Kıbrıs’ın Fethi

Tarihte Neler Oldu | canakci | Şubat 11, 2011 at 4:37 pm

1570 yılı itibariyle Kıbrıs adası Venediklilerin elinde bulunmaktaydı. Mısır’ın alınmasından sonra, Venediklilier Memlûk Sultanlığı’na Kıbrıs için verdikleri vergiyi Osmanlılara vermeye başlamıştı. Kıbrıs adasının Rum halkının, baskılarından bunaldıkları Venediklilere karşı yardım istemesi üstüne, Kıbrıs’ın fethi kararlaştırıldı. (Bu ifade bu şekliyle -daha sonra hepsi kılıçtan geçirilecek olan- hıristiyan halka barış götürmek üzere gerçekleştirilen bir “”ilk kıbrıs barış harekatı”” olarak da telaffuz edilebilir). Ekonomik, stratejik ve coğrafi yönden çok önemli olan Kıbrıs Seferi’nin kolay olacağı düşüncesiyle Lala Mustafa Paşa Kıbrıs Seferi’ne taraftar olurken, Sadrazam Sokullu Mehmed Paşa ise yeni bir Haçlı Seferine yol açacağı endişesiyle Kıbrıs’ın fethine muhalif kalmıştı.

27 haziran 1570 günü 350 gemi ve 60,000 askerden oluşan Osmanlı gücü Kıbrıs için yola çıktı. 3 temmuz günü hiçbir karşılık görmeden güney kıyıdaki Limasol’a çıkartma yaptı ve başkent Nikosya(Lefkoşa)’ya doğru harekete geçti. Venedikliler bu karşı konulmaz çıkartmaya karşı direnme konusunda kararsızdı. Ancak yenilginin mahvolma anlamına geleceğini bildiklerinden takviye güçlerin gelmesine kadar kale içine çekilerek direnmeye karar verdiler. Lefkoşa’nın kuşatılması 22 temmuz günü başladı ve 9 eylül’e kadar sürdü. Aslında toprak briketten yeni inşa edilmiş duvarların osmanlı toplarına bu kadar dayanması bile mucize sayılır. Lala Mustafa Paşa komutasındaki güçler 9 eylül’deki 45inci hücum ile şehir duvarlarını geçerek içeri girdiler.

Şehre girilmesinden sonra kent halkının tüm erkekleri (20bin kişi) hatta domuzların bile tamamı öldürüldü. Sadece çocuklar ve kadınlar yakalanarak köle olarak satılmak üzere götürüldüler.

Bu arada hıristiyanları kurtarmak üzere toplanıp kıbrısa doğru yola çıkarılan 200 gemiden oluşan donanma kentin düştüğünün haber alınması üzerine geri döndü. Lefkoşa’nın ardından kuzeydeki Kirenya (Girne) hiç direniş göstermeden teslim oldu. 15 eylülde de Osmanlı piyadesi Venediklilerin son direniş noktası olan Famagusta(Magosa) önünde görüldü. Bu ana kadar Venedikliler yerel halk dahil 56bin zayiat vermiş durumdaydılar. Magosa’daki direniş gücünün ise sadece 90 top ve toplam 8bin500 askerden ibaret olduğu biliniyor. Bu güç nüfusu 200bine ulaşan ve 145 topu bulunan Osmanlıyı tam 11 ay karşısında tuttu ve ona direndi. Venediklilerle Osmanlı’nın ayrı bir barış yapması ve Kıbrıs’ı terketmeleri üzerine destek alamayan ve mühimmatı biten Magosa teslim olduğunda osmanlı ordusu 50bin kişi zayiat vermişti.

Adanın imar ve iskânı için, 21 Eylül 1571 tarihli Padişah fermanı ile İç Anadolu’nun (Karaman vilayeti) belli şehir ve köylerinden adaya mecburi iskan yapılması kararlaştırıldı ve adaya Türkler yerleştirilmeye başlandı. Dört sancağa (Lefkoşa, Magosa, Girne ve Baf) bölünen Kıbrıs, Alanya, İçel, Tarsus ve Sis (Kozan) sancaklarının da bağlanmasıyla bir eyalete dönüştürüldü ve adada Karaman vilayeti kanunlarının yürürlüğe konulması kararlaştırıldı.

Kıbrıs adası 1878 yılında ingiliz kontroluna girdiğinde hala Osmanlı mülkü kabul edilmekte ve konvansiyona göre adanın sultan’a her yıl £92,000 vergi ödemesi gerekmekteydi. Birinci dünya harbi sırasında Osmanlı’nın Almanya’nın yanında savaşa katılmasıyla bu konvensiyon geçerliliğini yitirdi. 1915′de ingilizler savaşa katılması karşılığında yunanistan’a adayı teklif ettiler. Ancak bu teklifin o sırada yunanlılar tarafından kabul görmemesi üzerine ada on yıl sonra başında ingiliz valisi bulunan bir ingiliz sömürgesi haline geldi.

Ancak ingilizlerin yanında 30bin kıbrıslının savaşa katıldığı ikinci dünya harbi sonrasında yeniden Enosis (adanın yunistan’a katılması) çağrıları başladı. 1950 yılnda yapılan halk oylamasında adadaki rumların %96′sının yunanistan’a katılmaktan yana olduğu belirlendi. Türk azınlığın karşı çıktığı bu çözümün bazı karışıklıklara ve toplam 500 kadar can kaybına yol açması üzerine başlayan görüşmeler sonunda ingiltere, yunanistan ve türkiye’nin garantör devlet olduğu bir anlaşma ile 19 agustos 1960 tarihinde bağımsız Kıbrıs cumhuriyeti ortaya çıktı. Rum ve türk etnisitelere sahip bu devlet 20 eylülde birleşmiş milletler ve ingiliz milletler topluluğuna katıldı.

kıbrıs türktür,.. türk kalacaktır

qui brise est turc, (Kibriz Türk)

Hani Cem Yılmaz’ın fransızca gibi okununca türkçe “Nazar etme ne olur, çalış seninde olur” sesi veren bir reklamı var ya bu da öyle birşey. “KıbrısTürktür” ‘ün fransızca sesdeşi.. Tercümesi ise “”Herkim kırarsa o türktür””, ya da “”Kıran döken kişi Türktür”” gibi..

6-7 eylül 1955 olayları patlayınca istanbul’a gelen, ve mahvolmuş, yağmalanmış beyoğlunu gören bir fransız politikacının sürekli kulağında uğuldayan “””kıbrıs Türktür””” sözlerinden ilhamla ağzından dökülen (gazete manşetlerine geçen) bir cümle.

Evet, gerçekten de kıranlar organize bir şekilde hazır kıtalar halinde beyoğluna getirilmiş olan türklerdir..

6 eylül günü MİT organizesi ile (daha sonra devlet katında yüksek görevlere getirilecek olan) Oktay Engin tarafından Atatürk’ün Selanik’teki evinde bir ses bombası patlatılır. (Hasar yok)
Hemen ayni saatlerde (daha sonra büyük bir türk gazetecisi olacak olan) Orhan Birgit tarafından “”arkadaşlar atamızın evi bombalanmış, buna sessiz kalamayız”” diye ateşli bir konuşma yapılıyor ve bir bildiri yayınlanıyor.

Ateşin fitili yakılıyor..
Hepsinin içinde belirli boyda hazırlanmış sopalar ve atatürk posterleri bulunan kamyonet tipi araçlarla insanlar beyoğluna getiriliyor. Polis ve tanklar teyakkuzda. Hiç karışılmadan yağmalamalar, kırma dökmeler, tecavüz ve infazlar yapılıyor…. iki gün boyunca sürüyor…

Yunan askeri cuntası Kıbrıs’a el atıyor

1974 yılı başından itibaren yunanistan’da başında general Niyarkos’un bulunduğu askeri cunta, askeri istihbaratın kontrol ettiği EOKA’cıları üzerinden Kıbrıs’a milli milli el atmıştı.

Bunun üzerine kıbrıs rum lideri Makarios 25 Nisan 1974′te EOKA-B’yi kanun dışı ilan etti. 26 Haziran 1974′te ise Rum Milli Muhafız Ordusu’nun Kıbrıs Rum Yönetimi’ne bağlanacağını açıkladı. Makarios, 2 Temmuz 1974′te Yunan Cumhurbaşkanı General Gizikis’e ;

“…..Sayın Cumhurbaşkanı, en kesin şekilde belirtmeliyim ki, EOKA-B tedhiş örgütünün faaliyetlerini Yunanistan’daki askeri rejimin ileri gelenleri desteklemekte ve yönetmektedirler, bir çok defalar maddi varlığımı ortadan kaldırmak için görünmeyen bir elin Atina’dan buraya uzandığını, hatta bazen bana değmek üzere olduğunu hissetmişimdir. Milli Muhafız Ordusu’nda görevli Yunanlı subaylar, Atina’nın teşviki ile, devletin yıkılmasını amaçlayan ve cürüm teşkil eden faaliyetleri desteklerken susmak ve bunları gizlemek mümkün değildir. Yunan Hükümeti, Milli Muhafız Ordusu konusundaki bütün tutumu ile, Kıbrıs Devleti’ni yıkmayı amaçlayan bir politika takip etmişlerdir. Milli Muhafız Ordusu’nda görev yapan Yunanlı subayların geri çekilmesini istiyorum……”

şeklinde hitap eden bir mektup yazdı, ve bunu basına da açıkladı. Ertesi gün Rum Bakanlar Kurulu toplanarak askerlik süresini 14 aya düşüren, 10 bin kişilik orduyu 5 bine indiren ve polis teşkilatını güçlendirmeyi öngören kararlar aldı.

Makarios’un bu kararı, Yunanlı subayların tahrik ettiği Rum askerlerin olaylar çıkarmasına neden oldu. 3 Temmuz 1974 akşamı Metaksas Meydanı’nda toplanan Rum askerlerin taşkınlıkları üzerine olay yerine gelen polislerle askerler arasında çatışma çıktı, yaralananlar oldu.

Aynı gün toplanan Rum Temsilciler Meclisi’nde konuşan Nikos Sampson, Rum Milli Muhafız Ordusu’ndan 5 bin askerin terhis edilmesi kararını şiddetle protesto etti. Bunun üzerine 5 Temmuz günü Makarios, İngiliz televizyonuna da şu açıklamayı yaptı:

“Yunan hükümetinin reaksiyonuna bakılmaksızın Rum Milli Ordusu’nun mevcudu 20 Temmuz’da azaltılacaktır. EOKA-B, Kıbrıs Rumlarını bir iç savaşın eşiğine sürüklemiştir. Bu teşkilat, Yunan askeri rejimi tarafından desteklenmekte ve yönetilmektedir. Elimizde bulunan belgeler, Atina’nın, EOKA-B’nin tedhiş faaliyetlerindeki suçunu şüphe bırakmayacak bir şekilde ispatlamaktadır.”

Makarios’un bu açık suçlamalarından sonra Atina için yapacak tek bir şey kalmıştı: Darbe…

Nikos Sampson darbesi

Kıbrıs’taki Yunan Kara Kuvvetleri Komutanı Yarbay Konstantinos Kobokis Atina’ya çağrıldı. Daha sonra Yunanistan’a çağrılan Rum Milli Muhafız Ordusu Komutanı General Georgios Denissis ile Rum Milli Muhafız Ordusu Genelkurmay’ında görevli Mihalis Georgitsis’e, “Makarios’un öldürülmesi bahasına mutlaka darbe yapılması” emri verildi. Rum Milli Muhafız Ordusu’na ait üç tank, planlandığı üzere 15 Temmuz sabahı Başkanlık Sarayı’na saldırdı. Makarios, saraydan gizlice çıkarak Baf’a kaçtı. Saat 09:00′da, Rum Radyosu, Lefkoşa Havaalanı ve Telekomünikasyon Merkezi’nin işgali tamamlanmıştı. Rum radyosundan Yunan Milli Marşı çalınmasına başlanmış ve saat 09:10′dan itibaren darbecilerin açıklamaları okunmaya başlanmıştı.

Makarios yanlısı polislerin karşı koymaya başlaması üzerine darbeciler, saat 10:00′da radyodan “Makarios’un öldüğünü ve karşı koyanların derhal öldürüleceğini” ilan ettiler.

Darbenin yapılması ve arkasından Rumlar arasında çatışmanın başlaması Kıbrıs Türk kesiminde büyük telaşa neden olmuştu. Bayrak Radyosu’ndan bir mesaj yayınlayarak “darbenin Rumlar arasında bir iç mesele olduğunu ve Türkleri ilgilendirmediğini” vurgulayan Türk lideri Rauf Denktaş, Türkiye’nin müdahalesini istedi.

Kıbrıs “”Barış”” Harekatı

Kıbrıs’da Nikos Sampson’un darbe yapması üzerine Türkiye’de o sırada Ecevit’in başında bulunduğu hükümet Kıbrıs’ın bağımsızlığını, ülke bütünlüğünü ve güvenliğini” öne sürerek 20 Temmuz 1974 sabahı kıbrıs’a çıkartma ile başlayan müdahaleyi gerçekleştirdi.

İkinci barış harekatı sonrasında ortaya çıkan Türk - Rum sınırı


Harekat’ın ismi “Kıbrıs Barış Harekatı” oldu. Birinci gün çıkartma yapıldı. İkinci gün hava kuvvetlerimiz Kocatepe muhribimizi batırdı . üçüncü gün harekat bitti. Karşı taraftan ciddi herhangi bir direniş görmeyen bu harekatın en iyi tarafı Yunanistan’daki askeri cuntanın istifa etmesi ve sivil bir hükümet kurulmasına yol açması olmuştur. Daha sonra ise Yunanistan’daki cuntacı subaylar yargılandılar ve hepsi mahkum edildiler. Eski Yunan politikacılarından Konstantin Karamanlis, sürgünde olduğu Fransa’dan gelerek Yunanistan’ın başına geçti ve Yunanistan’da demokrasi yeniden doğdu. 20 gün aradan sonra ikinci barış harekatı yapıldı. 14 Ağustos 1974 başlayan bu harekat da üç gün sürdü. Türk askeri bu harekat ile adanın %37′den fazla bir kısmını ele geçirdi. 16 Ağustos cuma günü ateşkes ilan edildi. Aradan geçen 30 yıl içinde iki taraf arasında hala herhangi bir anlaşma gerçekleştirilemiş durumdadır.

Harekat sonrası dönem ve kuzey – güney karşılaştırması

Kıbrıs Barış Harekatı sonrasında karanlık işlerin döndüğü, kendini devlet sanan ama türkiyeden başka hiçkimsenin tanımadığı, türkiyeden giden paralarla keyif çatan önemli bir kesimine karşın, esas halkın sıkıntı çektiği, güneye bakıp imrendiği, iş bulamadığı ve isyanları oynadığı bir yer olan kuzey kıbrısın (eğer mümkünse) böyle kalmasını isteyen geniş bir ittifak cephesi var. Bazı ordu komutanları ve partililer bu konuda ısrarcıdır..

En harbisi başta MHP olmak üzere, CHP, DSP, İşçi partisi, Genç parti, vb. Bunların hepsinin yetkililerinin orada kişisel işleri ve özel ilişkileri de var.

Kendilerini solcu, atatürkçü, milliyetçi toplumcu, devrimci, sosyal demokrat, ortanın solcusu, sağcısı gibi sıfatlarla tanımlayarak tüm cepheleri tutmuşlar. Hep birbirlerine saldırırken gördüğümüz bu kişiler bu konuda hepsi sarmaş dolaş.

*1974 yılında rum tarafında kişi başına gelir 1500 dolar, Türklerde ise 1000 dolarmış. 2002 yılında Güney kıbrısta kişi başına gelir 15bin dolar olmuş, KKTC’de ise 3bin500 dolar.
*Adanın bölünmesinden 28 yıl sonra(2002 yılında) rum tarafının milli geliri 10 milyar dolar, KKTC ise sadece 984 milyon. 2001 yılında Kıbrıs Rum kesimi %4.1 büyüme gerçekleştirmiş, KKTC ise %5.4 küçülmüş.
*Enflasyon 1994 KKTC’de %215’e kadar çıkmış. Ortalama %70’lerde, rum kesiminde ise %3-4
*Güney AB’den müktesebata uyum çerçevesinde 57 milyon Euro aldı, KKTC ise hiçbir şey.
*Rum kesiminde işsizlik %3, KKTC’de ise %15 dolayında.
*Rum kesiminin turizm geliri 2002 yılında 2 milyar dolar, KKTC 95 milyon dolar
*Rum tarafı tarımdan dönüm başına 550 Euro gelir elde ediyor, türk tarafı sadece 43 Euro.
*Rumların 2002 sanayi üretimi ihracatı 300 milyon dolar, türklerin 18 milyon.
*Rumların tarım ürünleri ihracatı 400 milyon dolar, türklerin 15 milyon,
*2001 yılında rumların ihracat geliri 851 milyon dolar, KKTC’nin 34 milyon
*Rumların 2001 ithalatı 3.5 milyar dolar, KKTC 425 milyon
*Kıbrıs’daki narenciye arazilerinin %87’si KKTC’ye yani türklere ait. Türk tarafının toplam üretimi 120bin ton, rumların ise 90 bin ton olmuş.

Kurtarılmaktan memnun olmayanlar var

Adada en son durum (Şubat 2011)

Ankara’dan kıbrıs’a hibe, kredi, ve teşvik adı altında gönderilen para her yıl artarak 2003 yılında 432 milyon lira iken 2010 yılında 1 milyar 96 milyon liraya yükselmiş. KKTC vatandaş sayısı da artarak 178bin olmuş. Kıbrıs’da aile büyüklüğü 3.5 kişi, yani toplam 51bin kıbrıslı türk ailesi bulunduğu söylenebilir. Trafiğe kayıtlı araç sayısı 240bin olup, bunların 120bin’i özeldir. Yani her 3 kıbrıslıdan ikisinin özel arabası bulunmaktadır. KKTC’de halen her ay 70bin kişi (memur, emekli, KİT çalışanı olarak) maaş almakta, yani her aileye devletten en az bir maaş girmekte, ve KKTC bütçesinin %80′i maaş ödemelerinden oluşmaktadır. Ayrıca orada bulundurduğumuz silahlı kuvvetlerin (barış gücünün) türkiye tarafından karşılanan yükü ve külfeti oldukça yüksektir.

Adadaki rum kesiminde toplam 12bin asker olmasına karşın türk kesiminde türkiye’den gönderilen 24bin asker bulunmakta. Ada’ya daha fazla subay yollamak için asker sayısının şişirildiği söyleniyor. Çünkü orada görev yapan TSK mensuplarına fazladan % 35 Kıbrıs Tazminatı ödenmektedir. Subayların da Şırnak yerine kurşunlara hedef olma ihtimali bulunmayan bu adayı tercih etmeleri çok normal. O yüzden “”en iyi çözüm çözümsüzlüktür”” politikasını sonsuza kadar sürdürmek isteyen yetkililerin bulunduğu da bir gerçek.

Dayanışma Mitingi
Geçtiğimiz pazar günü kıbrıs türk kesiminde işgalci olarak tanımlanan Türkiye’ye karşı düzenlenen “dayanışma” mitinginde şu sloganlar dile getirildi.

Kurtarıldık mı HAS..KTİR... Çiçekçiğim şimdi kime benzerik...Kral çıplak


“Göç yasasını getireni de, geçireni de götüreceğiz”
“Kurtarıldık mı HAS..KTİR”
“Çiçekçiğim şimdi kime benzerik”,
“Kral çıplak”,
“Ankara ne paranı, ne paketini, ne de memurunu istiyoruz”
“Sayın Elçi vatandaşına sahip çık”
“Ayşe’nin parası bitti, tatilde hırsız oldu”
“Herkesin malına kondu, tatil bitti”
“Ayşe evine dön, bilet bizden”
“One way ticket”

Mitingde zaman zaman protestocular arasında gerginlik yaşanırken, Sendika Platformu’nun hükümete önerdiği 13 maddelik ilke, sözcüler tarafından kamuoyuna deklare edildi. İlkeler büyük çoğunlukla kabul edilirken, Türkiye’nin ada üzerindeki hakimiyet kurma çabaları, siyasi gasp olarak nitelendirildi ve direniş çağrısı yapıldı.

KKTC’de, Sendikal Platform’nun düzenlediği Toplumsal Varoluş Mitingi’nde 50 bin kişi Türkiye’ye resmen küfretti. Yürek acıtan ve bugüne kadar KKTC’de olmadık muamele gören Türkiye vatandaşlarına yönelik ağır küfürler, ilk kez açıkça pankartlara döküldü. Organizasyon heyeti miting alanının ortasında açılan ve meydanlarda toplanan 50 bin kişinin rahatça görebileceği küfürlü pankarta müdahale etmemesi ise şaşırttı!
Bazı sendikal örgütler AB yolunda KKTC’nin önündeki en büyük engelin Türkiye olduğunu iddia ederken, hükümetin hazırladığı ekonomik paketten ise yine Türkiye’yi sorumlu tutuyor. Bu arada adadaki grevler 14′üncü gününe girerken, hükümet istifasını isteyen binlerce protestocuya destek ise bölücü örgütün adadaki destekçilerinden geldi.

Sonuçta kıbrıslı ve türkiyeli sıradan vatandaşın son derece aleyhine, ancak az sayıdaki kıbrıslı ve türkiyeli devletlinin, siyasetçi, bürokrat ve işadamının ise şiddetli “”lehine”" işleyen bu düzen artık çatırdamaya başlamıştır. Hamasetle, kandırma, korkutma ve kışkırtma ile ilelebet sürdürülmesi imkansızdır.

Yorum gönder

Yorum göndermek için giriş yapmalısınız.