mal olmuş herhangi bir ülkenin kanunlarından çok daha fazladır. Bunların sayısını kestirmenin bile imkânı yok. Her şehir, ülke, eyalet, federal yönetim ve vergi idaresi kendi tüzüğünü, talimatını, yönetmeliğini ve kanununu düzenleyebildiği için sayesinde yaşamayı ümit ettiğimiz karmaşık ve birbirine dolanmış kurallardan oluşan yasal bir kaos yarattık.

Sistem problemi olan tek ülkenin ABD olduğunu düşünmeden önce, öteki ülkelerdeki bazı temel problemlere de bir göz atın:

Görseller ve altyazıları hariç bu yazının tamamı ilgi kitabın birinci bölümünden alınmıştır.


• Çin Alfabesi
Kanji sözlüğündeki Çin karakterlerinin sayısı yaklaşık 47.035’tir ki bunların büyük bir kısmı zamanla biriken ve nadiren kullanılan varyantlardır. Çin’de yapılan çalışmalara göre bu dile tam hâkim olabilmenin yolu 3.000 ile 4.000 arasında bir karakter bilgisine sahip olmaktan geçiyor.

• Hintçe
Hindistan’da çeşitli topluluklar tarafından konuşulan çok sayıda dil mevcuttur. Şu ana kadar tanımlanan en az 800 farklı dil ve yaklaşık 2.000 lehçe bulunuyor. Hindistan Anayasası merkezi hükümet için Hintçeyi ve İngilizceyi iki resmi iletişim dili olarak şart koşmuştur. Ancak Hindistan’daki her bir eyalet kendi resmi dilini belirlemekte özgürdür.

• Japon Para Birimi
Japonya, 600’ü aşan resmi olarak onaylanmış para birimiyle deneysel ve bütünleyici para birimleri adına küresel bir laboratuvar haline gelmiştir.

Dünyanın büyük bir kısmında olduğu gibi, bizler de yaşamımızı düzenleyen sistemleri optimize etmekten çok uzağız. Verimsizlikler, çoğu insan “yapacak bir şey yok” düşüncesine boyun eğdiği için bir statükoya dönüşmüştür.

Fakat Birleşik Devletler’de ağzımızdan düşmeyen özgürlük kavramı, olabilecek olanın yalnızca bir parçasıdır. Önümüze çıkacak büyük sorunlarla yüzleşme ve onlarla didişme yetimiz zamanında bir sistem olan toplumu ciddi anlamda yeniden keşfetme yetimize bağlıdır.

Peki, bunu nasıl yaparsınız? Vizyonunuzu oluşturarak

Bir araştırma kentlerde önemli sayıda vatandaşın Türkçeyi 150 kadar kelimeyle konuştuğunu, ayni dönemde yapılan bir TRT araştırması da TV’de toplam 1100 kadar farklı kelimenin kullanıldığını ortaya koymuştu. Shakespeare’in (1564 -1616) 40bin’e yakın İngilizce kelime bildiği ve eserlerinde kullandığı, bugün ise İngilizce'de 172 bin kelimenin güncel olarak kullanıldığı 47 bin kelimenin ise artık kullanılmaz hale geldiği hesaplanmaktadır. (Türev kelimeler, terimler, akronim ve kısaltmalar hariçtir) Yani bugün bir vatandaşımızın İngilizceyi ana dili (Türkçe) gibi konuşabilmesi için İngilizce'deki kelimelerin sadece binde birini bilmesi yeterlidir. Türkçedeki kelime azlığı sorununun yanı sıra en büyük bir başka sorun da Türkçe'deki eş anlamlı ve eş seslilerin çokluğudur. Ayni anlam için 5-6 farklı sözcük bulunabilmesi bir yana ayni sözcük farklı ve bazen birbirine zıt anlamları da ifade edebilmektedir. Günlük dilde kullanılan temel kelime(sözcüklerin) hemen hepsinin eş anlamlıları ve eş seslileri olduğundan ayni ifade için kurulan her cümle(tümce) birbirinden tamamen farklı olabilmekte, bu durum ise farklı ülkelerdeki Türkçeleri tamamen anlaşılmaz kılması bir yana ülke içinde de iletişim güçlüklerinin kaynağı konumundadır.

Yorum gönder

Yorum göndermek için giriş yapmalısınız.