Çocuklar

Sözlük | canakci | Temmuz 14, 2018 at 11:09 pm

İlk bakışta, klasik liberal düşünce ve çağdaş liberteryen siyaset, çocukların meselesini ihmal etmekten suçlu gibi görülebilir. Hakikaten de özgürlük, haklar, sorumluluk ve sivil toplumun oluşumu tartışmalarında çocuklarla ilgili sorular hiç ön plana çıkmamıştır. Bunun yerine, eğitim ve sağlık hizmetleri gibi çocukları etkileyen konuları ile hakların ve iyi yaşamın doğasıyla ilgili politik tartışmalar, yetişkin karar alıcılara, ebeveynlerin haklarına ve ailelerin çocukları devlet müdahalesi olmadan yetiştirme özgürlüğüne odaklanmıştır. Bununla birlikte, daha geniş bir klasik liberal geleneğe daha dikkatli bir bakış, çocukların ahlaki ve siyasi statüleri üzerinde daha gelişmiş özgürlükçü bir konum için bir temel sağlayabilir. Aşağıda, çocuklarla ilgili konularda çağdaş liberteryenleri ilgilendirmesi gereken ancak hak ettiği kadar ilgi görmeyen bazı hususlara değineceğim. Ebeveyn denetimi ve kötüye kullanımı, çocuk gelişiminde özgürlüğün rolü, çocuk haklarının olasılığı ve küçüklerin özgür kılınması ile sağlık hizmetine ilişkin kararların verilmesi gibi güncel politik konulara getirilebilecek sınırlamalarla ilgili.


Eflatun’un “Devlet”inden bu yana, çocuklar ve aile, ideal siyasi düzenler ile ailenin politik yaşamdaki rolünün tartışmasının bir parçası olmuştur. Düşüncede bir değişimin ortaya çıkması ve aile ile devlet alanlarının ayrılması ilk olarak Aydınlanma çağından sonra gerçekleşti. Aydınlanma öncesinde, aileyi kent veya şehir devleti ile yakından bağlantılı olarak görmek doğaldı. Benzer şekilde, Konfüçyüs düşüncesinde, ailede başında duran babayla birlikte doğal bir hiyerarşi oluşuyordu ve pederane yetkiler tıpkı devlet otoritesi gibi esas olarak herhangi kontrole tabi değildi. Ailede babaların konumu geniş kapsamlı ancak belki muhtemelen hayırseverlikle de kullanılabilen güçlere de sahip feodal beylerinkinden pek farklı değildi. Gerçekten de, tebaanın kendi yöneticilerinden de korunması gerektiğine dair fikir ilk olarak Aydınlanma çağında ortaya çıkmıştır. Ailede de, bir çocuğun bir ebeveynden veya herhangi bir şekilde ebeveyn otoritesinden bağımsız olarak korunması gerektiği düşüncesi, Doğu, Yunan ve Erken Dönem Roma’daki devlet ve aile algısına tamamen yabancı bir kavramdır.

John Locke ve John Stuart Mill gibi 17 ve 18. yüzyılların klasik liberal düşünürleri, Roma kanunundan miras kalan “çocukların ebeveynlerin haklı mülkü olduklarına” dair standart görüşe meydan okuyorlardı. Bu görüş aynı zamanda, Hristiyanlığın bir ailenin doğru işlevlerine ve çocukların uygun şekilde yetiştirilmesine ilişkin dini öğretilerinden önemli bir kaymaya da işaret etmektedir. Locke’un görüşüne göre, çocuklar, —sahip olunacak— taşınır mallar olarak değil, tam kişiliğe ve sorumluluğa doğru gelişecek olan gelecekteki kişiler olarak düşünülmelidir, çocuklar ilahi hediyelerdir ve bu nedenle de ebeveynlerden gelen bazı ahlaki yükümlülükleri tamamlarlar. John Stuart Mill ‘On Liberty’ (Özgürlük Üzerine) eserinde ebeveynlik yükümlülüğünü bir adım daha ileri götürmekte ve devletin yalnızca bireyleri başkalarına zarar vermekten alıkoymak için var olduğu fikrinin önemli bir istisnası olduğunu savunmaktadır. Mill, bu ilkenin pratik uygulamasını tartışırken, çocuk istismarı ya da çocuğu eğitmede başarısızlıkla ilgili endişeler olduğunda, bir aileye müdahaleyi toplumun haklı görebileceği ihtimalini dikkate alır. Mill’in bu görüşü, bireysel özgürlüklerin klasik savunmasına yönelik önemli ve nadiren tartışılan, çocuk refahı yasaları ve halk eğitimi için geniş kapsamlı sonuçları olan bir istisnadır.


Aile konusu kapsamında tartışılan eşitlik ve çoğulculuk kavramları, bu erken liberal yazılarda görünmez. J. S. Mill, “yaşama deneyleri” fikrini veya “fikirlerin pazar yeri”ni aile hayatına uygulamıyor. Locke ve diğer klasik liberal düşünürlerin politik ve sosyal kurumları haklı çıkarmak için genellikle yaygın olarak önerdikleri bir “sözleşme” fikrini de aile konusu ile uğraşırken bulamıyoruz. Olmayışının iyi nedenleri var çünkü bir aile konusuyla ilgili olarak, özellikle de ebeveynler ve çocuklar arasındaki yükümlülükler gibi zengin ve karmaşık ilişkilere başvurulduğunda bir sözleşme zorlanıyor. Çocuk doktoru ve filozof Lainie Ross, bir aile içindeki karmaşık ilişkileri, “dengeleyici çıkarlar” olarak görmemizi önerdi. Bunlar arasında (a) ebeveyne hizmet veren çıkarlar, (b) çocuklara hizmet eden çıkarlar (c) aileye yararlı çıkarlar bulunuyor. Bir hak kavramına dayanmaya gerek yoktur, çünkü bu çıkarların her biri eşit ahlaki duruştadır ve birbirlerine karşı dengeli olmalıdır. Bu model, aile üyelerinin bir iş veya politik topluluğun üyeleri arasında hiç olmadığı şekilde birbirlerine bağlı oldukları fikrini ele almaktadır. İnsanlar ilişkisel varlıklardır ve bu nedenle de özerklikleri -özellikle de bir aile içinde- kendi sınırlarına sahiptir. İlişkileri eşitlik ilişkisi değildir. Bunun yerine, klasik liberal gelenekte bile vekilharçlık, gelişme ve koruma kavramlarını buluyoruz.

Ebeveynlerin genellikle neyin çocuğun en fazla yararına olacağını değerlendirmekle ilgili en iyi bir konumda oldukları varsayılır. Ancak, çocuğun suistimal edildiğini veya ihmal edildiğini gösteren kanıtlar olduğunda bu fikir açık bir şekilde sürdürülemez. Eğer liberteryenler Mill’in argümanını izlerlerse, bir ebeveyn yükümlülüklerini yerine getirmediğinde, siyasi otorite de dâhil “diğerleri” ahlaken duruma müdahale etme yükümlülüğünde olabilir. Ama asıl önemli soru, kabul edilebilir ebeveynin nasıl olacağı sorusudur. Gelişim psikolojisindeki mevcut kanıtlar, bir ailenin içindeki farklı çocukların tamamen farklı ihtiyaçlara sahip olabileceği görüşünü desteklemektedir. “Çocuğun en iyi çıkarları”nın herhangi bir değerlendirmesi de zorunlu olarak bu değişkenliği dikkate almalıdır.

Çocuklar temel insan haklarının çeşitli gerekçelerine bir sorun teşkil etmektedir. Locke’nin bireysel haklar anlayışının merkezinde yer alan doğal “öz-mülkiyet” kavramı, çocukların hakları için bir temel oluşturamaz. Doğal haklar bireylerde belirli kapasiteleri (rasyonellik gibi) varsayar ve sözleşmenin sonucu olan haklar, kamusal müzakerelerde bir dereceye kadar katılma yeteneğini gerektirir. Bu nedenle, başlangıç noktası ister rasyonalite ister anlaşma olsun, çocuklarda tam kapsamlı insan hakları kapasitesinin ancak geliştirilme sürecindeki bir potansiyel olduğu kabul edilir. Peki, eğer çocuklar tam ahlaki ajanlar değilse o halde çocuk haklarını hangi temelde kurabiliriz? Çocuk haklarına ilişkin ilk resmi açıklama, Birleşmiş Milletler tarafından 1989′da ortaya atılmıştı ve bunun ardından uluslararası bir tartışma izledi. BM’in çocuklara verdiği hakların kapsamı genişti ve sadece istismardan korunmayı değil, aynı zamanda sağlık ve eğitim garantilerini de içeriyordu. Bu ifadeyi kuşatan kamuya açık tartışmalar sırasında, çocukların haklarının felsefi temelleri hakkında pek az şey söylendi.

Tam ahlaki kurum için gerekli kapasiteleri geliştirme sürecinde çocukların bir dizi pozitif haklara sahip olmaları gerektiği iddia edilebilir. Bunu da ebeveynlerin veya velilerin çocuğun ihtiyaçlarına ilişkin belirli görevlere sahip oldukları argümanı izler. Bu haklar söz konusu olduğunda, ebeveyn görevleri çocuğun tavassutuna değil, ihtiyaç ve çıkarlarına dayalı olacaktır. Yetimler durumunda da, liberteryenler, destek için ebeveyn veya velilerin güvencesine sahip olmayan savunmasız çocukların ihtiyaçlarının karşılanmasında sosyal kurumların yükümlülüklerine ilişkin zor bir politika sorunuyla karşı karşıyadır. Benzer şekilde, sosyal sorumluluğun değerlendirilmesiyle ilgili de zor sorular devam etmektedir: Bir çocuk veya genç bir yetişkin ne zaman ahlaki bir topluluğun tam üyesi olur? Bir ergenin şiddet eğilimli olması halinde, onu akılcı yetenekleri olmayan bir kişi mi sayacağız, eylemlerinden tam sorumlu ve cezaya layık bir ahlaki ajan olarak mı kabul edeceğiz, yoksa bunların bir birleşimi mi? Ergen çocuk yasaları, tipik olarak çocuğun diğer bağlamlarda gösterdiği sorumlu davranma kapasitesini dikkate almaktadır.

Aileler bağlamında hak temelli bir hesap için bir başka zorluk da, olgun çocukların ve ergenlerin ebeveynlerine karşı herhangi bir haklarının olup olmadığının belirlenmesidir. Bir ergenin kararlarına, tercihlerine ya da gelecekle ilgili planlarına nasıl bir önem atfetmeliyiz? Ebeveynlerinin isteklerine ve dini inançlarına rağmen bir doktor olmak isteyen Hristiyan Bilim ailesinin ergen bir çocuğunu düşünelim. Bir liberteryen, okuldan ayrılmak, arkadaşlarıyla takılmak ve eroin bağımlısı olmak isteyen bir çocuğun geleceğiyle ilgili kişisel kararını bundan farklı bir şekilde düşünebilir mi? Hâlbuki her iki ergen de, ebeveynlerinin isteklerine karşı kendi hayatlarını sürdürebilecek bir “haklara sahip olduğu” iddiasındadır.

Amerikan eyaletlerinin çoğu aslında henüz reşit olmayan ergenlerin evlenmeyi seçmeleri veya maddi açıdan bağımsız olmaları gibi belirli koşullar altında evlerinden ayrılmalarına izin veriyor. Sağlık kararları vermede de ergenlere önemli özgürlükler verilmektedir. Büyük çocuk ve ergenlerin sağlık bakımı ve tedavi yöntemi kararlarında daha fazla yer almasını teşvik etmek ve pediatri ve pediatrik araştırmalarda araştırmalara katılmayı reddetme hakkına izin verme yönünde güçlü bir hareket vardır. Amerikan Pediatri Akademisi, sağlık kararları verme kapasitesini gösteren ergenlerin, tedavi için kesin bir onay vermek üzere yetkilendirilmesi gerektiğini ve istenmeyen tedaviyi reddetmesine izin verilmesini savunmuştur. Akademi rehberleri tarafından ortaya atılan en zor soru, gerekli tedaviyi reddeden çocuk ve ergenlerle nasıl başa çıkılacağıdır. Küçüklerin karar verme sürecine dâhil olmasına izin verirsek, onların zararlarına neden olsa bile reddetme haklarını onurlandırmalı mıyız? Standart liberteryen pozisyon, süreç başkalarına zarar vermediği sürece, yaptığı seçimler kendi kendini yıkıcı olsa bile, bir yetişkinin seçimlerine saygı duymaktır. Öte yandan kararları hala rehberlik ve gelişim gerektiren genç yetişkinler için, liberteryenlerin laissez-faire (bırakınız yapsınlar) duruşu alması gerektiği konusu henüz tam açık değildir.

Çocuk haklarına yandaş ya da karşı argümanları kabul de ret de etsek, bir çocuğun eğitim ve gelişimindeki özgürlüğün rolü hakkında önemli bir dizi soru vardır. Kişi, çocuk hakları kavramını kabul etmeyebilir, ancak yine de yetişkinler gibi tam, özgür ve sorumlu hayatlar sürdürmelerine yardımcı olacak kapasiteleri teşvik etmek zorunda olduğumuzu düşünebilir. Çocukların özgür yaşamlarını daha iyi kullanabilmeleri için ebeveynleri ve öğretmenleri tarafından kontrol edilen özgür olmayan yaşamlar yaşamaları gerektiği düşüncesinde bir paradoks havası vardır. Özgürlük, çocuk gelişimi ve eğitiminde araçsal bir rol oynamalı mı? Eğer öyleyse, ne tür bir özgürlük? Özgürlük, çocukların takdir ve saygı göstermeleri için onlara öğretilebilecek içsel bir iyilik midir? Ailelerde, okullarda ve hükümetlerde bu kapasiteler nasıl teşvik edilebilir? Bu soruların tümü, çocukların yaşamlarında özgürlüğün rolü ile ilgilenenler tarafından daha fazla araştırmaya değecek sorulardır.

Çocuk gelişiminde özgürlük için en etkili çağdaş savunmalardan biri eğitim filozofu Maria Montessori tarafından önerildi. Kendisi Soğurgan Zihin (The Absorbent Mind) adlı kitabında, belirli öğrenme görevleri ve ortamlar arasında seçim yapma özgürlüğünün, çocuğun yaratıcılığının, hayal gücünün ve ahlaki gelişimin ilerlemesinde merkezî bir konumda olduğu görüşünü savundu. Popüler algının aksine, Montessori sınıfları herkes için kaotik değildir. Montessori, ebeveynlerin ve öğretmenlerin rehberliğinin ve kontrolünün, çocukların uygun ahlaki gelişimi ve sosyalleşmesi için gerekli olduğuna inanıyordu.

Özgür oyun, çocukluğun merkezi bir özelliği ve öğrenme ve gelişim için çok önemli bir ortamdır. Ayrıca Montessori’nin eğitim modelinin de önemli bir bileşenini oluşturur. Montessori için, eğitimin amacı çocuğun proje ve plan yapma, seçimler yapma ve bunları gerçekleştirme, kendi projelerini kendi başına kucaklama ve diğerleriyle saygılı sosyal ilişkilerde bulunma yeteneğini içeren özerklik ve sosyal gelişimidir. Bu felsefenin merkezinde çocuğun kendi hayal gücü ve merak duygusuyla bir birey olduğu düşüncesi vardır ve bu eğitim görüşü akıl yürütmenin önemini vurgulasa da, oyun ve hayal gücü de dâhil olmak üzere çocukluğun sevinçlerinin altını çizer.

Çocuk gelişimi hakkındaki mevcut çalışma, çocukların öğrenme stilleri ve eğitim ihtiyaçları açısından farklılık gösterdiğini göstermektedir. İnisiyatif ve güvene sahip çocuklar sınıfta özgürlüğüne kavuşabilir ve büyük bir serbesti sağlandığında da başarıya ulaşabilirler. Diğerlerinin ise iyi performans göstermesi için daha fazla yapıya ve yetkiye ihtiyaçları vardır. Her çocuk için, optimal bir yapı miktarı vardır ve bu tüm çocuklar için aynı değildir. Son veriler ayrıca kardeşlerin ve akran gruplarının çocuk kişiliklerinin oluşumu üzerinde muazzam bir etkiye sahip olabileceğini göstermektedir. Bu durum, akranların çocuk görüşlerini şekillendirirken oynadığı rolün ergenlik döneminde anne baba ve öğretmenlerinkinden daha önemli olabileceğini göstermektedir. Çocukların esnekliği konusunda da çelişkili kanıtlar var. Çocuk gelişimi bir dereceye kadar bağışlayıcı ve plastiktir. Bu göz önünde bulundurulduğunda, ebeveynler ve eğitimciler için hata yapma toleransının da çok daha fazla olduğu, çünkü çok yıkıcı olmayacağı sanılabilir. Oysa bununla birlikte, çocukluk çağı travması ve yoksunluğunun kalıcı etkisi olduğu gösterilmiştir.

Yetimhanelerde yapılan deneyler, 4 ila 10 aylık bir pencerede, bir çocuğun önemli ölçüde doğrudan insan temasına, özellikle dokunmaya, ya da ciddi davranış bozuklukları geliştireceğine işaret etmektedir. Özellikle “bağlanma bozuklukları” tabir edilen durumlar arasında insan bağlarını oluşturma, başkalarına güvenme ve dürüstçe iletişim kurma yetersizliği sayılabilir. Ailelere ve ebeveynlere uygun gördükleri şekilde çocuk yetiştirme özgürlüğü veren, ancak sadece fiziksel istismar vakalarına müdahale eden özgürlükçü görüşün, daha dirençsiz çocuklar söz konusu olduğunda inandırıcılığı azalmaktadır.


Özgür bir toplumun başarısı eğer büyük ölçüde diğerlerinin özgürlüğüne saygı duyan sorumlu vatandaşlara bağlıysa, o zaman bu mantıkla, liberteryenlerin, duygusal / fiziksel ihmal ve kötü eğitim sonucu gelişimi telafisi mümkün olmayan şekilde engellenmiş çocuklarla daha fazla ilgilenmesi gerektiği görülmektedir. Özgürlüklere çok fazla saygı duyulmayan ve çocuk yetiştirmede onlara belirli değerleri benimsetmek üzere her türlü baskı ve zorlamanın en iyi yol olduğuna inanan dar kafalı cemaatler içinde ise daha da büyük bir meydan okuma ortaya çıkar. Burada dile getirilen kaygılar göz önüne alındığında, liberteryenlerin, özellikle de liberteryen bir toplumsal ve politik yaşam vizyonunun merkezi olan insani kapasitelerin bizatihi tehlikede olması durumunda, “yaşama deneylerini” korumak için uygun sınırları dikkatle gözden geçirmeleri gerekebilir.

(Kaynak: Maureen Kelley, 15 Ağustos, 2008. https://www.libertarianism.org/encyclopedia/children)

Yorum gönder

Yorum göndermek için giriş yapmalısınız.