Yüzen Şehirler (Floating Ecopolis / Lilypad)

Gelecek De Gelecek | | Ocak 28, 2014 at 5:14 pm
Halen yakın gelecekte sualtında kalma tehlikesi taşıyan Maldivler bölgesi geleceğin Yüzer Kentler projesi için ideal yerleşke alanları


Uluslararası İklim Değişikliği Paneli’nde bu yüzyılda su seviyesinin 1 metreye yakın yükseleceği belirtildi. Küresel ısınmanın her geçen gün dünyaya daha fazla etki ettiği ve kutuplardaki buzulların tamamen erimesiyle dünyanın büyük bir kısmının su altında kalacağı gerçeğinin ışığında, bu tür bir felaket durumunda su altında kalacak bölgeler yerine inşa edilecek su üzerinde yüzen ve kendi kendine yetebilen kentlerde yaşanabileceği düşünülmüş. Böyle bir projenin ilk olarak ne zaman gerçekleştirilebilceği henüz bilinmese de, bilim adamları küresel ısınmanın bu hızla devam etmesi halinde yüzen şehirlerde yaşamanın hayal olmadığını söylüyor.

Deniz seviyesinin yükseldiğini varsayarsak, Bangladeş, Maldivler, hatta Londra ve New York’ta yükselen sulardan kaçmak için milyonlarca iklim sığınmacısına yeni evler bulmak gerekecek.

Çare Yüzen Ekolojik Şehirler olabilir
Kendi kendine yeterli bu kent projesi mevcut haliyle OECD’nin 2008 Mart’ında ortaya koyduğu “iklim, biyoçeşitlilik, su, ve sağlık”tan oluşan ve mutlaka çözülmesi gereken dört dünya sorununun dördünü de tatmin etmektedir.

Tayvan (Taipei) Lüks Rezidans Kulesi (2010) ve Fransa(Royat) Termal Yüzme Havuzu(2009) gibi birincilik ödülü aldığı çevre dostu projeleriyle ünlü Belçikalı mimar Vincent Callebaut’a göre, tüm bu insanlar okyanus akıntılarını takip ederek kocaman, yüzebilen şehirlerde yaşayabilirler. Bu şehirler, kendi enerjilerini kendileri sağlayacak, bununla da yetinmeyip atmosferdeki karbondioksiti işleyebilecekler.

Callebaut’un en kötü iklimsel felaketler için tasarladığı “Floating Ecopolis” (yüzen çevreci kent) ya da “Lilypad (nilüfer yaprağı)” isimli yüzen şehirler var. Su üzerinde kendi kendine yetebilecek yaşam alanları olarak tasarlanan bu şehirlerin her birinde yaklaşık 50 bin kişinin yaşayabileceğini söyleyen Callebaut, şehrin yapı için safra sağlayacak merkezi bir lagün etrafında temelleneceğini ve lagün yağmur suyunu toplayacağını ve bu suyu şehirdeki insanların içmesi için arıtacağını belirtiyor. Kent lagün’ün etrafında eğlence maksatlı planlanmış üç marina ve üç dağdan oluşuyor.

Halen çok küçük bir alana sıkışmış konumdaki kent ülke Monaco da yüzen şehirler için çok cazip bir proje alanı olabilir

Tüm şehir asma bahçelerle çevrilirken, ticari ve eğlence yerlerinin yanında şehir merkezinde yaşayanlar lagünün çevresinde, 3 dağın ortasında oturacaklar. Çift katmanlı polyester fiberden oluşacak yapının üstündeki titanyum dioksit (TiO2) kaplama güneşin ultraviyole ışınlarıyla reaksiyona girerek foto katalitik etkisiyle atmosferdeki kirlenmeyi temizleyecek.

Tasarımda güneş, termal, rüzgâr enerjisi, hidrolik, sudaki gelgit’e bağlı enerji, ozmotik ve biokütle gibi tüm yenilenebilir enerjilerin kullanılması hesaplanmış. Bu şekilde her şehrin hem sıfır karbon emisyonlu olacağını ve hem de kullandığından daha fazla enerji üretebileceğini iddia eden Callebaut, şehirde yaşayanların yemek için çok fazla alternatifleri olmayacağını ve yumuşakçalar, deniz kabukluları ve deniz yosunu gibi su kültürüne bağlı besleneceklerini öngörmüş.

Büyükşehir Merkezinde Agora Bahçeleri
Vincent Callebaut halen Tayvan (Taipei)’de inşa halinde olan çiftli DNA sarmalı gibi yirmi katlı bu binası için Agora Bahçeleri adını vermiş. Binanın tek veya ikiz kule yapısında olmadığını, sabit merkez çekirdeğinin etrafında sarmal biçiminde olacağını söylüyor. Modern şehir merkezlerindeki halen mevcut beton, çelik ve camdan oluşan kule yapıların aksine Agora Bahçeleri ‘yeşil kıvrık bir dağ’ özelliğinde olacak diyor.

Yorum gönder

Yorum göndermek için giriş yapmalısınız.